"iyiliği emrediyorum şairler ilk hedefiniz / nefsiniz nefsiniz nefsiniz" (Serdivan)
Türk şiirinde, şiirdeki dize ile iyi niyet arasında nasıl bir paralellik var? Ya da bağlantı kökenini regresyonla mı kurabiliriz, hangi noktalar bize yardımcı olabilir, olabilir mi acaba.
Yahya Kemal Beyatlı'nın meşhur cümlesi "mısra haysiyetimdir" sözüne her zaman güvenirim. (Ben mısra sözcüğüne dize diyeceğim.) Dize bütünlüğü yer almayan hiçbir şiir kusurdan ve çapaktan kurtulamamıştır. Çünkü şair dizeye önem vermezse şiirin yapısında kullanılması gereken malzemeler şiiri oluşturan dizelermiş gibi yanıltıcı görünüyor. Şair o dizeyi işlerken malzemeyi kesip yontup biçmeden şiire koyuyor. Oysa şair dizeye önem verseydi o ham dizeler olmayacak ve şiir kesintisiz devam edecektir. Şiir kesintiye uğruyor çünkü malzeme işlenmeden hammadde olarak şiire giriyor ve şiirin oluşturduğu atmosferi bozuyor. Peki, şiirde malzeme nedir? Kestirmeden söylersek şairi etkileyen, dikkatini çekmeye yeten her şeydir. Şairi etkileyen malzeme ham ve dallı budaklıdır. Etki hazırlıksız yakalandığımız 'şey'dir. Ham olanı bir sese/şekle/anlama dönüştürmek şairin 'kültürel birikimi'yle birebir ilişkilidir.
Günümüzde yazılan birçok şiirin okunmaması 'ham olması'yla yakından ilgilidir. Şaire verileni şair olduğu gibi kullanıyor. Bu da okurun şaire olan 'güven'ini kundaklıyor. Şair bu güveni sarsılmaz bir şekilde tesis etmelidir. Çünkü bir insan edebi bir metni okurken ilk saik 'vicdani' olarak yaklaşmasıdır. Yani elimizde temiz bir terazi var ve bu terazi dolmaya başlayınca kirlemeye/kötülemeye doğru gidiyorsa 'güven' dediğimiz sarsılmaz kalede deprem etkisi yaratıyor. Bu olmaması için metnin 'ham olması' giderilmelidir. Şair 'sonsuz iyi niyetini' bütün metinlerinde aksettirmelidir. Bir şiirin ham olması demek içeriğinin kötü olması anlamına gelmiyor. İçerik ne olursa olsun yarattığı atmosferin temel dinamiği 'kötü niyetli' ise şiir 'ham'dır.
Öte yandan şiirin güncellik arz etmesi insan dayanaklarına terstir. Verimleşen görenek günübirlik faaliyetlere indirgenemez. Güncellik bir yere kadar şiirin havasını taze tutabilir. Ama güncellik şiirin temel taşı olursa 'fikir şiirleri' gibi dönemsel kalacaktır.
Şiir bir fikir aracı olamaz. Olursa şiiri oluşturan 'müstesna hava' kaybolur. Teknolojinin ağına çabuk düşer; reklâm cümlesi olmaya hazır demektir bu. İdeolojik kaygılarla yazılan şiirlerin kitle diline düşüp içeriğini kaybederek 'ceset' haline gelmesine hepimiz şahit olduk. Burada bir durumu ayrıştıralım; şiirin meşhur olup dillere düşmesi başka bir şey, şiirin içeriği boşaltılıp alanı olmayan yerlerde alelade 'kullanılması' başkadır. Birincisi şiirin bütün yükünü okuyana yüklerken, ikincisi okuyanın yükünü şiire yükleyip şiiri araçsallaştırmaktadır. Dolayısıyla şiirin insana vereceği 'sonsuz tat' ve insanın o şiiri okuduktan sonra kendisinde olması beklenen değişiklik yerine; insanda hiçbir etki yapmadan donuklaşıyor. Oysa şiir okuyana olumlu bir 'hareket' sağlar; o şiiri okuyana kadar kendisinde fark etmediği güzel ya da kötü bir yönünü keşfeder. İşte bu 'keşif' dediğimiz durum bir reklâm cümlesinde olmaz. Çünkü reklâm cümlesi 'parayla' eşitsellik arz eder. Yani 'ürünümüz iyi değil ama sizi dilimizle kandıracağız' anlamı vardır. Oysa şiir 'kandırmaz'. Şiir yalan söylemez. Hakikat de söylemez. İşaret eder.
Şiirdeki yalan algısı, bu dünya yalandır yargılı gelenek terazisiyle ölçülmelidir. Binlerce yıllık bir süzeği ölçü aleti olarak kullanamıyorsak bu bizim birinci suçumuzdur. Söz konusu süzek bütün yeniliklerin (aslında yeniliksizlerin) darasını almasını bilmiştir. Hem de hiç kimseye sorup etmeden. Ama arkasında 'halk' vardır. Halkı devre dışı bırakan her şair edebiyat çöplüğünü boylama kaderiyle yüzleşmiştir.
Geniş anlamda muhakeme etme ve bildirim sunma niyetimiz daima taze kalacaktır. İyi niyet baş tacımızdır. Şiirin iyi niyetine bence ilk önce şairler muhtaçtır. Hayvanlarımıza sahip çıkalım. Ama bu, meranın hatırına değil; vicdanın gerekliliği için.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



