Geçtiğimiz hafta sonu Bursa'da edebiyatın fetih şenliği yaşandı...
13. Bursa Edebiyat Günleri'nden bahsediyorum. Üç gün süren etkinlikler zincirinden... Beş oturumluk "Modern Türk Şiiri" sempozyumundan... İlk kez bu yıl düzenlenen "Şiir Gecesi"nden... Ve "Şair İbrahim Ünal Taşkın'a Vefa" panelinden... Her yönüyle dolu dolu yaşanan bir edebiyat ziyafetinden dem vuruyorum... Bir de 13. Edebiyat Günleri'nin ana temasına denk düşecek şekilde düzenlenen "Modern Türk Şiiri Kitapları Sergisi"ni dile getirilim...
Hatırlayan var mıdır bilmem, Bursa Edebiyat Günleri'ne geçmiş yıllarda çeşitli kereler olumsuz tenkitler göndermiştim. Şimdi ne değişmişti tam tersi istikamette bir yaklaşım içinde olduğum sorulabilir. İşte cevap: Ne değişmedi ki?
Kendimi fazla zorlamayacağım, değişimi özetleyen cümleyi programın açış konuşmasından verebilirim. Sunucunun, bazı şairler için kullandığı "On üç sayısına uğur verdi!" cümlesinden. Gerçekten de, on üç yıllık bir gelenek oluşturan bu program, pek çok davetli şair ve yazar için bir ilk niteliğini taşıyordu. Hele ki bunlar arasında edebiyatımızın güçlü isimlerinden Mehmet Ragıp Karcı, Metin Önal Mengüşoğlu, Arif Ay, Mustafa Özçelik, Cafer Turaç, Mücahit Koca, vb. yer alıyorsa. Bu isimlerden ikisinin Bursa'da mukim olduğunu da düşünürseniz, varın geçmiş yılların tertipçilerindeki densizliği siz hesaplayın. Konuyu Mengüşoğlu'nun açılıştaki şu cümlesi çarpıcı bir şekilde özetliyor: "Otuz yıldır Bursa'dayım. Mezarlığında ölülerim var. Fakat on üç yıldır bu şehirde yapılan bir edebiyat etkinliğinden ilk kez haberdar ediliyorum."
Ben bu 'ilk katılım' meselesini şu yargıyla açıklamak istiyorum: 13. Bursa Edebiyat Günleri'nde Edebiyat ilk kez toplumla bütünleşti! Bunun ispatı ise gerek açılış ve müteakip oturumlarda, gerekse ikinci günün etkinliklerinde ve özellikle şiir şöleninde yaşanan manzaralardır. Öyle ki, bütün süreç içerisinde, ilgili salonlar önceki yıllarda görülmemiş nitelikte bir doluluk oranı yaşadı. Sözgelimi, iki saati aşan bir süreyi kaplayan şiir şöleninde, TKM'nin balkonlarına taşan ısrarlı izleyici kitlesi, yazar ile okurun bütünleşmesindeki boyutları gösteren hakiki bir ölçekti...
Başarıyı gündeme getiren bir başka görüntü, katılımcı isimlerin farklı zihniyet dünyalarından seçilmeye çalışılmasıydı. Oysa geçmiş yıllarda böylesi geniş bir tercihtense, resmî anlayışın hegomanyasına intisap etmiş bir edebiyatçı grubu buraya çağırılıyordu...
Bu yılki Bursa Edebiyat Günleri'nin gözle görülür bir başka başarısı, sempozyumda sunulan tebliğlerin niteliğiyle ilgiliydi. Konuşmacıların çoğu, kendilerine az denilebilecek bir hazırlık süreci verilmesine rağmen, doyurucu bir ritmi yakalamıştı. Özellikle geçmiş yıllarda bu oturumları işgal edenler arasında işi hatıra anlatmaya kadar vardıranların bulunduğu hatırlanırsa, bu yılki başarının ana çizgileri daha bir kalınlaşmış olacaktır...
Bursa Edebiyat Günleri'ni başarı noktasına getiren temsilcileri hatırlatalım isterseniz bir de: Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ'nin Rıfat Bakan başkanlığında yenilenen yönetim kadrosu en başta sayılmalı. Ayrıca, görünmez bir el olarak gidişatı çekip çeviren şair ve neyzen Mustafa Baki Efe mutlaka anılmalı...
Bu ekibin imza attığı bir başka şahane işten de bahsetmeden geçmeyeceğim: Bir zamanlar Bursa'da yaşamış olan, halen bu şehrin kabristanlarında medfun bulunan iki şair adına verilen ödüller: Lami'i Çelebi ve Ahmet Paşa ödülleri. Bu ödüller, şimdilerde bu şehrin ruhuna katkı veren Metin Önal Mengüşoğlu ile İhsan Deniz'e takdim edildi.
Tahmin ediyorum ki okuyucularımızın pek çoğu etkinliğin sempozyum bölümünde konuşulanlarını merak ediyor. Sempozyum kitabının pek yakında yayınlanacağını bu noktada söyleyerek, sunulan bildirilerle ilgili bazı malumatı paylaşmaya çalışayım:
Sempozyumun ilk oturumu TKM'nin büyük salonunda yapıldı. Bilal Kemikli başkanlığında yapılan oturumda Celal Fedai, Şaban Abak, Sadettin Eğri ve Mehmet Aycı yer aldılar. Ağırlıklı olarak yerli düşüncenin modern şiiri kurmadaki öncülüğü üzerine durulan bu bölümde, Celal Fedai'nin "Modernizm ve Post-Modernizm Arasında Türk Şiiri" başlıklı bildirisi hayli dikkat çekti. Bu arada, katılımcıların konuşmalarını pekiştirmek amacıyla okudukları iki şiir, dinleyenleri hayli sarstı: Nizar Kabbani'nin "Halit b. Velid'in İşten Çıkarıldığının Belgesidir" ve Sezai Karakoç'un "Leyla ve Mecnun"undan bir bölüm.
