Hedefi olmak, 'hedef sahibi olmak' biraz da insan olabilmekle alakalı bir durum.
Bugün Türkiye'de 'eyyamcılığa' kolunu kaptırmamış gençler hâlâ varsa,
bunda en hatırı sayılır pay Milli Gazete'ye ve onun da bir parçası olduğu Milli Görüş çizgisine aittir.
Eğlence kültürünün egemenliğinde, heva ve heves en büyük put olmuş. Böyle bir zamanda haliyle, 'insanların şerrinden emin olduğu insan' mumla aranır oluyor.
Hiç mi umut yok? Elbette var.
Değerlerin değersizleşip, her ortama uyan,' renksiz, desensiz tipler' çağında, az da olsa, 'sevgenç' ve 'köle genç' çoğunluğa karşı, hâlâ inancı ve ideali uğrunda yaşamayı seçenler var.
Bu kendiliğinden olan bir durum değil elbette.
Milli Gazete
Bugün milli gazetenin 40. kuruluş yıl dönümü. Ve ben bugüne kadar, Milli Gazete'yi her elime aldığımda hangi duyguları taşıdıysam bugün de yine öyle oldum: İdeal sahibi olmayı, bir hedef sahibi olmayı hatırladım. Gençliğin malayani işlerle uyutulduğu, hedefsiz bırakıldığı bir zamanda Milli Gazete bu boşluğu hep dolduracak doğrultuda yayın yaptı.
Şimdi ilk gençlik yıllarımı düşünüyorum da, bu gazete olmasaydı ne çok şeyden habersiz olacaktım.
Bir kere şu gerçeği hiç bir zaman aklımdan çıkarmadım. Milli Gazete, okuyucusunu istikamet sahibi kılar. Bu durum, iç politika olaylarında da böyledir, dış politika olaylarında da.
Fazla değil; gündemi on beş, yirmi gün Milli Gazete'den takıp etmeyen bir insanın, Türkiye'de ve dünyada olup bitenlere bakış açısı yüzde yüze yakın değişir.
Hem öyle bir değişir ki artık farkında bile olmadan düşmanların safında yer alır. Hatta büyük bir iştahla kendi kuyusunu kazıp durur.
Onun için bu gazeteyi en iyi anlatan kavram istikamettir.
40 yıl, çizgiyi bozmadan, güçlünün değil, hakkın yanında yer almak, yazması ve söylemesi kolay ama uygulaması zor bir iştir.
Ve Milli Gazete bunu kırk yıldır her gün yaptı.
Reform, diyalog adı altında İslam'ın içini boşaltmaya çalışanlara karşı mücadele etti. İslam'ı, liberalizmin destekçisi gibi göstermeye çalışanların peçesini düşürdü.
Binlerce yaşlıya, gence Siyonizm'in ne olduğunu öğretti.
Dünyadaki sömürü odaklı çarkın nasıl döndüğünü gösterdi.
Yeryüzünün her köşesinde durmaksızın Müslüman öldürülürken, terörist damgasının yine Müslümana vurulduğu gerçeğini ve handikabını hatırlatıp durdu bize.
'Biz Müslümanlardanız' diyenlerin, köktendinci, radikal, fundamentalist gibi batı menşeli kavramlarla işi olamayacağını bihakkın öğretti.
Ilımlı, ılımsız diye kafaların karıştırıldığı dönemlerde açık ve berrak duruşuyla gönülleri aydınlattı.
Ve bıkmadan hatırlattı ki, 'biz Müslüman'ız. Ilık (ılımlı), soğuk,sıcak uymaz bize. Bize Allah ve resulünün öğrettiği İslam üzereyiz.' Erbakan'ı tanımayı, doğru anlamayı, at gözlüğüyle bakmamayı, Hak gelince batılın nasıl zail olacağını gösterdi.
Milli Gazete sayıca çok olmanın değil, inanç ve ideal sahibi olmanın önemini öğretti. Türkiye; derin bir uykudan, acayip, hastalıklı bir endişe ve korkunun pençesinden Milli Gazete'nin yazdıkları ve Erbakan Hocamızın anlattıklarıyla uyandı. Ve yarının Türkiye'si, yani 'Yeniden Büyük Türkiye' de bu uyanışın açtığı yoldan gidilerek kurulacak.
Peki Milli Gazete bunlar mıdır? Bu kadar mıdır?
Elbette o, bunlarla birlikte çok daha fazlasıdır.
Ben sadece 40. yılda, aklıma takılan bir kaç başlığı hatırlattım.
Rabbim bizleri her daim istikamet üzere eylesin.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



