Bir haftalık İzmir seyahati dönüşü işte yine masa ve bilgisayar başındayım. Doğal olarak, İzmir'le ilgili gözlemlerimi, izlenimlerimi anlatacağım: Siyasî atmosferinden kültürel cephesine kadar, İzmir'in, İzmirlinin bendeki yansımasını merak etmeyenler, okumayı burada kesip kendilerini bir kenara atabilirler!
Evet, madem okumayı seçtiniz, devam edeyim: Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ında şöyle bir cümle vardır, Selim Işık'la ilgili: "Gençlik inançlarını reddedenlere çok öfkelenirdi." Ne alaka diyenler olacaktır: İzmir, benim gençlik inançlarımı yaşadığım bir şehir: İnançlarımı, acılarımı, aşklarımı, sancılarımı... Onları nasıl reddedebilirim? Reddedip, hem kendime, hem de bir roman kahramanı olarak Selim Işık'a nasıl ihanette bulunabilirim. Bu yüzden, İzmir'e her yolum düştüğünde, o çağlarıma, o çağların sisli dumanlı havalarına dair binlerce hâl, beni kuşatma altına alır.
Madem söz açıldı, işte burada taahhüt etmiş olayım, bir gün, İzmir'in benim kimliğime, edebiyat dünyama olan etkisini anlatayım. Olur ya, bunları anlatmadan bu hayattan çekip gidersem, gençlik inanç ve itikatlarıma ihanet etmiş sayılabilirim...
Nasipse gerçekleşecek bu taahhütten sonra, 2010 Temmuz'unun ilk yarısında gerçekleşen İzmir tecrübelerimi anlatmaya geçebilirim.
İzmirli kültür adamlarından ve onların kültürel hamlelerinden bahsedeceğim önce. Son yıllarda hemen her İzmir seyahatimde olduğu gibi, bunda da Naci Gümüş hocayla irtibat kurarak başladım şehri yaşamaya. Arkadaşları Naci Gümüş için "Ser-muharrir" unvanını kullanıyorlar ki, doğrudur. Sezai Karakoç'un hemşehrisi ve fikirdaşı olan Naci Gümüş, 1968'den bu yana edebiyat camiasının içinde. Fikir ve Sanatta Hareket, Türk Edebiyatı gibi dergilerde kaleme aldığı hikâyelerle, sonraki yıllarda yazdığı deneme ve hatıralar, onun gösterişsiz, fakat yüksek nitelikteki sanatkâr şahsiyetinin şaheserleri arasında yer alır. Kırk yıllık eğitimcilik hayatını bir müzede idarecilik göreviyle pekiştiren Naci Gümüş, Türkiye Yazarlar Birliği'nin yakın zamanlarda kurulan İzmir Şubesi'nde de aktif rol oynuyor. Naci hocayla İzmir'de bulunduğum günlerde farklı muhabbet ortamlarında görüştük. Bunların hepsi önemlidir, fakat ben özellikle ilkinden bahsedeceğim. Zira bu sohbetimizde, onun yayına hazırladığı Gün Batmadan kitabından, yani, uzun yıllardan beri yazıp gelmekte olduğu hatıratından haberdar oldum. Birbirinden ilginç hayat sahnelerini ihtiva ediyordu bu dosya. Naci hoca, büyük bir heyecanla, eserin münderecatıyla ilgili hususları paylaşıyordu benimle. Yakın dönem tarihi ve toplumuyla, kültür ve sanat ortamlarıyla ilgili pek çok ayrıntıya muhteviydi Gün Batmadan. Bahtınız açıksa, okuyup daha iyi göreceksiniz söylediklerimi...
Vaktiyle Harman dergisini çıkararak kültür ve sanat hayatına büyük katkılar sağlayan Mustafa Kaylı'yı, her zaman olduğu gibi, Kızlarağası Hanı'ndaki dükkânında ziyaret ettim. Fakat bu kez bir sürpriz karşıladı beni: İskenderiye Kütüphanesi yok olmuş! Kaylı, kitabın hayatımızdan çekilmesine bağlı bir mağlubiyetle, tasfiye etmiş kitabevini. Artık bir gümüş takı dükkânı var İskenderiye Kitabevi'nin yerinde. Fakat Mustafa Kaylı kitaptan ayrı kalacak bir adam değil. Alıkoyduğu kitaplarıyla, kendisine ait bir oda oluşturmuş dükkânın bir köşesinde. Bahar köşesi diyeceğim o köşeye. Orada Kaylı'yla İzmir, İzmir'de sanat ve siyaset, kültür ve edebiyat, velhasıl hayat ve memat bahsine giren ne varsa, konuştuk...
