Bir de yeni moda bir Umre ve Hac işi çıkmış. Bu işi yapanlardan biri anlatıyor: "Sayın hocam, ateist filanı ikna ettik, Umreye götürdük" dediğinde gözümde saygınlığını yitiren bu adama "Haltetmişsiniz. Ahirette Mekke'deki Mescidi harama gizlice necaset sokmak için çete kurmaktan yargılanacaksınız.
Rabbimiz, Tevbe suresinin 28'inci ayetinde "Ey iman edenler, şüphesiz müşrikler neces (pislik) dirler. Onlar, bu yıldan sonra, Mescidi Harama yaklaşmasınlar..." yasağına rağmen siz "Ben ihram giymem, Telbiye okumam, Kabe'de bu başı secdeye indirmem" diyen ateisti gizlice gece vakti Allah'ın görmediğini zannettiğiniz yerden Mekke'ye necaset sokmaktan yargılanacaksınız" dediğimde "Biz de iyilik yaptık zannederek anlattık hocam" diyor.
Dönüşünde havaalanında "Çok etkilendim" diyen bu ateistimiz, böyle diyerek kimliksiz kişilerimizi memnun da etmiş.
Nasıl etkilendiğini açıklamamış. Umre konusunda biraz değil çok çok haddi aşıyoruz.
Orta halli bir işadamımız anlatıyor: "Dört çocuğuyla kalakalmış, hiçbir geliri olmayan bir hanıma yardım etmek için onun adına bankada bir hesap açtırdık ve her ay onun ihtiyaçlarını karşılayacak parayı otomatik olarak her aybaşında onun hesabına geçiyoruz.
O bizi görmüyor, biz de onu görmüyoruz.
Bir gün büroya çıkageldi ve "Benim şıhım Umreye gidiyor ne olur beni de gönderin" dedi. Çok ısrar etti.
Israrına yürekler dayanmaz.
Kendisine bak, bu sene seni umreye gönderemeyiz. Ancak maaşına her ay yüz elli lira zam yapıyoruz. Sen bu parayı artır, yeni sene git deyince sevindi ve "nasip yeni seneyeymiş" diyerek gitti.
Yeni sene oldu, şıhı yine Umreye gidecek ama bu hanımdan hiçbir hareket yok. Yani gitmedi" dedi.
27/05/2011 tarihli makalemde "İşyeri sahibi biri Hac ve Umre organizesi yapan şirketle anlaşmış her ay birinin parasını şirkete veriyor ve sırayla işçilerini Umreye gönderiyormuş.
Şimdi siz burada durun ve bu işadamı hakkında içinizde oluşan düşünce üzerinde bir düşünün.
"Vay be ellerde ne iyi patronlar var" mı diyorsunuz.
"Keşke ben de öyle biri olabilseydim" mi diyorsunuz.
"İyiler eksik değil" mi diyorsunuz.
Mutlaka bu işadamının iyilik yaptığını ben de düşünüyorum.
Ancak ben de kendisine "Sen parayı şirkete teslim etme. Umre parasını işçiyin eline ver ve eğer o gitmek isterse gelsin o şirketle Umreye gitsin.
Adamın borcu var ama zorunlu olarak Umreye gönderiyorsun. Ayrıca Umreye gidip gelmenin ve çevreye hediye dağıtmanın da bir bedeli var ve sen bu adamı yeniden borca sokuyorsun.
Umre nafile bir ibadettir.
Borcu ödemek ise farzdır.
Sen parayı işçinin eline ver. O isterse borcuna versin, isterse Umre'ye gitsin" dediğimi yazmıştım.
Bu sene Karaman'da kaldığım zaman içinde tanıdıklarımdan bir kaçının oğluyla arasının iyi olmadığını öğrendim.
Baba, Almanya'daki oğluna küsmüş. "Ellerin çocukları babasını Hacca ve Umreye gönderiyor sen beni göndermiyorsun" diyerek hakkını helal etmeyeceğini bildirmiş oğluna.
Ben, ona "Amca, bak senin oğlun sana bakmaya mecbur ama Hacca göndermeye mecbur değil.
Hac sana farz değil.
Bu konuda oğluna küsmen veya hakkımı helal etmem demen geçerli değildir" diyorum fakat her gün cami önünde dedikodu yapan ve oğlunun kendisini iki defa Umreye gönderdiğini anlatanların yanında boynu bükük kalan bu adama benim fetvam geçerli olmadı.
Umre ve Hac hizmeti veren Turizm şirketi sahibine "Size müracaat edenlerin kendisine Hac farz olmayanları ikna edip vazgeçirin" dediğimde "Olur mu hocam, biz teşvik bile ediyoruz. Finans kuruluşlarından bazıları Umre kredisi veriyor, taksitle Umre yapıyorlar" diyor.
Turizm kuruluşlarına sesleniyorum, Umre için müracaat eden adama "İhlas/Kul hüvallahü ehad" suresini okumasını isteyin "Kul fü" diyenlere "Kul hü" demeyi öğretin daha fazla sevap alacaksınız ve sevabınız o adam namaz kıldıkça ve İhlas suresini doğru okudukça sevap haneniz ağırlaşmaya devam edecek.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



