İnsanın çevresinden uzaklaşıp yalnız kalmak istediği anlar olur. Büyükşehirlerde yaşayanlar için bu ilk bakışta zor olabilir. Hele de İstanbul'da yaşıyorsanız bu durum daha sıkıcı bir hale bürünebilir. Ama İstanbul'a yabancı değilseniz; yalnız kalmak, kalabalığa kapalı olmak hiç de zor değil. Yapmanız gereken şey, tatil gününüzde kapitalizmin modern mabetleri olan büyük alışveriş ve eğlence merkezlerine gitmek yerine, bir güzergâh belirleyerek harekete geçmek olmalıdır. Böylece tarihi İstanbul'un izini takip ederek güzel bir vakit geçirme ve tarihin şahitliğini yerinde görme imkânını elde etmiş olursunuz. Bunu gerçekleştirmek için bir süreliğine de olsa modern hayatın müdahalesine kapalı olmak gerekiyor. Bu tavır, yaşadığı şehre yabancı olan, onunla bir ünsiyet kuramayan modern insanın açmazını açığa çıkaracak, yaşamın sadece tüketmekten ibaret olmadığını ortaya koyan bir adım olacaktır. Tarihle bağı kesilmiş olan, hayatı sadece bugünden ibaret sayan ve kapitalizme sıkıca bağlanmış insanı zincirlerinden koparacak, özgürleştirecek bir yol her zaman mümkündür. Bu yol ancak geçmişimizle kuracağımız yakın irtibatla mümkündür. Bunun yolu da yaşadığımız şehri tanımakla, dahası tarihimizi tanımakla mümkün olacaktır. Söz konusu olan şehir İstanbul ise uzun soluklu bir planı devreye sokmakta fayda var. İstanbul'u tanımayı bir güne sığdırmak yerine geniş bir zamana yaymak gerekir. Çünkü şehir ayrıntıda gizlidir. İstanbul'u dolaşırken bir sürprizle karşılaşmanız, hayretler içinde kalmanız her an mümkündür.
İsmail Ağa cemaatinin önemi
Yapmamız gereken ilk şey, tarihi İstanbul'a Fatih Sultan Mehmet'in girdiği noktadan, Edirnekapı'dan bir giriş yapmak olmalıdır. Bu yolculuğa sabah başlamışsanız hemen girişteki tarihi taş fırından taze poğaça ve kurabiyelerden alıp az ilerdeki çay ocağında boş bir tabureye oturarak kan kırmızı çay eşliğinde güne iyi bir başlangıç yapmak mümkün. Bu arada tarihi Mihrimah Sultan Camii, kahvaltı anında size eşlik eder. Tarihten bir esinti gelip sofranıza konar ve sizi yalnız bırakmaz. Modernleşmenin yoğun bir şekilde insanları tesiri altına aldığı bir zamanda, bu, çoğu insan için anlamsız olabilir. Hatta bütün zamanını lüks alışveriş merkezlerinde harcayan 'modern insan' için bir işkenceye de dönüşebilir. Varsın dönüşsün, biz yürüyüşümüze devam edelim. Karagümrük Stadı'nı geçtikten sonra sola dönerek Draman'a, oradan da Çarşamba semtine ulaşırsınız. Çarşamba semtiyle özdeşleşmiş olan cemaatin varlığı hemen kendini hissettirir. Bu durum bana her zaman güven vermiştir. Hemen yanı başında yer alan Fener Patrikhanesi'nin varlığı Çarşamba'daki cemaatin varlığını daha da anlamlı hale getiriyor. Son yıllarda İsmail Ağa cemaatine yönelik baskılar, cemaatin önde gelen isimlerinin cinayete kurban gitmesi sıradan bir hadise olarak algılanamaz. Yaşananları patrikhaneden bağımsız düşünmek yanılgıya sebep olabilir. Arzulanan, bu bölgeyi cemaatten arındırarak, patrikhaneye 'rahat bir nefes' aldırma çabasıdır. Patrikhane çevresinin Avrupa'dan gelen fonlarla düzenlemeye tabi tutulması, dahası insansız hale getirme çabası ileriye dönük bir planın hayata geçirilmesi olarak gözüküyor. Bu açıdan bakıldığında, İsmail Ağa cemaatinin Fener Patrikhanesi için nasıl bir 'tehdit unsuru' olduğu rahatlıkla görülebilir.
