Mustafa Kurdaş - Mustafa Yılmaz
Kabine revizyonunda ilk dikkat çeken nokta, Abdullah Gül’e yakın isimler görevden alınırken, yerlerine Tayyip Erdoğan’a yakın isimlerin alınmasıdır. Mesela Tarım Bakanı Sami Güçlü; Refahyol Hükümeti döneminde, Gül’ün danışmanıydı. Gül’ün kontenjanından milletvekili ve bakan oldu. Yerine getirilen Mehdi Eker ise Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde veteriner işleri müdürüydü. Erdoğan Gül’ün danışmanını aldı, kendi müdürünü getirdi.
Sonra Güldal Akşit. Eski ANAP’lı eski Bakan Galip Demirel’in kızı. Abdulkadir Aksu ve Abdullah Gül’e yakındı. Yerine Nimet Çubukçu geldi. Çubukçu; Ülker Grubu’nun avukatlarından. Biliyorsunuz, Başbakan Erdoğan ve aile şirketleri de Ülker’in en büyük bayisiydi. Bir ilave daha; AKP’deki kadın milletvekilleri içinde Emine Erdoğan’a en yakın isim de yine Nimet Çubukçu’ydu.
Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen’in yerine getirilen Trabzon Milletvekili Faruk Özak da Başbakan Erdoğan’ın yakın arkadaşı. Erdoğan’ın ricasıyla siyasete girdi. Ortak yönleri çok. İkisi de Topçu. Faruk Özak bir zamanlar Trabzonspor’un takım kaptanıydı. Trabzonspor’un Başkanlığını da yaptı. Sonra ikisi de Karadenizli. Tam bu noktada Bayındırlık Bakanlığı’ndaki değişimle ilgili ilginç bir iddiayı daha paylaşalım; Türkiye’de inşaat sektörü tamamen Doğu kökenli müteahhitlerle, Karadeniz kökenli müteahhitlerin hakimiyetinde. Doğulu bakan gitti yerine Karadenizli bir bakan geldi. Dikkat çekicidir. Bakanlıkta bu yönde ciddi bir görüş hakim.
Bu arada Faruk Özak da inşaat sektöründen. YAPISUN isimli firma O’nun. YAPISUN Karadeniz bölgesinin en büyük inşaat malzemeleri satan bayilerinden birisi. Faruk Özak bundan sonra dikkatli olmalı. Koray Aydın'ın da inşaaat malzemeleri satan bir firması vardı. Ancak başına dert oldu...
Sonuç itibariyle, Kabinede görevden alınanlar Erdoğan'a uzak, Gül'e yakın isimlerdi. Gelenler ise tam tersine Gül'e uzak, Erdoğan'a yakın isimler. Hem de çok yakın!
Bu durumdan Abdullah Gül'ün pek hoşnut olmadığını tahmin etmek zor olmasa gerek.
Tayyip Erdoğan ve Perşembe sırrı!
Başbakan Erdoğan’a komşu olmak büyük ayrıcalık. Başbakan’ın Ankara Subayevleri’ne taşınacağı ortaya çıktıktan sonra hemen iki gazeteci aynı binada daire tuttu. Birisi STV Ankara Temsilcisi Haluk Örgün’dü!. Başbakan’a “Subayevleri’nde” komşu olduktan sonra, STV Ankara Temsilciliği’nden, Devletin elindeki Star Medya Grubu’nun başına yükseliverdi. Ancak fazla tutunamadı. Çünkü!... Neyse burayı “biiiip” deyip geçelim.
Erdoğan’ın komşusu ikinci gazeteci; Kanal 7 Ankara Temsilcisi M. Akif Beki idi. Beki; Erdoğan konusundaki ilk çıkışını “Erdoğan’ın Harfleri!” kitabıyla yaptı. Kitabında Erdoğan’ı yere göğe sığdıramıyordu. Sanırız Erdoğan’ı “Musa Peygamber’e!” benzetmesi bu konuda yeterli gelir. Sınır Tanımayan Gazeteci’lerden olduğunu görebiliyoruz...
Sadece gazetecilik değil, Akif Beki’nin kahinlik noktasındaki yeteneği de dikkat çekici. Yazdığı kitaptan öğreniyoruz. Geleceğe ilişkin kehanetlerde bulunabiliyor. Mesela kitapta, harflerden, rakamlardan yola çıkarak “Tayyip Erdoğan’ın 68 yaşında çok önemli bir olay yaşabileceğini” yazıyor. Ve “60 yaşından sonra dikkatli olması gerektiğini” belirtiyor.
Beki’nin kitaptaki en ilginç tesbitlerinden biri ise Tayyip Erdoğan’ın “İyi gününün Perşembe” olması. Beki’ye göre; “Perşembe günü Erdoğan’ın en iyi günü!”.. İlginçtir; Başbakan Erdoğan Kabine değişikliğini Perşembe günü yaptı. Demek ki Başbakan, Beki’nin tavsiyelerine harfiyyen uyuyor.
