Gün geçmesin ki kadına şiddet haberleri gazetelerde gözükmesin. Bu da yetmiyormuş gibi kuma şakasına kızan kadının, kocasını kızgın yağla yakışı.
Bir de "Suriyeli kuma" imtihanı, Urfalı kadının.
Hatta Urfalı kadınların intiharlarının artışında bile bu kumaların katkı payının yüksek oranı.
Doğuda ayrı, Metropolde ayrı sıkıntı.
Aldatan kadınların itirafları okuyucu çekebilmekte.
Televizyonun evlilik dışı birliktelikleri özendiren dizileri ile toplumda yankılanan benzer hayat tarzları.
"eşimden ayrıyım ama bir birlikteliğim var" normal algılanmakta.
Zengin işadamlarının muzdarip oldukları konu, yüzlerce kadın aramaları.
Telefonla taciz olayları.
Ne günlere kaldık sızlanmalarına set gibi duran Eylül romanı, evli bayanı seven delikanlıyı anlatmakta idi.
Bir de entelleri saran şecere merakı.
Çok basit yöntemle herkes geçmişini, ırkını, aşiretini öğrenebilmekte artık.
Arkadaşlarımdan kimi, Moğol kökene dayandıklarını öğrenince çocuklarına Moğol ismi arayışına girdiler.
Biri oğullarına Argun ve Baydu, biri kızına "Bağdat Hatun" ismini koydu.
Bağdat Hatun ismi sevimli de; hikâyesi hüzünlü, karmaşık, acı, ihanet, cinayet örgülü.
Bağdat Hatun, Emir Çoban'ın kızı.
Emir Hasan'ın da eşi.
Magazin medyası, fısıltı gazetesi ile o vakitte de çok güçlü.
Sene 1325.
O gün Ucan yaylasında Bağdat Hatun, diğer kadınlardan üstün olmak için belki de en çarpıcı kıyafetini giymiş.
Zaten güzellik ve alımlılıkta herkesi geride bıraktığının farkında.
İlhanlı hükümdarı Ebu Said, yaylada bir yıldız gibi parlayan bu nadide kadını gördüğünde hayran kalır.
Evlenmek ister.
Cengiz yasasına göre bu normaldi, Hanın beğendiği kadın evli ise, eşinin onu derhal boşaması gerekiyordu.
Yasaya baba Emir Çoban itiraz eder, Han ile araları açılır.
İkili bir intikam yarışına girer, siyasi aktörler de bu kavgayı büyütürler, Bağdat Hatun'un babası ve kardeşleri birer birer öldürülür.
Bu onursuz duruma epey direnen Bağdat Hatun, sonunda eşinden boşanıp Han ile evlenir.
İlhanlı Sarayı kadın doludur ancak güzelliği ve aklı; Bağdat Hatun'u baş kadınlığa yükseltip, "Hüdavendigar" lakabını almıştı.
Ebu Said için bu değerli kadın, namına nam katmıştı.
Ne ki siyasi aktörler bu sevgiye tahammül edemeyecekti.
Sene 1331, eski eşi Emir Hasan'la gizlice haberleştiği iftirasını yaydılar.
Han, Bağdat Hatun' dan soğudu.
Ancak, suçsuz olduğu kısa sürede anlaşıldı.
Tutuklanan Emir Hasan, annesinin de araya girmesiyle bağışlandı, Kemah Kalesine tayin edildi.
Fakat 1333 senesi, Bağdat Hatun'u çıldırtan bir ihanete sahne aldı.
Bozkır, dağlar, tepeler, kadınlar bu olayı gece sabahlara dek yorumladılar.
Olay büyüktü, Han; Bağdat'ın yeğeni Dilşad ile evlenmişti.
Bağdat bu ihaneti hiç affetmedi, kocasına kin doldu.
1335 yılında Han, henüz otuz yaşında şüpheli şekilde öldü.
Tarihler Hanın eşi Bağdat Hatun tarafından zehirlendiğini yazdı.
İbn Battuta da aynı kanaatte bulundu.
Bağdat Hatun için çanlar çalmaya başladı.
Hanın yerine geçen Arpa Han, onu cinayet sorumlusu gördü.
Sonu acıklı bitti.
Hamamda başına topuz vurulmak suretiyle öldürüldü.
Tarihler der ki "cesedi adi bir örtü altında günlerce ortada kaldı."
Sene 1336'yı gösterdiğinde magazin gazeteleri dilden dile bir haberi daha geçti.
Bağdat Hatun'un eski kocası Emir Hasan, Ebu Said'in son eşi Dilşad Hatun'la evlenerek, kendisinin yaşadığı acının intikamını aldı.
Tiyatro yazarı Güngör Dilmen, 14.yüzyılın bu efsane kadınını "Bağdat Hatun" isimli bir tiyatro eseri ile kaleme aldı.
Eser, 1980'de devlet tiyatrolarında sahnelendi.
Günümüz kadını, Bağdat Hatun gibi 14. yüzyıl karakterine, sanki geriye doğru gitmekte.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



