Tarih boyunca, kadının konumu tartışma konusu olmaya devam etmiştir. Kadın, gerek Cahiliyye döneminde, gerekse çeşitli toplumlarda hor ve hakir görülmüştür. Kadını bir hizmetçi olarak algılayan toplumlar olduğu gibi, onun insan olup olmadığını tartışanlar bile çıkmıştır. Cahiliyye toplumunda ise, kadın bir eşya gibi çarşı ve pazarlarda satılır, kız çocuğu dünyaya getirmek ayıp sayılırdı.
İslam dini, insan onurunu zedeleyen batıl inanç ve yanlışlıkları ortadan kaldırmış ve kadına şahsiyet kazandırmıştır: Müslüman şahsiyeti. Rabbimiz pek çok ayetinde, "Ey insanlar!" hitabıyla kadın ve erkeği bir arada zikretmiştir. Onlara, yapı ve yaratılışları ile uyumlu görev ve sorumluluklar yüklemiştir: "Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır." (Bakara, 228) Kur'an-ı Kerim, kız çocuklarını öldürenleri de "ziyana uğrayan ve yoldan sapan kişiler" olarak nitelendirmiştir: "Bilgisizlik yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ve Allah'ın kendilerine verdiği rızkı, Allah'a iftira ederek haram sayanlar, şüphesiz ki, ziyana uğramışlar, yoldan sapmışlar, doğru yolu da bulamamışlardır." (En'am, 140) Peygamber Efendimiz (s.a.v) de, 1. Akabe Biatı'nda "Kız çocuklarını öldürmeyeceksiniz!" emri üzere Medinelilerle sözleşmiştir.
Allahü Teala, "Erkekler, kadınlar üzerine hakimdirler." (Nisa, 34) ayetiyle, erkeği aile müessesinin reisi olma görevini yüklemiştir ama, "Kadınlarla iyi geçinin." (Nisa, 11) buyurarak, erkeğe, kadınların hak ve hukukunu gözetmeyi emretmiştir. Erkek, aile fertlerinin himayecisidir. Nasılki, her müessesede çalışan kişilerin konumlarına uygun görev, yetki ve sorumlulukları varsa, toplumun en küçük kurumu durumundaki aile müessesini oluşturan fertlerin de konumu aynıdır. Her bireyin görevinin net olarak ortaya konulması, aile müessesini güçlendiren en önemli faktördür. İslam dini, kadını "annelik" mevkii gibi kutsal bir dereceye yükseltmiştir. Annelik, bir kadının en güçlü psikolojik özelliğidir. Kadını, annelik duygusundan mahrum bırakmak isteyenler, ona en büyük kötülüğü reva görenlerdir. Çünkü, bu duygu, ilahi olarak kadına verilmiş olan vazgeçilmez bir özelliktir. Bugün, kadını eğlence dünyasının zevk ve sefa aracı olarak kullanmak isteyenler, kadını nasıl bir psikolojik bunalıma sürüklediklerinin farkında mıdırlar? Hem de ona hak veriyormuş havalarına bürünerek. Özgürlük, çağdaşlık, modernlik bahanelerinin arkasına sığınarak.
Bilindiği üzere, Birleşmiş Milletler 1975 yılında 8 Mart'ı Dünya Kadınlar Günü olarak ilan etmişti. O tarihten bu yana, 8 Mart Türkiye'de de Kadınlar Günü olarak kutlanmaktadır. Türkiyemizde de pek çok kadın kuruluşu mevcuttur. Herbiri, kendi anlayışı içinde bir çaba sürdürmeye devam ediyorlar. Acaba, bunlardan kaç tanesi, kadının özelliklerini ilmi ve objektif bir şekilde bir tahlile tabi tutarak bir çalışma yürütmektedir dersiniz? Çoğunun monoton, donuk ve belirli konularda dönüp duran bir çalışma anlayışını benimsedikleri açık değil mi? Hatta, onu duygu, kişilik ve inançlarından soyutlayarak kadın haklarını koruduğunu (!) zannedenler bile var. Ne kadar büyük bir cehalet değil mi? Hem de bilgiçlik taslama görüntüsü içinde!
Bu sene, hafta sonundan da faydalanmak için, 8 Mart Kadınlar Günü kutlamalarına erken başlandı. Yürüyüşler ve basın açıklamaları yapıldı. Gazeteler araştırma sonuçları yayınladılar. Bir gazetede, "Kadınlar 8 Mart'a gözü yaşlı giriyor" denilerek 2001'de katledilen, kocaları tarafından öldürülen, taciz edilen kadınlar hakkında bilgiler verildi. (Radikal, 6. 3. 2011)
Kadın konusunda tartışılanlar dikkatinizi çekiyor mu? Aile içi şiddet, kadının tacize uğraması, töre cinayetleri, kadınların iş hayatı ve yönetimlerdeki etkinliği gibi bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda konular. Peki, bunlar önemsiz mi? Elbette önemli. Önce, şurası iyi bilinmelidir ki, bunların hepsi sonuç! Asıl o sonucu hazırlayan sebepler üzerinde durmak gerekmez mi? Onlar üzerinde ciddi bir tartışma yapılmıyor.
Ayrıca, gerek kadın dernekleri, gerekse kadın programı yapımcıları, kadının "maneviyat dünyası ve annelik duygusu"ndan mahrum bırakılmasına yönelik uygulamalardan hiç kapak kaldırmıyorlar. Sermaye çevrelerinin kadını bir sömürü aracı olarak kullanmasından şikayetçi değiller. Kadının onurunu zedeleyen, toplumdaki itibarını yok eden teşhircilikten dem vuran yok. Kadın vücudunu şehvetleri azdırma aracı haline getirenlerden kimse yakınmıyor. Yoksa, bu uygulamalardan memnunlar mı?
Kadını, maneviyat dünyası ve annelik duygusundan mahrum bırakan her uygulama, kadın haklarına vurulmuş en büyük darbedir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



