Eğitim sistemimizdeki "kalitesizliği" çözmenin yolu bulundu! İthal öğretmenler gelip bizim kalitesizlerin başında "asistan" namıyla dikilecekler ve herkes sular seller gibi İngilizce konuşacak artık. 80 senede yapılamayan bir kere daha gerçek oluyor. İngilizlerin işsiz, güçsüz, belki öğretmenlikle bile ilgisi olmayan vatandaşlarına gün doğuyor yani.
Bu dahiyane kararın öncelikli gerekçesi bizim üniversitelerden mezun olan öğretmenlerin kalitesiz oluşu. Öyle ya, Türkiye'deki üniversitelerin Eğitim Fakülteleri Madagaskar tarafından belirlenen müfredatları uyguluyorlar ve tüm suç da adamakıllı bir eğitim sistemini bile kuramayan Madagaskar'da zaten. Mevcut üniversitelerden mezun olanların eğitim seviyesi beğenilmiyorsa, her ile, her ilçeye, her mezraya, boş bulunan her binaya üniversite açma tuhaflığından vazgeçmeyi düşünmek akla gelmiyor nedense.
Öğretmenlerin kalitesinden memnun değiliz diye başlarına yabancı transfer öğretmenleri dikenler, doktorların kalitesinden memnun değiliz diyerek ithal doktor, vatandaşların genel durumundan memnun değiliz diye ithal vatandaş da getirebilir. Tüm bunlar ihtimal dahilindedir bu zihniyete göre.
Kendi üzerine düşen altyapı yatırımlarını, müfredata ait düzenlemeleri vs yapmadan, ucuz bir kolaycılıkla tüm suçu devletin kendi okullarından mezun olmuş öğrencilere atmak işin kolay kısmıdır. Adamakıllı bir eğitim sistemine dair en ufak bir somut adımı bırakın atabilmeyi, neredeyse her sene değişen sınav sistemi ve ilköğretimden üniversite sonrasına kadar devam eden bu sınav sarmalına endekslenmiş milyonlarca çocuk ve genci mükellef bir eğitimden geçirmek adına hangi projeler üretilmiş, hangi mantıklı adımlar atılmıştır bugüne kadar? Hiç. En başta, dershane sistemini meselenin merkezine koyan ve dolayısıyla da okul müfredatını önemsiz kılan anlayışı yıkmakla işe başlamak gerekirken, kendi ucube sisteminden çıkan öğretmen adayını beğenmemeyi ve bunu gidermek için de ithal öğretmen gibi tuhaflıkları gündeme getirmek trajiktir.
Bir bakıma, "biz beceremiyoruz, dışarıdan gelip yapsınlar" demektir bu. Eğitim alanında bir tür mandacılık gibi bir durumla karşı karşıyayız o zaman. Bir İngilizce öğretmeni bile yetiştiremeyen bir ülkenin, kendi kabahatini ifşa etmesidir bütün bunlar. Bunu bile beceremiyorsak, nerede kaldı liderlik, gelişmişlik ve bilumum iddialı tavırlar?
Konuyla ilgili Yeni Mesaj gazetesinde çıkan bir haber doğru ise bu konunun sadece 40 bin ithal öğretmenden ibaret olmadığını gösteriyor: "Milli Eğitim Bakanlığı, İngilizce öğretiminde yeni bir sisteme geçmeye hazırlanıyor. "Yabancı Dil Öğretiminin Geliştirilmesi Projesi" adı verilen uygulama AB'nin "Leonardo Da Vinci ve Comenius" eğitim programları kapsamında ortaya konuldu. Bakanlık, yurtdışından ana dili İngilizce olan öğretmenler getirilmesinden okullarda "English cafe"ler açmaya, popüler çizgi filmlerin ve programların televizyonlarda altyazılı yayınlanmasından, okullara eğitim setleri dağıtmaya kadar okul öncesini de kapsayacak şekilde bir dizi yeni uygulamayı gelecek eğitim-öğretim yılından itibaren başlatacak. Söz konusu proje 5 yıl süreli ve yaklaşık 1,5 milyar TL'ye mal olacak. Projede "4 yıl içinde her yıl 10 bin olmak üzere toplam 40 bin anadili İngilizce olan yabancı İngilizce öğretmeni alınması, okullarda hafta sonu ve yaz tatillerinde yabancı ve Türk İngilizce öğretmenlerinin birlikte çalışacağı faaliyetler düzenlenmesi" öngörülüyor.
