Ben sadece kendimin sözcüsü değilim. Bu dünyada ve ortamda yaşıyorum. Gözlem ve sezgilerim, deneyimlerim beni allak bullak etmiş durumda. Ama gene de kendime sözcü olmayı yeğliyorum.
"Ergenekon bulamacı"ndan çok şey gözlerden kaçıyor. Çok şey görünmezlikten geliyor. Bütün dikkatler oraya yönelmiş durumda.
Geçen gün gazetelerde, Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan'ın henüz İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken, henüz çıta gibi bir delikanlıyken, henüz bıyıkları siyahken ve mahcupken Davos'taki Bilderberg toplantısına katıldığına dair fotoğrafını görünce allak bullak oldum. Bilderberg toplantısına o zaman katıldığına dair, çevremde soruşturdum kimse bilmiyor. Fehmi Koru "Bizim Mahalle"de Bilderberg toplantılarına katılanları didikler onların açıklarını yakalar, açıklardı. Bilderberg toplantıları şaibeliydi. Bu durum nasıl olur da Fehmi Koru'nun gözünden kaçar? Bilderberg toplantılarını bu kadar eleştiren, katılanlarının Türkiye geleceğinden önemli rol alacaklarının ipuçlarını yakalayan, acımayan ve sayıp döken Fehmi Koru'nun da bir zaman sonra bu toplantısına katılışına da şaşırmış allak bullak olmuştum.
Daha neler oluyor bizim dünyamızda?
Bir zamanlar Filistin ve İran konusunda uzman olan, nesnel görünen bir Cengiz Çandar vardı. Onun büyüsü Özal ve Abede'nin Irak'ı işgaliyle bozuldu. Karşımıza bir Amerikancı çıktı. 28 Şubat sürecinde demokrat daha sonra gene Amerikancı rolüne büründü.
Bir zamanlar bizim mahallenin en suya sabuna dokunmayan tutucu, içe kapanık, tutuk Risale-i nur geleneğinden gelen badem bıyıklı Müslüman yazarlarımız şimdilerde en kopuk en demokrat, en Amerikancı ve İsrailci yazarlarıyla birlikte, aynı masa etrafında duruyorlar.
Bizim mahallenin entelektüel, şair, yazar ve sınırlı çevresi olan dostlarımız, arkadaşlarımız en kavgacı oluverdiler. Onlar, hiç ödün vermezlerken ağzı şarap kokan, içki içenlerle bir masa etrafında, bir gazete ortamında, bir panelde, bir ekranda ağız kokularına katlanabiliyorlar.
Bizim mahallenin; o saf, temiz her şeyden ürken, kul hakkına riayet eden, gerektiğinde parka ve postal giyen, halkın içinde olan genç kuşağı şimdilerde Mercedes arabalar yetmedi, audiler, jeeplerle fink atmakta.
Bizim mahallenin radikalleri ki, onlar, siyaseti şirk görür, Milli Görüş'e burun kıvırır, şiddetle yöneticilerini ve taraftarlarını küfürle itham ederlerken şimdi en Amerikancılarla kol kola gezmekteler. Siyaseti bir ucundan yakalayarak bir yere tutunmaya çabalarlar.
Bir zamanlar; en İsrailci ve Amerikancı gazetelerin satır aralarında gezinerek onlara deşifre edenler, bugün gazeteleri o gazetelerin rolüne bürünmüş. Bırakın satır aralarını, köşe bucak her yerde, alttan alta İsrailcilik ve Amerikancılık yapmaktalar.
Eski Amerikancılarla yeni Amerikancıların meydan savaşında toz dumanı birbirine karışmış, göz gözü görmüyor. Kimi gazetelerimiz bir zamanlar Ariel Şaron'un kanlı vampir dişlerini her gün gözlerimizin içine sokarlarken, aynı zulme devam eden İsrail yöneticilerinin gülümseyen yüzlerini göstermekten çekinmiyorlar.
Kur'an'dan ayetlerle, Siyonizmi, Yahudiliği deşifre eden, onları açıklayan halkı peşinden sürükleyen çığırtkanların çocukları bugün onlara hizmet etmekte. Bunlar ister vaiz, ister siyasetçi olsun fark etmiyor.
Kafam karma karışık. Bundan böyle ben kime güveneyim, kimlerle yolculuk yapayım? Kiminle oturup kalkayım. Sağcılar Müslümanların yerini alıyor ne yazık ki? Bizim geçmişte yanına yaklaşmadığımız o sağcıların dergileri, gazeteleri de bizim mahalleyi işgal ediyor. Bizim şairlerimiz, entelektüellerimiz onlarla birlikte yolculuk ediyor.
Kavmiyetçilik bizim tarafın sarıldığı bir ip artık. Kürtçü, Türkçü Müslüman entelektüeller vs.
Biz nerede duracağız, demiyorum. Öyle işte bir başına, dimdik, masum yolumuza devam etmekten başka çaremiz yok. Gösterişe kapılmadan, yokluğa razı olarak.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