Çarşamba'daki manevi havayı teneffüs ettikten sonra Osmanlı'dan yadigâr kalan en önemli camilerimizden biri olan Yavuz Selim Camii uğrak noktasıdır. Bu cami bugüne kadar ihmal edilmiş bir görüntü çiziyor. Bölgedeki Fatih Camii'nin merkez konumunda bulunması, İstanbul'un fethinin sembolü olması Yavuz Selim Camii'ni ikinci plana itti. Hâlbuki Yavuz Selim Camii Haliç'e hâkim bir tepede önemli bir yer işgal ediyor. Caminin çevresi, haziresi çok önemli bir tarihi günümüze taşıyor. Caminin sol tarafında yer alan bahçesi bütün Haliç'i ayaklarınıza kadar getiriyor. İstanbul'un sayılı seyirlik noktalarından birisidir bu mekân. Kendinizle baş başa kalmak ve ruhunuzu dinlendirmek istiyorsanız Yavuz Selim Camii ideal bir mekân olarak sizi bekliyor. Bu vesileyle Osmanlı'nın kudretli padişahlarından ilk Osmanlı Halifesi olan Yavuz Sultan Selim'le de selamlaşma imkânı elde etmiş olursunuz. Yavuz Selim'in bu bölgedeki manevi varlığı patrikhanenin bütün hain planlarını bozacak, tersyüz edecek bir görüntüyü ortaya koymaktadır. Camideki bir iki saatlik mola sizi bütün bir yapaylıklardan uzaklaştırır. Tarihin sahici dünyasına bir pencere açar ve oradan süzülerek uzunca bir yolculuğa çıkarsınız. Yavuz Selim Camii ve çevresi biraz içeride kaldığı için insana oldukça gizemli geliyor. Kalabalıklardan kaçan ve dinginlik isteyenler için eşsiz bir mekân burası. İnsanda bir müdavimlik uyandıracak kadar da asil bir duruş var ortada.
Nurettin Topçu bize sesleniyor
Yavuz Selim Cami'siyle olan selamlaşmanın ardından yönünüzü Fatih Camisi'ne doğru çevirebilirsiniz. Bir soluklanmanız gerekiyorsa hemen caminin girişindeki çay ocaklarından birinin taburesine oturabilirsiniz. Nice dostlukların çay eşliğinde harmanlandığı bu mekânlar size de bir yer açar. Bir taraftan çayınızı içersiniz, diğer taraftan uzun bir yolculuğa çıkarsınız. Birçok hatıra gözünüzün önünden akıp gider. Fatih'in minarelerinden yükselen davudi ses sizi kendinize getirir. Huşu içinde dinlediğiniz ezan öğlen vaktinde olduğunuzu haber verir. İçtiğiniz çayın parasını masanın bir kenarına bırakarak adımlarınızı camiye doğru yöneltirsiniz. Sultan Fatih'le birlikte öğlen namazını eda edersiniz. Bu an maneviyatın doruğa ulaştığı bir andır. Sultan Fatih'in huzurundan sükûnet içinde ayrılırken yürüme azminiz devam ediyorsa daha yürünecek çok yol var. Gizli bir hazine olan Zeyrek semti sizi tarihin ince ayrıntılarıyla karşılar. Her ne kadar tarihi yağmalamanın görüntüleri burada da karşınıza çıksa da, yine de geçmişe ait izlerin fazlalığı bir teselli kaynağı olur. Kadınlar Pazarı'nda soluk almanızda fayda var. Ama eski Kadınlar Pazarı'nı bekliyorsanız, yerinde değildir. Çünkü belediye eski pazarı yıkarak yerine yapay, duygusuz bir alan inşa etmiş. Dolayısıyla eski pazarın ruhu da ortadan kalkmış. Her şeyi ranta çevirme anlayışı burada da kendisini göstermiş. Kadınlar Pazarı'ndan ayrılırken yürümeye kararlı iseniz Vefa semtine uğramanızda fayda var. Tarihi burada daha bir canlı olarak göreceğiniz muhakkak. Tarihi Vefa Lisesi, Doğu Türkistan Türklerinin merkez olarak kullandığı külliye, tarihi Vefa bozasının yapıldığı bina ve