MEB Projeler Koordinasyon Merkezi Başkanı Ünal Akyüz yaptığı açıklamada gelecek öğretmenlerin maaşlarının nasıl karşılanacağı konusunda, "Projenin bu kısmı zaten başka bir fondan karşılanacak" dedi. Avrupa Birliği'nin Comenius Programını uygulatabilmek için kesenin ağzını sonuna kadar açtığı biliniyor. AB, 2008 yılında "Leonardo Da Vinci ve Comenius" programları için toplam 70 milyon Euro bütçe ayırmıştı. AB, 2013 yılına kadar ise bu diyalog projesi için 560 milyon Euro hibe etmeyi planlıyor."
İşin komik taraflarından birisi ise "getirilecek" İngiliz öğretmenlere, Türkiye'de öğretmenlere verilen maaşlar kadar ücret ödeneceğidir, ki bunu kabul edecek olan ithal öğretmenlerin de hangi evsafta olacağını (anadillerini konuşmak dışında herhangi bir vasıfları olmayan İngiliz işsizler mesela) az buçuk belli eder. Bir de şöyle bir durum var mesela, Türkiye'de kimselerin gitmek istemediği, kuş uçmaz kervan geçmez yerlere bu ithal muallimleri nasıl göndermeyi düşünüyorlar? Hadi bırakın çok uzak, ücra yerleri, büyük şehirlerin bile varoşlarındaki okullarına gitmesi söz konusu olabilir mi İngiliz transferlerin? Bu ve benzeri sorular çoğaltılabilir. Çılgın projelerle uğraşılacağına adamakıllı bir sistem kurmaya harcansa emekler, çok daha anlamlı olacak.
Bu arada, dışarıdan ithal öğretmenden bahis açılınca, bilinçsizce politikalar neticesinde bitirilen hayvancılık ve dışarıdan et ithali de geliyor akla. Onun gerekçesi de et fiyatlarını ucuzlatmaktı malum ve et fiyatlarının ucuzlayıp ucuzlamadığı da meydanda. Olaylar farklı, ancak zihniyet aynı ve kangren olmuş yarayı ameliyat etmek yerine üstün körü bir pansumanı evla gören cinsten. Bu noktada, "Sorunları çözüyoruz diye inşaallah başka alanlara da el atmazlar" diye geçiriveriyor insan içinden. Bu işin sonu, öğrencisiz okullara kadar varacak yoksa.
İdam!
1,5 sene önce Ramazan Bayramı'nda ortadan kaybolan Kayserili 3 küçük çocuğun elem verici, kahredici akıbetlerini öğrendik maalesef. Şeker toplama niyetiyle beraberce çıkan garipler, kapısına gittikleri bir soysuzun iğrençlikleri uğruna vermişler canlarını. Yok yere hayatlarından olan bu gariplerin kanına giren barbara verilecek hangi ceza vicdanları rahatlatabilir veya bu aşağılık suçun karşılığı olabilir? Caydırıcı olmayan, neredeyse komik sayılabilecek cezalarla neredeyse bir "taşlar bağlı, köpekler serbest" atmosferi oluşmasına göz yummakla ne toplumdaki suçlar önlenebilir, ne de masum insanlar, böylesi aşağılık suçlara karşı korunabilir. İdam cezasının tekrardan gündeme getirilmesine karşı yekten "insan haklarına aykırı", "faşistçe" vs. diye karşı çıkanlar, suçluların (keyfi suç işleyenler tabii) haklarından ziyade masumların haklarına odaklanmalılardır artık. Uyduruk bir AB üyeliği ideali uğruna kendi insanının bile huzurunu, güvenliğini temin edici ölçütlerdeki cezaları uygulamaya koymamanın ne akılla, ne mantıkla, ne de vicdanla ilgisi vardır. Hemen her konuda örnek aldıkları ABD'nin birçok eyaletinde böylesi ruh hastaları, manyaklar vs için idam cezasının yürürlükte olduğunu hatırlatmak lazım.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