İlginçtir Akif Beki de yine perşembe günü, Başbakan Sözcülüğü’ne getirildi. Bu Türkiye’de ilk kez uygulanacak bir sistem. Amerikan modeli!. Akif Beki 3 yıl Amerika’da kalmıştı. Erdoğan bu ayın 8’inde Amerika’ya gidiyor ve yanında Akif Beki’yi de götürüyor. Tavsiyelerinden yararlanacaktır.
Neyse bu yazının asıl maksadı, Perşembe’nin sırrından çok, Erdoğan’a komşu olanların hızla terfi ettiğine dikkat çekmekti.
Ama boşuna yorulmayın. Biz sorduk; Erdoğan’ın oturduğu Subayevleri’nde boş daire kalmamış!
Üçüncü telefon sendromu!
Görevden alınan Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen, Başbakan’a oldukça kırgın. Bu yüzden yakın çevresine “Başbakan bugüne kadar beni sadece iki kere aradı. Üçüncü arayışında ise istifamı istedi!” diye serzenişte bulunuyormuş.
Başkent kulislerinde, kabine değişikliğinin bununla sınırlı kalmayacağı görüşü hakim. Önümüzdeki aylarda yeni bir revizyona gidilmesinin muhtemel olduğu konuşuluyor.
Bu yüzden bazı bakanlara bugünlerde yakın arkadaşları “Başbakan seni kaç defa aradı?” diye sorup duruyormuş. “İki defa aradı diyenlere” manalı manalı gülümseniyormuş!
Asya’nın anahtarı Anadolu...
Hatay’da ‘Medeniyetlerin Buluşması’ adıyla yapılacak olan toplantı daha şimdiden çok bilinmeyenli denkleme dönüştü. Milli Gazete’miz konunun detaylarını birkaç gündür haberleriyle okuyucularına duyuruyor ve her zamanki gibi yine Türkiye’nin bazı sinsi planlara alet olmaması için ikazlarını yapıyor...
Biz de bu denklemin içerisine şimdilik sadece sorularla girelim. Çoğu zaman gerçekler soruların kendisinde gizlidir çünkü...
*
* Vatikan Dinlerarası Diyalog Konseyi Başkanı Başpiskopos Michael Fitzgarald neden bu toplantının davetlileri arasında bulunuyor?
* Türkiye’deki Vatikan’ın ‘diyalog’cusu özel misyoner Thomas Michel bu projenin hangi kulpundan tutuyor?
* Irak’ı işgal eden Bush ile Filistin’de taş üzerinde taş bırakmayan Ariel Şaron’un Hatay’da ne işi var?
* Toplantı için neden Hatay seçimi yapıldı?
* Başbakan Recep Tayyip Erdoğan neden birden bire dinler bahçeleri, dinler parkları projelerine ilgi duymaya başladı?
* AKP iktidarı niçin kanunlarımızdan ‘cami’ ifadesini çıkarıp yerine ‘ibadethane’ ifadesini koydu...
* İçişleri Bakanlığı’nın bütün Valiliklere ve Belediyelere gönderdiği “AB sürecinde hoşgörülü olmalıyız, imar planlarınızda artık camilerle birlikte cami ve kiliselere de yer vereceksiniz” genelgesi ne anlama geliyor?
* Niçin AKP’li belediyeler kilise resterasyonlarına girişti?
* Papa ölünce müslüman ülke Türkiye’nin ay-yıldızlı bayrağı neden yarıya indirildi, Türkiye’de neden yas ilan edildi?
* Finans kaynağının nerden geldiği bile belli olmayan milyonlarca İncil’in sokaklarda dağıtılmasına neden herkes göz yumuyor?
* Yüzde 99’u müslüman Türkiye’de başörtüsü yasakken, 15 yaşından küçüklere Kur’an öğrenimi yapılamazken, İmamlara TCK ile konuşma yasağı getirilirken; son iki yıldır neden bir tek bile misyonerlik soruşturması açılmıyor?
* Kazakistan’da sponsorluğunu ünlü Yahudi ailesi Rothschild’lerin buradaki eli olan Aleksander Mashkevic’in yaptığı ‘dinlerarası diyalog’ çalışmalarında nasıl oldu da Türkiye hükümetiyle ve çevrelerle birlikte bayraktar ülke haline geldi?
* Yoksa Avrupa Birliği’ne girmenin gizli ve en önemli ön koşulu Asya’nın anahtarı Anadolu’nun Hıristiyanlaştırılması mı?
*
Bu soruları cevaplarıyla birlikte ele alınca aslında fotoğraf da az çok ortaya çıkıyor. Fakat Papa II. J. Poul’un 24 Aralık 1999 tarihinde Hıristiyan dünyası için verdiği milenyum mesajı aslında bütün taşları yerine oturtuyor.. Ne demiş Papa:
“Birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı. İkinci bin yılda ise Amerika ve Afrika. Üçüncü bin yılda hedef Asya’dır.”
Evet! Her anlamda hedef Asya...
Asya’nın anahtarı da Anadolu...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