caddenin sağında ve solunda yer alan binalar geleceğe direnerek ayakta kalmışlar ve geçmişi günümüze taşımanın gururunu yaşıyorlar. Vefa Lisesi denilince fikir davamızın öncülerinden Nurettin Topçu'yu hatırlamamak olmaz. Binanın önünden her geçişimizde burada talebelik yapmış olan hocamızın "Yarınki Türkiye'nin kurucuları, yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül veren, sabırlı ve azimli fakat gösterişsiz, nümayişsiz çalışan ruh cephesinin maden işçileri olacaktır" sözlerini duyar gibi oluruz ve biz bu işin neresindeyiz diye de kendimize sorarız. Vefa semtine ayak değmişken hemen ana cadde üzerinde bulunan Şehzadebaşı Camii'ne selam vermekte fayda var. Caminin arka tarafındaki bahçesi soluklanmak için oldukça ideal. Burada bir saat tek başına oturmak insana iyi gelir, insanın bedeniyle birlikte ruhunun da dinlendiğini görürsünüz.
Mehmet Zahit Kotku Hazretlerinin huzurunda
Şehzadebaşı'ndaki soluklanmanın ardından ayaklarınızı serbest bırakın ve sizi hangi yöne taşımak istiyorsa hiç itiraz etmeyin. Kendinizi Süleymaniye'de, Mimar Sinan'ın eşsiz eseri olan caminin haziresinde bulacaksınız. Burada cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın yanı sıra Gümüşhanevi Dergâhı'nın çok önemli şahsiyetleri de yatıyor. Hazirenin hemen girişinde püfür püfür esen hava koridoru sizi karşılıyor ve doğal bir klimayı andırıyor. Manevi bir esintiye dönüşen bu hava akımı sizi ferahlatıyor ve sıradan bir mekânda bulunmadığınızın farkına varıyorsunuz. Ahmet Gümüşhanevi ve Zahit Kotku Hazretleriyle selamlaştıktan sonra dizlerinin dibine çömelerek uhrevi âleme yolculuğa çıkmış gibi olursunuz. Bu da size ilaç gibi gelir. Manevi önderlerin açtığı çığır, çizdiği hat, istikamet arayanlar için hep yol gösterici oldu. Bu mübarek insanların varlığı bizim için Allah'ın bir lütfü olsa gerek. Türkiye'nin yeniden inşasında manevi önderlerin nedenli önemli olduğu, nasıl bir görev üstlendikleri bugünden bakınca daha iyi anlaşılıyor. Her şeyin maddeye bağlandığı, insanların hızla dünyevileştiği bir zamanda yaşıyoruz. Dolayısıyla manevi önderlere en çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönemdeyiz. Süleymaniye'nin minarelerinden ezan sesi yükselmeye başlayınca vaktin ikindi olduğunu anlıyorsunuz. Edirnekapı'dan başlayan yürüyüşün nasıl bereketli geçtiği böylece daha iyi anlaşılıyor. Ezanın çağrısına kulak vererek ikindi namazını cemaatle kılmak yorulan vücuda yeniden dirilik kazandırıyor.
Günü noktalamak için yapmanız gereken bir şey daha var. O da Süleymaniye Camii'nin hemen yanında bir çukurda yer alan çay bahçesine uğramak olmalıdır. Osmanlı zamanında mezbaha olarak kullanılan bu yerde çayınızı yudumlayarak geçmişe bir yolculuk yapabilirsiniz. Ayrıca günün kritiğine yapmakta fayda var. Şayet bu yolculuktan memnun kaldıysanız, başka bir tatil gününüzde Süleymaniye'den devam ederek tarihin izini sürmeye ve şehrin kılcal damarlarına dokunmayı sürdürebilirsiniz. Bakalım o zaman neler karşınıza çıkacak, hangi sürprizlerle karşılaşacaksınız. Bu konuda kararlı iseniz, size eşlik etmeye hazırız.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