İzmir'e yolu düşenin Nihat Dağlı'yla görüşmemesine yanarım. Kızlarağası'nda görüşme vaadi verdik birbirimize. 10 Temmuz Cumartesi günüydü. TYB İzmir Şubesi'nde Nurettin Topçu'yu anma faaliyeti vardı. Birlikte oraya geçip, Yard. Doç. Dr. Veli Öztürk tarafından verilecek konferansı dinleyecektik.
TYB'de bizi Naci Gümüş ile şube başkanı Harun Özdemir karşıladı. Yerel yönetimler, kentleşme, yakın tarih, politika, vb. gibi çok farklı konularda makale ve kitapları bulunan Harun Özdemir kurucusu olduğu 2023 Yeni İzmir Derneği'nin de başkanlığını yapmaktadır. Şahsıma takdim ettiği İzmir 2023 adlı kitap, onun, geleceğin İzmir'iyle ilgili bakışlarını içeriyor. 'Mega-kent İzmir'in bütün yönleriyle takdim edildiği kitap, aynı zamanda Harun Özdemir'in açık ufkunu muştuluyor.
Sıra, TYB'de düzenlenen Nurettin Topçu konferansında tuttuğum notları paylaşmaya geldi. Bir defa, şunu hemen söylemek lâzım: TYB, hayli kurak olan İzmir kültür ve sanat ortamını yeşertmeye başlamış. Haftada bir, Cumartesi günleri saat 14.00'te yapılan etkinliklerin zamanla geniş bir hâle oluşturacağından kimsenin kuşkusu olmasın...
Aynı zamanda Türk Ocağı İzmir Şubesi Başkanlığı da yapan Veli Öztürk, Nurettin Topçu hakkında yaptığı akademik çalışmalarıyla da tanınan birisi. Söylediklerinden alıkoyduğum cümlelerin bir kısmını sıralamak istiyorum:
"Topçu, Anadolu çocuğunun basit siyasetle yok olmasını istemezdi."
"Topçu'yu Türklerin Heidegger'i olarak görüyorum."
"O, Mevlânâ, Yunus Emre ve Mehmet Âkif'i sentezlemiştir. Bunları Sezai Karakoç da Topçu gibi tipleştirmiştir."
"Topçu'nun tipolojisi Hallaç'tır. O, Farabi gibi, İbni Sina gibi cins bir kafadır."
"O, hem iç çalkantılarımızı sona erdirecek bir arayış içindedir. Hem de batının buhranlaştırıcı anlayışlarından kurtulmamızın peşindedir."
"Topçu, yaşadığı yıllarda Anadolu çocukları için bir tekkeydi."
"Topçu, memleketi mabet olarak görmüş, 40 yıllık hocalık hayatında abdestsiz derse girmemiştir."
"Topçu, edebiyatta, bilimde, sanatta, teknikte, İslam'ı içine sindirmiş bir toplum hedeflemiştir."
"Necip Fazıl ve Topçu, Türkiye'ye fazla gelmiştir. Onlar maalesef anlaşılamamıştır. Onlar Türkiye'de derinlemesine kavranılamamıştır."
"Topçu kapitalizmi sevmemiştir. Bu yüzden demokrasiyi de sevmemiştir. Dolayısıyla mevcut siyaset sistemini benimsememiştir."
"İnsanların teknomanyak olduğu bir çağda Topçu'yu anlamak hayli zordur."
"O, insanların horlandığı bir çağda, İslâmî bir geleceğin temsilcisi sayılabilir."
"Topçu'yu muhafazakar ve milliyetçi popülistler okumamıştır."
Veli Öztürk'ün Topçu'ya ilgili sunumu soru cevap faslıyla devam etti. Dinleyiciler soru ve yorumlarıyla oturuma aktif bir şekilde katılarak takdir edilecek bir forum ortamı geliştirdiler.
İzmir'le ilgili anlatacaklarım bitmedi. Fakat bu yazıyı keserken, yeni tanıştığım ve ismi bende kalıcı olan güzel insanları da anmadan geçmeyeyim: Ahmet Tahir Satoğlu, Sezai Aslan, Bengül Güngörmez, Güngör Kızılbağ... İzmir'i güzelleştiren dostlara selam olsun diye noktalıyorum...
Adresimiz: P. K. 205, Ulucami, Bursa - http://edebiyathayatmemat.blogcu.com


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