İkinci oturuma Ahmet Veske başkanlık etti. Metin Önal Mengüşoğlu, Cevat Akkanat, Ali Sali ve Hilmi Haşal konuşmacı olarak yer aldığı bu oturumda Metin Önal Mengüşoğlu "Çarşı İzni Almadan Garnizon Dışına Çıkan Şiir"i anlattı. Mengüşoğlu, üniformasız şiiri işaret ediyordu. "Sahih şiir, asker kaçaklarının yazacağı şiirdir, garnizon şairlerinin şiiri değildir" diyordu. Şiire biçim bakımından giydirilecek kıyafetlerin yanı sıra, zihnen donuklaşmış anlayışların (salt şiircilerin) yaklaşımını da yargılıyordu. Bu oturumda bendeniz "Postmodern Darbe Sürecinde Şiir" başlığını masaya yatırdım. Konuşmam, 28 Şubat generallerinin alıklaşmasını gündeme getirebilirdi. Fakat sonradan öğrendim, itirazların darbelenmiş müteşairlerden gelmiş olması, beni şaşırtmadı.
İkinci günün ilk oturumuna, İhsan Deniz başkanlık etti. Bu oturumun konuşmacıları Gonca Özmen, Mustafa Muharrem ve Ömer Erdem'di. Bu oturumda, sunulan tebliğlerden sonra dinleyicilerden soru alınması hararetli tartışmaların doğmasına yol açtı. Özellikle bu oturumda "Şiirin sosyal hayattan, her türlü kültürel durumdan, cinsel tutumdan, vs. soyutlanması gerektiği"nin ileri sürülmüş olması, dinleyiciler arasında bulunan ve farklı poetik kaygılara sahip olan şairler tarafından sorgulanmıştır.
İkinci günün ikinci oturumuna Mustafa Özçelik başkanlık etti. Oturumun konuşmacıları ise M. Ragıp Karcı, Hayriye Ünal, Feridun Yılmaz idi. M. Ragıp Karcı'nın türkülerle uyumlu giden konuşması hayli ilgi çekerken, başkan Özçelik'in toparlayıcı konuşması da mühim satırları ihtiva ediyordu: "Modern Türk şiirinin istikameti bir dönem değiştirilmiştir. Şiir ırmağımızın yatağı saptırılmış, bulandırılmıştır. Bundan kurtulmanın zamanı gelmiştir. Şiirimiz Heidegger'le sembolize edilen anlayıştan Yunus Emre, Mevlâna, Fuzulî, Şeyh Galib, Mehmet Âkif, Necip Fazıl, Sezai Karakoç gibi yerli isimleriyle aynileşen sürece girmiştir. Asıl modern Türk şiirin vakti gelmiştir..."
"Modern Türk Şiiri" sempozyumunun son oturumuna Cafer Turaç başkanlık yaptı. Hüseyin Atlansoy, Arif Ay, Mevlana İdris ve İsmail Kılıçarslan'ın konuşmacı olduğu bu oturumda, Hüseyin Atlansoy Türk şiirinin "Hız, Haz ve Korku"sunu anlatırken, Mevlana İdris, yanı başında oturan Atlansoy'la ilgili duygularını dile getirdi. Arif Ay, "Yerli Düşünce Bağlamında Modern Türk Şiiri"ni anlatırken, İsmail Kılıçarslan "siyaset"le şiir arasında bir bağın bulunduğunu vurguladı.
Edebiyat Günleri'nin üçüncü günü özel bir oturuma ayrılmıştı. Şehir Kütüphanesi Üftade Salonu'nda gerçekleştirilen etkinlikte, Bursa'da yaşamış, Bursa'nın edebiyat ortamlarında derin izler bırakmış bir şair, meskeni dağlar olan İbrahim Ünal Taşkın, dostları tarafından anıldı. Hasan Aycın, Osman Bayraktar, Mahmut Kanık, Mücahit Koca, Adem Turan ve Yasin Doğru bu vefa programının konuşmacılarıydı ve bir sohbet ortamında geçmişti.
Bu arada, Edebiyat Günleri'nin şair ve yazar diğer misafirlerini anmadan geçmeyelim: Mehmet Narlı, Cemal Şakar, genç hikâyeci Hasan Kaya ve iyi okur Hüseyin Tokmak Balıkesir'den kalkıp gelmişler, etkinlikleri pür dikkat izlemişler, böylece gönülleri fethetmişlerdir.
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe'nin verdiği destek ve imkânla Bursa Edebiyat Günleri'nin önümüzdeki yıllarda daha da güzelleşeceğini şimdiden söyleyebiliriz. Tarihi boyunca nice şair ve edip yetiştirmiş Bursa'ya da böylesi yakışır. Başkan Altepe'nin 13. Bursa Edebiyat Günleri'nde yaptığı açılış konuşması bu düşüncemizi pekiştiriyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




