Süheyl Batum'un TSK için kullandığı "Kağıttan kaplan" cümlesinin başlattığı tartışmaya katılmak için atmadım başlığı. Batum'un sözleri, birçok CHP'linin bilinçaltını yansıtan "darbeye mecali olmayan orduyu ne yapalım?"sızlanmasıydı zaten.
Asıl İslam dünyasındaki "kağıttan kaplanlar"ın son günlerde yaşadığı moronluk ve akıl tutulması benim gündemim.
Tunus'ta yasemin çiçekleri satan bir delikanlının, ekmek teknesini elinden alan polislere karşı zincirinden başka kaybedecek bir şeyi olmadığını haykırarak kendi bedenini ateşe vermesiyle başladı her şey.
Sokakta başörtüsü takamayan, minarede ezan sesi duymayan Tunuslular, bu dramatik olayı kırılma vesilesi yapıp sokaklara döküldüğünde, Bin Ali tonlarca altınını da yanına alarak ülkeden kaçmak zorunda kaldı. Benim için işin en önemli kısmı buraya kadar olanı. Daha sonra, bildik siyasi pazarlıkların ve uluslar arası stratejilerin devreye girdiği "proje" kısmı başlıyor.
Uçağı kullanan pilot uluslar arası medyaya, havaalanındaki diyalogları anlattı. Karısının bile uçakla ülkeden kaçarken "Embesil, geri zekalı, her şeyi berbat ettin" diye dürttüğü Bin Ali'nin kurduğu 23 yıllık korku imparatorluğunun "Kağıttan kaplan" olduğunu gösterdi bize Tunus halkı. Adına isyan, devrim, kalkışma, kıyam ne derseniz deyin, bir halkın öfkeyle sokağa çıkıp "püf" diye üflemesi, "kağıttan kaplan"ın gözlerindeki meşaleyi söndürmeye yetmişti.
İslam dünyasında maalesef tonlarca örneği var bu "kağıttan kaplanlar"ın! Anglo sakson bir mühendisliğe kurban giden İslam coğrafyasında, 100 yıldır sömürge larvaları, demir pençelerini halklarının sırtından bir an bile çekmiyor.
"Arap" yanılgısı ve oryantalizm
Türkiye'de "Araplarla ilgili en sık duyduğumuz ve sokaktaki insanın diline yapışmış en klişe cümle nedir?" diye sorulacak olursa, ilki "Araplar bizi sırtımızdan vurdu", ikincisi ise, "Bütün Araplar da diktatörlükle yönetiliyor kardeşim" genellemesidir. Birinci klişede, tarihsel bir yanlışın zaman içinde hakikate dönüştürüldüğü medyatik manipülasyonun gücünü görürüz. İkinci genellemede ise aslında Arapların bile-isteye kendilerini yönetsin diye başlarına özellikle birer kral veya diktatör seçtiği ve bu diktatörle kralları değiştirmek için de en küçük bir irade göstermedikleri iddia edilir.
Halbuki daha 1928 yılında dünyanın ilk İslami hareketini kuran, yeryüzündeki tüm zalimlerle mücadeleyi kendine düstur edinen ve davasını kanı ile imzalayan Hasan El Benna'ya Seyyid Kutup'a ve ihvanlarına ayıptır bu iddia! Aynı şekilde Said Havva'lara, Tunku Hasan De Tiro'ya, Ramazan el Buti'ye, Cuheyman el-Kuteybi ve arkadaşlarına, Hama'ya, Halepçe'ye ayıptır!
Bu genellemeler, Oryantalist zihniyetin İslam dünyası medyasındaki gücünün de göstergesidir ne yazık ki!
Sömürgeci Batı merkantilizminin iğfal ettiği mazlum coğrafyalarının çoğu İslam toprağıdır kabul. Ama elinde silahla, "hikmet"e savaş açıp, parayla başta tuttuğu uşağının tahtını kanla muhkemleştiren bu "Batılı" arka planı görmemek Oryantalizmin başarısından başka nedir!
Bugün Mağrip ve Afrika'daki uyanış, ne dış güçlere, ne ekonomiye, ne ideolojiye, ne teknolojiye dayanılarak açıklanamaz. Olayın tarihsel boyutu ve tüm bu etkenlerin harmonisi ile oluşan kolektif bir refleks söz konusu! Bütün İslam coğrafyasındaki aziz Müslümanların, Batıya uşaklık yapan krallarının ve diktatörlerinin sonu gelmiştir. Kimi Hüsnü Mübarek gibi 18 gün, kimi birkaç ay, kimi de biraz daha fazla zulmünü sürdürebilir ama o kadar.
