Millî Mücadele'nin büyüklüğünü, kudsî heyecanını terennüm etme ve mücadeleyi gelecek asırlara aktarma düşüncesiyle millî marş müsabakası açılır. Açılan bu müsabakaya 724 şair katılır. Bunların içinden bazıları seçilerek basılır. Bütün Meclis âzâlarına dağıtılır.
Millî Marş için açılan bu müsabakayı kazanan şaire mükâfat vaad olunur. Fakat şiirlerini gönderen 724 şair de, hiç şüphe edilmez ki, sırf manevî bir şeref için milletin heyecanını ifadeye çalışmışlardır.
Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı), millet kürsüsünden bütün bu kıymetli şairleri taltif eder, hiç birisinin maddî bir menfaat kaygısında olmadığını söyler. Fakat bu şairlerin arasında Mehmed Âkif yoktur. Onun olmayışının nedeni seçilen şiire mükafat vaadidir.
Bakanlık bu 724 parça şiiri iftiharla, göğsü kabararak okusa da aradığı, istediği şiiri bulamaz. Gelen şiirler, samimi olsalar da gönüllere heyecan vermekten, mücahedenin büyüklüğünü anlatmaktan uzaktır. Çünkü bu marş milletin marşı olacaktır...
Mehmed Âkif'i yakından tanıyan Hamdullah Suphi, aslında İstiklâl Marşı'nı onun yazacağını biliyordur... Ne var ki Şair Âkif mükâfât-ı nakdiye verilecek diye müsâbakaya iştirak etmemesi elini kolunu bağlasa da müsâbaka şartlarından âzade kalmak şartıyla Üstad Mehmed Âkif'e müracaat etti. İstiklâl Marşı'nın, onun yüksek ve belâgatli kalemiyle yazılmasını rica eder. Bu doğrultuda Maarif Vekili Hamdullah Suphi, Mehmed Âkif Bey'e mektup vâsıtasıyla şu müracaatı yapar:
"Pek aziz ve muhterem efendim,
İstiklâl Marşı için açılan müsabakaya iştirak buyurmamalarındaki sebebin izâlesi için pek çok tedbirler vardır. Zat-ı üstâdânelerinin matlub şiiri vücuda getirmeleri maksadın husûlü için son çare olarak kalmıştır. Endişenizin icabettiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu müessir telkin ve teheyyüc vâsıtasından mahrum bırakmamanızı rica ve bu vesile ile en derin hürmet ve muhabbetlerimi arz ve tekrar eylerim efendim.
5 Şubat 1337 (1921) Umûr-i Maârif Vekili Hamdullah Suphi
Hamdullah Suphi'nin bu talebi üzerine Mehmed Âkif istenilen şiiri yazmaya yine de yanaşmaz. O'nu Millî Marşı yazmaya zorlayan kişi, çok sevdiği dostu Hasan Basri Çantay'dır. Nitekim Hasan Basri Çantay'ın anlattığı şu hadise İstiklâl Marşı'nın yazılması bağlamında oldukça önemlidir:
"Meclis'te Âkif ile yan yana oturuyoruz. Çantamdan bir kâğıt parçası çıkardım. Ciddi ve düşünceli bir tavır ile sıranın üstüne kapandım, güya bir şey yazmaya hazırlanmıştım. Üstad ile konuşuyoruz:
- Neye düşünüyorsun Basri?
- Mâni olma işim var!
- Peki, bir şey mi yazacaksın?
- Evet.
- Ben mâni olacaksam kalkayım.
- Hayır, hiç olmazsa ilhamından ruhuma bir şey sıçrar!
- Anlamadım.
- Şiir yazacağım da...
- Ne şiiri?
- Ne şiiri olacak. İstiklâl şiiri! Artık onu yazmak bize düştü!
- Gelen şiirlere ne olmuş?
- Beğenilmemiş.
- Büyük bir üzüntüyle: "Ya!"
- Üstad, bu marşı biz yazacağız!
- Yazalım, ama şartları berbat!
- Hayır, şart filân yok. Siz yazarsanız müsabaka şekli kalkacak.
- Olmaz, kaldırılamaz, ilân edildi.
- Canım, Vekâlet buna bir şekil bulacak. Sizin marşınız yine resmen Meclis'te kabul edilecek, güneş varken yıldızı kim arar?
- Peki, bir de ikramiye vardı?
- Tabii alacaksınız!
- Vallahi almam!
- Yahu, latife ediyorum, onu da bir hayır müessesine veririz. Siz bunları düşünmeyin!
- Vekâlet kabul edecek mi ya?
- Ben Hamdullah Suphi Bey'le görüştüm. Mutabık kaldık. Hatta sizin nâmınıza söz bile verdim!
- Söz mü verdiniz, söz mü verdiniz?
- Evet!
- Peki, ne yapacağız?
- Yazacağız!
Tekrar tekrar "söz verdin mi?" diye sorduktan ve benden aynı kat'î cevapları aldıktan sonra, elimdeki kâğıda sarıldı, kalemini eline aldı, benim daldığım sunî hayâle şimdi gerçekten dalmıştı...
Meclis müzâkere ile meşgul, Âkif marş yazmakla. Ben müddeti kendisine kısaca göstermiştim. Birkaç gün sonra marşı vermiş olacağız. Müzâkere bitti, Âkif' de engin hayâlinden uyandı." (Hasan Basri Çantay, Âkifnâme, Erguvan Yayınevi, İstanbul 2009, s. 82- 83).
İşte bu konuşma üzerine Üstad Tâceddin Dergâhı'nın odasına kapanır, o günkü heyecanlardan ilham alarak "İstiklâl Marşı"nı yazmaya başlar. Milletin kurtuluş bestesini, heyecanlarını, ruhunda duyan ve yaşayan, mücahedenin başından sonuna kadar destek veren Âkif, en yüksek belâgatle İstiklâl Marşı'nı tamamlar. 17 Şubat 1337/ 1921 Perşembe sabahı "Kahraman Ordumuza" ithaf edilen bu muazzam şiir, Sebilürreşad'ın baş sahifesinde [XVIII/ 468, s. 305] yayınlanır.
İstiklal Marşı, Maarif Vekili Hamdullah Suphi tarafından - 1 Mart 1337/ 1921 - Büyük Millet Meclisi kürsüsünden okunur. Mebuslar tarafından dakikalarca ayakta alkışlanır. Mecliste 12 Mart günü Millî Marş olarak tescil edilir.
Üstad Âkif ise bu heyecan ortamında mahcup bir şekilde başını kollarının arasına sokmuş, sıranın üstüne eğilmiştir.
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyyet;
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin İstiklâl.
İstiklâl Marşı 21 Şubat 1337 Pazartesi günü de Kastamonu'daki Açıksöz gazetesinde neşrolunur. Üstad bir nüsha kendi eliyle yazıp Açıksöz'e göndermiştir. Bundan dolayı "Açıksöz" naşirleri çok memnun olup, gazetelerine dercettikleri İstiklâl Marşı'nın baş tarafına şunu yazmışlardır:
"Şairi a'zam ve muhterem Mehmed Âkif Beyefendi Üstadımız "İstiklâl Marşı" unvanlı bir bedia-i nefiselerinin ilk neşri şerefini gazetemize lütuf buyurdular. Her mısraında Türk ve İslâm ruhunun ulvî ve mübarek hisleri titreyen bu âbide-i sanatı kemâl-i hürmet ve mübâhâtla dercederiz." 21 Şubat 1337.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



