'NOT' gibi bir çıkıntıyla başlayayım. 'Kadın konusuna neden taktın?' diye soranlara bu çıkıntı.
Nisa taifesinden bahsettiğim bu yazılar, asla yalnızca onları ilgilendirmiyor; beni, anneyi, babayı, dedeyi, nineyi, ülkeyi, dünyayı ve öte dünyaları, sonsuzlukları da ilgilendiriyor.
Büyük bir projeyi; 'dinin, diyanetin, siyasetin ve en çokta vahşi kapitalizmin içinde olduğu bir projeyi', açık etmenin peşinde bu yazılar.
Fikri, zikri şaşmış veya dönen dolaplardan bihaber olanlar, sadece bu yazılarda değil, baktıkları her yerde muhtemelen aynı yanılsamaya düşeceklerdir.
Şifa dilemekten başka yapacak bir şeyim yok onlara.
Gelelim sadede..
'Kocasının hizmetkarı kadınlar ve karısına köle kocalar nereye kayboldu? Çok değil otuz sene öncesinin anneleri var mı?' diye sormuştuk bir önceki yazımızda.
Yok! Varsa da pek fazla değildir sayıları.
Günümüzde annelerin, hizmet ettiği bir patronları mutlaka oluyor ki ondan ne çocuklara, ne de kocalara sıra gelir!
Haliyle, eve ve aileye kala kala stres, kavga ve parçalanmış, hatta cinnet kurbanı olmuş fertler kalıyor.
"Kadın fıtratıyla savaşmak.."
Kadın, nasıl bir kötülüğün esiridir, nasıl bir aşağılık varlıktır ki, 'fıtratında' var olan bütün özelliklere saldırılıyor.
Kadını, kadın yapan ne kadar başat değer varsa hakarete uğruyor, aşağılanıyor.
Kadın fıtratında birinciye gelen özellik nedir?
Çocuk yapmak
Ona bağlı olarak, şefkat.
Ona bağlı olarak, çocuk yetiştirmek.
Hepsi birbirine bağlı olarak; daha evcimen olmak, yuvayı kurmak.
Kadın ancak, bu 'bir numaralı fıtri tarafı/tarafları' sayesinde hayattan zevk alır.
Durum bundan bundan ibaretken..
Özel bir durum olmadıkça, bir kadına, 'çocuk yapma' demek veya onu az çocuk yapmaya veya hiç çocuk yapmamaya teşvik etmek ne manaya gelir?
Bir kızı, 'geç evlendirmek' ya da geç evlenmeye zorlamak iyi bir şey olur mu?
Eğer erken evlenmek kadın için yaşamsal bir zorunluluksa, kızları işe, kariyere yönlendirmek olara yazık etmek olmaz mı?
Bir kadını erkekle eşitleyip aynı işlere sürmek, ikisine de aynı ağırlıkta iş vermek 'baştan ayağa kadınlığı inkâr' olmaz mı? Olur, hem de bal gibi olur.. Ve maalesef, dünyada ve Türkiye'de, uzun zamandır işler tamda bu 'inkâr' üzere yürüyor.
'Kadını inkâr' üzerine acımasız, insafsız bir uğraş veriliyor. Bir Allah'ın kulu da çıkıp sormuyor; erkek, daha matah bir şey midir ki, illa erkekle özdeşleştirilip, bütün işlerde onunla kıyaslanır kadın. Kötü bir varlık mı kadın?
Lanetli bir şey mi?
Avrupalıların, Hıristiyanların dediği gibi 'insan değil' mi?
Yoksa, 'Ortaçağ Avrupalı kafasının' imanı üzere şeytan mı?
Şeytandan kötü, lanet olası bir pislik mi?
Haşa huzurdan, 'kadın mabetlere sokulması caiz olmayan, bir çeşit hayvan mı?'
Elbette hiç biri değil.
Bu noktada mühim soru şu; değilse, 'kadın = erkek' anlayışını gerçekleştirmek için neden mücadele veriliyor?
Müslüman kadın, Müslüman aile..
Kadın ve erkek birbirinden çok farklıdır. En başta apayrı işlere memur, ayrı güce ve hünere sahiptirler.
Biri suysa, karaysa, öteki ateştir, havadır.
Apayrı varlıklardır.
Evet, ikisi de insandır
İkisi de Allah'ın imtihanına tabidir ama apayrıdır.
Bir taraf için üstünlük olan şey öteki taraf için zafiyettir.
Çoğu zaman, bir tarafı ilgilendiren 'şey', ötekisine galaksiler kadar uzaktır.
Kadın kadındır
Erkekte erkek.
Ve ikisi de yerinde, 'fıtratları üzere kalabildikleri müddetçe', çok güzeldir.
Bütün değerleri, kendi 'kalabilmelerinde' saklıdır. Aksi halde eksidedirler; zarar, ziyan ve hüsran içredirler.
Biri, ötekine dönüşmeye başladığı anda 'iğrençlik, fesat ve her türlü yıkım' başlamış demektir.
Bu durumu Kur'an, en yalın haliyle 'kadınlaşan erkeklere ve erkekleşen kadınlara lanet edilmesi' buyruğuyla bildirilmiş.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



