Ülkemizde ve dünyada kadınların politikaya girip girmemeleri sürekli tartışıla gelmiştir.
Özellikle önümüzdeki "12 Haziran genel seçimleri," bunu daha da hızlandırmıştır.
Bizde kadına siyasal haklar, ileri demokratik ülkelerden önce verildiğinden Türk kadını seçme ve seçilme hakkına birçok Batı ülkelerinden önce kavuştu.
Kadınlarımıza verilen ilk siyasal hak, 1930'da çıkarılan "belediyeler yasası" ile verildi. Daha sonra 1934 yılında da "Türk kadını seçme ve seçilme hakkını" elde etmiş oldu.
O tarihlerde Avrupa ülkelerinden Fransa'da, Belçika'da, İtalya'da, İspanya'da, İsviçre'de ve Amerika'da kadınlara henüz seçilme hakkı verilmemişti.
Türkiye'nin medeni kanununu aldığı İsviçre ülkesi bile, kadınlarına seçme ve seçilme hakkını ancak 1974'de verebildi.
1930'ların Türkiye'sinde kadınların politikaya girmelerine fırsatlar verilirken "bu işe kadınlarımız hiç sevinmediler."
Çünkü politik hayat, "bizim kadınlarımızın karakterine ve kimliğine uymadı."
Zaten bunun için de ne talepleri oldu, ne de siyasi haklarla ilgili bir girişimleri oldu?..
H H H
Kadınlarımızın böyle bir istekleri olsaydı, o günün ortamı buna çok müsaitti.
Bu girişim tamamıyla erkekler tarafından gerçekleştirildi.
Türkiye'nin çehresini değiştirebilmek ve Batı yaşam tarzını yerleştirebilmek için 1935'de 18 kadını parlamentoya soktular ama arkası gelmedi.
İşin gerçeğini söylemek gerekirse siyaset, "kadının kendine yer edinmede en fazla zorlandığı alanların başında geliyor."
Türkiye'de bu alan, dünyadaki diğer ülkelere oranla kadınların ilgi duymadığı alanlardan biri.
Ne kadar anlatılırsa anlatılsın, ne kadar özendirilirse özendirilsin, "kadınların büyük bir çoğunluğu siyasete girmekten hoşlanmıyorlar."
H H H
Hoşlanmamakta da haklıdırlar...
Çünkü politikanın doğasında "eleştiri" vardır. Siyasi partiler birbirlerini eleştirerek varlıklarını sürdürürler.
Zaman zaman eleştirinin boyutu hakaretlere, fiziksel saldırılara, hatta kutsal değerlere ve kişilik haklarına kadar varabiliyor.
Bu durum karşısında; "kadının duygusallığı, insani duyarlılığı, zarifliği, merhameti, yardım severliği, hassasiyeti, hoşgörüsü v.s haliyle zarar görüyor."
Yaşadığımız dünyaya baktığımızda, kadınların toplumsal olarak en fazla değer verilen, önemli görülen işlerden özellikle politikadan uzak kaldıklarını görüyoruz.
Devlet başkanları, başbakanlar, parlamento üyeleri, yargıçlar, yüksek bürokratlar, diplomatlar, holding yöneticileri arasında yakın zamanlara kadar kadınları görmek pek mümkün değildi Siyaset, kadınla ilişkilendirildiğinde ve kadın için sorgulandırıldığında "hep parlamentoya endeksleniyor."
Siyaset arenasında politize olmuş insanların savundukları gibi kadınların parlamentoya girerek pek çok hakları elde etmesi iddiasının altında başka emellerin yattığını dillendirmek durumundayız.
H H H
Burada kadınlarla erkeklerin siyasi bir "rekabetin" içerisine girmesindeki esas amacın karşıt cinsiyetler arasında "rekabet çatışmasına" dayandığını artık herkes biliyor.
Bu girişim, gizli emperyalist güçler(!) tarafından organizeli bir şekilde plânlanıyor ve sürekli olarak da pompalanıyor.
Bugünün dünyasında "kadının politikaya" girmesinde maddi kazançtan çok, ruhsal yönden daha fazla zararlara maruz kalmaktadır.
Hukuksuzluğun ve çıkarcılığın yaygın olduğu bir ortamda parlamentoya girmekle ne haklar elde edilebiliyor, ne de sarf edilen emeğin karşılığı yerini bulabiliyor?..
"Kadın-erkek rekabeti," insanları ve toplumları nereye götüreceği hiç bilinmez.
Bu rekabetin sonunda kazançlı çıkan olmadığı gibi "aile birliği" gibi güçlü bir kurumu tehlikeye sokan çok ciddi sorunların giderek yaygınlaştığını "boşanan çiftlerde" görüyoruz.
H H H
Kadın ve erkek, "rekabet çatışmasını" farklı yaşıyorlar.
Erkekler için rekabet, "bir oyundur, bir güç mücadelesidir ve doğasının gereğidir." Erkeğin fıtrattan gelen bu genetik özelliği çocukluğundan beri yaşayarak elde edilen bir kişilik olduğu için bir yaşam tarzıdır.
Kadınlar içinse rekabet, "kötü, yanlış, ilişkiyi zedeleyen, bir davranış biçimidir." Bu nedenle de kadınlar ilişkiyi korumak ve ilişkide kalmak adına rekabetten kaçınırlar, ya da öteki uçta bir dışavurum ile saldırgan ve hırçın olurlar.
Gizli güçler (!) olarak adlandırdığımız "emperyalizmin istediği" de budur zaten...
Bütün bu olumsuz argümanlar karşısında "bugünün çıkar dünyasında" kadının kutsallığının zedelenmemesi, zarafetinin zarar görmemesi ve kadınsı duygularının yok olmaması için kadınların politikaya, "özellikle parlamentoya girmemeleri" gerektiği kanaati şahsımda daha fazla öne çıkıyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




