Uludere faciası kolayca unutamayacağımız türden bir yara bıraktı yüreğimizde. Sebebi - faili ne olursa olsun, bu ülkenin 35 canı bir daha geri gelmeyecek şekilde aramızdan ayrıldı. Çok şeyler söylenebilir, çok şeyler yazılabilir lakin bütün bunlar acıyı unutturamıyor. Acıların unutulmasının yolu, yaşananlardan tecrübe edinip dersler çıkarabilmekten geçiyor.
Bölgeyi yakından tanıyanlar iyi bilir ki "devlet", Şırnak, Hakkari bölgelerinde terör hadiselerinden ötürü uzunca yıllardır sadece "güvenlik" yüzüyle var olmaktadır. (Elbette "yiğidi öldür hakkını yeme" kabilinden söylemek gerekir ki, son dönemde tıpkı Uludere kaymakamında olduğu gibi, Cizre, Çukurca gibi hassas bölgelere atanan kaymakamlar, kurum amirleri halkla daha yakın ilişkiye girmektedir. Bunun olumlu sonuçları da alınmaya başlanmıştır.) Sadece güvenlik yönüyle ön plana çıkan bir devletin halkıyla sağlam ilişkiler kurması mümkün değildir. Hele hele sosyalleşmenin, bilgiye ulaşmanın, dezenformasyonun sınırsız ve kontrolsüz olduğu bir çağda bu çok daha zordur.
O halde devletin hassas bölgelerde yapması lazım gelen şey; çok yönlü ve kapsamlı bir planlama, akabinde bu doğrultuda atılacak adımlar ve sonucun gerektiği gibi takip edilmesidir.
Bölgede kaçakçılığın boyutu
Şırnak ve Hakkari'nin Irak sınırına bakan tarafları (Uludere, Çukurca vb.) kaçakçılığın yoğun olduğu bölgelerdir. İnsanlar kaçak yollardan sigara, mazot, çay getirmekte, bunları iç piyasada paraya çevirmektedir. Bu nedenle bölgede neredeyse her markette kaçak çay, kaçak sigara bulmanız mümkündür. İlçe veya il merkezlerinde kaçak mazot bulacağınız mekanlar da fazlasıyla mevcuttur. En önemlisi bu kaçak alışverişi bölge halkının kendi arasında dönmemektedir sadece. Bölgede görevli öğretmeni, memuru, polisi hatta askeri de bu alışverişin bir tarafında bulunmaktadır.
Kısacası kaçakçılık dediğimiz vakıa, bölgenin sıradanıdır. Dolayısıyla "canım su testisi su yolunda kırılır, kaçakçılık yaparsan riskini de göze alacaksın" türünden yaklaşımlar, bölge gerçeklerinden uzak ve yüzeysel kalacaktır.
Neden kaçakçılık yapılıyor?
Verimli toprakları ve coğrafi şartları nedeniyle Güneydoğu'muzun temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Ancak terörün bir sonucu olan "köy boşaltmaları" nedeniyle son 20 yıldır bölgenin bu iki geçim kaynağında büyük düşüş yaşanmıştır. Sadece Şırnak'ta 5-6 milyon mertebelerinde ifade edilen küçükbaş hayvan sayısı bugün ne yazık ki 500-600 binler seviyesindedir. Boşaltılan köylerdeki araziler ise öylece kalakalmıştır.
Peki o halde halk ne ile geçinmektedir?
İl ve ilçe merkezlerinde halk "hizmet sektörü" ile geçinmektedir. Devlet kurumlarında çalışan memur ve işçileri çıkarttığınızda geriye asgari ücretliler kalmaktadır desek abartı olmaz. Elbette sanayici ve esnaflar da bulunmaktadır, lakin zengin ile fakir arasındaki uçurumun boyutu o kadar ileri boyuttadır ki, orta sınıf gelişememektedir.
Bu nedenle özellikle sınır köylerinde yaşayan vatandaşlarımız için kaçakçılık bir geçim kaynağı olmuştur. Facia sonrası açıklama yapan köylülerin "dedelerimiz de yapardı, biz de yaptık, bundan sonra da yapmalıyız" mealindeki sözlerinin sebebi de budur zaten. Uludere ilçesine bağlı köylerin korucu köyleri olması da bir başka ayrıntı elbette. Tarım ve hayvancılık, terör endişesi nedeniyle, yok denecek kadar az olduğundan koruculuk ve kaçakçılıktan başka geçim yolu görünmemektedir.
Bu yüzden, şayet "o zaman başka yere taşınsınlar" denmeyecekse, kalıcı çözümler bulma gibi bir yükümlülük bulunmaktadır.
Bu bağlamda, zaten halk tarafından sınır ticareti olarak görülen kaçakçılık vakıasının, gerçek anlamda adının konması faydalı olacaktır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