Ümmetin kâğıttan kaplanları!
Tunus'un devrik lideri Bin Ali 23 yıldır, Libya lideri Kaddafi 41 yıldır, Yemen lideri Ali Abdullah Salih 32 yıldır, Mısır lideri Mübarek 32 yıldır, Cezayir lideri Buteflika 11 yıldır, Suud Kralı Fahd'ın 30 yıllık iktidarının ardından oğlu Abdullah 5 yıldır, Ürdün'de Kral Abdullah da dede ve babasının ardından 11 yıldır yönetimde! Suriye'de ise 30 yıl baba Esad, 11 yıldır da oğul Esad'ın Baas Partisi var iktidarda.
Ülkelerinde ekonomiden siyasete, medyadan magazine, sosyal gelişmelerden askeriyeye kadar tüm ipler "Kağıttan kaplanlar"ın elinde. Hepsinin ortak noktası ise yönetim biçimlerinin, bir ya da birkaç aileden müteşekkil mutlak monarşik sistemler olması.
18 gün önce Mısır'da Mübarek'e "defol" demek için Tahrir Meydanı'nı doldurmaya başlayınca insanlar, bütün çevreme "Elhamdülillah Firavun gitti" dedim. Bu keskin bir öngörü filan değil, Araplara gelen cesaretin Tunus'tan aldığı motivasyonla işin sonuna kadar gideceğine olan inancımdı. Çünkü yol bitti. Bu Tunus'la başladı ama Mısır'la sona ermeyecek. Yukarıda saydığımız zalimlerin hepsi kaybetmeye mahkum. Bakın çağın son Firavun'u İsrail işbirlikçisi Hüsnü Mübarek'in Eylül'e kadar direneceğine inanan uzmanlar bile onun 18. gün pes etmesini şaşkınlıkla izledi.
İktidar körlüğü zeka geriliği
Çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu İslam dünyasında gençler, gelişen dünyayı ve teknolojiyi izliyor, modern dünyanın nasıl yaşadığını, düşündüğünü ve ne talep ettiğini sosyal medya üzerinden takip ediyor.
Yıllarca halklarını, baskı, yasak, zorbalık ve petrol-elektrik gibi rüşvetlerle yöneten diktatörler ise kendi halklarını zerre kadar tanımıyor. Bin Ali'nin Tunus'tan kaçarken pilota "Beni geri getir halkımla konuşup işi tatlıya bağlarım" demesi, Mübarek'in sokakların "dış güçlerin" etkisinde kaldığını belirterek Mısırlılara hakaret etmesi, 18 gün boyunca istifa etmeyeceğini açıklaması, diktatörlerin yaşadığı iktidar körlüğünün, akıl tutulmasının en belirgin işaretlerinden.
Ayrıca halklarının ne dediğine kulak verecek kadar bile firasetlerinin kalmadığını da gördük. Örneğin yıllardır terör devleti İsrail'in ablukası altından inim inim inleyen Gazzelilere, İsrail'in emriyle abluka uygulayan, Refah kapısını kapatarak onların tıbbi ve insani ihtiyaç için bile Mısır'a geçmesine engel olan Mübarek, bu konuda en küçük bir adım dahi atmadı. 18 gün boyunca, Filistinlilerin bu dramına isyan eden Mısır halkının öfkesini bir nebze olsun dindirebilecek "Ablukayı kaldırdım, sınırı açtım" cümlesini bile kuramadı. Çünkü, koltuklarının Batılı ağabeyleri tarafından o kadar sağlam perçinlendiğine inanıyorlar ki rasyonel düşünce yeteneklerini tamamen yitiriyorlar!
Mübarek, işin sonunda Mısırlıların, tank ve topları ezerek sarayında kıstırdıkları Çavuşesku'yu parça parça eden Romanyalıların yaptığı noktaya varacağını hissedip bırakmak zorunda kaldı. Mısır'ın anlamı Tunus'tan çok daha büyük. Mısır kapısı kırıldığı an isyan ateşinin, "kağıttan kaplanlar"ın hepsinin tahtını tutuşturacağını bildikleri için korkuyorlar. Artık korku sırası onlarda. Çünkü zulüm payidar olmaz. Ya altınlarını da alıp ülkeden kaçacaklar ya da Çavuşesku gibi lime lime edilecekler. Tercih onların!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



