Bir 'acı' arası vermek gerekiyordu, ama nasıl? Kocaeli Büyükşehir Belediyesi nice zamandır çok güzel işler yapıyor. Adeta İstanbul'la kültür yarışına girmiş gibi. Oysa nedir eti budu güzel İzmit'in? Mehmet Baydemir hatırlattığında neredeyse bir aydır uzakta kaldığım gazetemde değildim yine. Çapa ile Cerrahpaşa hattında 'Beklemek' filminin ara sahnelerindeydim. Film dediğime bakmayın! Yaşananlar bir film gibi ama 'acı'lar gerçek. Hemen yanı başınızda hayata tutunmaya çalışan genç bir yüz var. 15'inde yataklarda ve neredeyse girilebilecek bir damar bulunamaz durumda. Girdiği komadan yoğun bakım evresine geçti, ardından bir hafta boyunca tüm seslere kapadı kendini Yusuf. Ağabeylik nasıl bir şeymiş, işte o anda öğrendim. Kendinizi verdiğiniz işlerin, koşturmacaların ne kadar da uzağınızda kaldığını fark ediyorsunuz. Adımlarınız artık 'kısa metraj'a dönmüş. Kan, al, tahlil yaptır, git, gel, gel ve git. Tedirgin bekleyiş. Doktorların gözlerinin içine bakıp 'susarak' konuşmalar. İşte öyle bir şey. Açtı gözlerini sonunda. Şimdi o bir tarafında tutsak yatağıyla birlikte. Biz ailecek öte yanda. İlk kez mi bağırmışım yoksa anneme 'umudunu kaybetme!' diye. Oysa kocaman umutları ile ayakta duran ben, asıl ben kaybetmiş olabilir miydim umutlarımı. Annem Kur'an'dan bir sayfa açarken gece olmak üzereydi. Bir kase çorbayı uzun zamandır hiçbir şey boğazından geçmeyen kardeşime verirken babam, önemini anlıyorum yemek yiyebilmenin. Hele biraz balkonda oturabilmesi ve yüzündeki acıyı sanki hissettirmemecesine bakışı. Oysa atılacak adımlar azalmıştır. Makineye bağlı kablolar vücutla bütünleşiyor. Adeta su gibi olan kanın yerini yenisi alıyor. Sabah, akşam... Bir de beklemek. Nasıl bir şeymiş bu beklemek?
Şimdi nöbeti devretmeli diğer kardeşime. Anneme yoldaş olsun biraz. Bense uzun zamandır dinleyemediğim bir dostu dinleyeyim. Tuluyhan Uğurlu'ya 2000'lerden bir röportaj borcum durur hâlâ. Bir türlü çözemeyip okura ulaştıramadığım. Toyluk işte! Sessizce ve ona görünmeden konseri izleyebilirsem ne mutlu bana.
Cerrahpaşa-Taksim. Baydemir'le selamlaşma. Taksim'deki Sahaflar buluşmasına kaçak bakış. 20'li,30'lu yıllara gidiş. Osmanlıca gazeteler, dergiler. Yılı çoook gerilerde kalmış Keloğlan kitapları, ecnebi eserlerindeki Osmanlı. Göz gezdirerek çıkıyorum oradan. İşte bindik gidiyoruz.
"Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, çağdaş Türk Müzeciliği'nin kurucusu, arkeolog ve dünyaca ünlü ressam Osman Hamdi Bey'i, ölümünün 100. yılında Eskihisar'da yaşadığı evin bahçesinde andı. Anma töreninde piyano sanatçısı Tuluyhan Uğurlu muhteşem bir konser verdi. Osman Hamdi Bey'in yaşamının anlatıldığı konserde Tuluyhan Uğurlu, Anadolu uygarlıklarını anlattığı 'Güneş Ülke Anadolu' isimli eserini seslendirdi. 'Kaplumbağa Terbiyecisi' gibi en önemli eserlerini Eskihisar'da veren Osman Hamdi Bey, ölümünün 100. yılında Tuluyhan Uğurlu'nun piyanosunda adeta ölümsüzleşti."
"Konser öncesinde Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu da Osman Hamdi Bey'in Hayatı ve Yaşamı konulu fotoğraf sergisinin açılışı yaptı. Konser öncesinde ayrıca Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü Müze Araştırmacısı Havva Koç 'Osman Hamdi Bey Müzeciliğimiz' konulu bir konferans verdi."
"Konser sırasında kısa bir konuşma yapan Tuluyhan Uğurlu, Osman Hamdi Bey adına ilk konserini İstanbul'da verdiği şimdi ise büyük ustanın evinin önünde aynı konseri tekrarlandığını söyledi. Osman Hamdi Bey'in evinde konser vermekten büyük mutluluk duyduğunu kaydeden Uğurlu, "İstanbul'a bu kadar yakın ve bir o kadar da uzak Eskihisar'da olmaktan büyük mutluluk duydum. Bu nedenle kalbimin bir bölümü burada kalacak" dedi. Konser sonunda Tuluyhan Uğurlu kendine has nezaketi ile seyircileri selamladı. Seyirciler de ünlü piyano ustasını dakikalarca ve ayakta alkışladı. Başkan Danışmanı Nermin Tol, Tuluyhan Uğurlu'ya bir teşekkür çiçeği verdi."
Bunlar size verebileceğim haberler olsun. Benimle ilgili kısımları ise şöyle devam ediyor. Tuluyhan Uğurlu'yu izlerken her zamanki gibi kendimize geldik. Batılı bir dünyada yetişen 'bizim' sanatçımızı yerel halkın alkışlarıyla karşılarken tüm Anadolu'yu dolaştık. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nin çok çalışkan bir belediye başkanı var. İbrahim Karaosmanoğlu açtığı sergiyi gezdi gezmesine ama bu, sıradan bir bakış değil. Osman Hamdi Bey'in izlerinin olduğu yerde onun iyi bir ekiple çalışmasının ve 'duyarsız' kalmamasının elbet payı var. Konser sırasında başkan bir sürü programı olduğu için kalamadı. Bana sorsaydı, kalmasını isterdim. Bilirim, aslında 'başkan'ların sanatla çok fazla bütünleşemediklerini. Bunun sosyolojik sebeplerine de saygı duyarım. Ama Tuluyhan Uğurlu'nun piyanoda gezdirdiği parmaklarıyla işaret ettiği o 'duygu'yu yaşamak lazım. Neyse ki Ali Yeşildal'ın 'kültür' elçiliği pek çok şeyi unutturuyor. Engin Şahin, benim sahnemde yer tuttuğu yurt günleri ve gazetecilik demlerinin ardından kendine oluşturduğu 'telaş'ı hizmetle yoğuruyor. Ne güzel.
Yunus Göksu ve Fahrettin Dede'yi söyleşmek üzere Tuluyhan Uğurlu'nun yanına çıkarıp sessizce yeni yapılmış sahil yoluna atıyoruz kendimizi. 'Acı'lardan söz açmışken öğreniyorum Yaşar İliksiz'den sevgili Ünal Tanık'ın kardeşi Cahit Tanık'ın geçirdiği kaza sonucu vefat ettiğini. 'Allah sabırlar versin' Ünal Tanık ve kederli ailesine.
Gecenin karanlığında Eskihisar'a gemiye binmeden bu kez sahilden baktık. Kulağımızda Tuluyhan Uğurlu'nun piyanosundan çıkan sesler, yeniden 'acı'larımıza doğru yol aldık. Dostlar, duaları unutmayın diyerek...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



