İstanbul'da Şeyhülislâm Dürrizâde tarafından yayınlanan fetva çok etkili olur. Fetvanın Anadolu'da yayılmasını engellemek için Ankara tarafından gösterilen çabalar akim kalır. Özellikle İstanbul matbuatının çok güçlü ve yaygın olması Dürrizâde'nin yayınladığı fetvanın etkisini daha da artırır. Ankara'da Millî Mücadele hareketini yürütenlerin bu fetvanın etkisini karşı yapacakları tek şey vardır: Karşı fetva yayınlanması...
Fakat Ankara'yı başka bir zorluk beklemektedir. Yayınlanacak fetvanın içeriği. Ankara karşı fetvayı hazırlarken "Padişah ve halifeye" atıf yapması, onu öne çıkarması gerekmektedir. Padişahın ve hilafet makamının kurtarılmasının öne çıkarılması durumunda ancak fetva etkili olacaktır. Çünkü halk hâlâ padişah ve halifelik taraftarıdır.
İstanbul hükümetinin dini söylem içerikli bu tavrına karşı Ankara hükümeti de "dini söylem" kullanmaktan hiçbir zaman imtina etmemiştir. Büyük Millet Meclisi'nin hatimlerle, tekbirlerle, salavatlarla, dualarla açılışı bunun en somut göstergesidir. Hatta anayasada yer alan "Devletin dininin, din-i İslâm olduğu" maddesini dahi 1928'de kaldırıldığı göz önüne alınırsa Millî Mücadele hareketi "dini hüviyet" içerikli bir hareket olduğu görülür.
Biz tekrar konumuz olan Ankara'nın fetvasına dönelim:
"Başta M. Kemal olmak üzere, millî hareketin ileri gelenleri; "Padişah ve halife dahi esirdir. Makam-ı hilafet ve saltanatın tahlisi (kurtarılması) lâzımdır". Bu nokta'yı nazardan hareketle; düşman elinde esir olan halifenin zor ve baskı kullanılarak böyle bir fetvanın yayınlattırıldığı, haliyle de bu fetvadaki hükümlerin geçersiz olduğu hususu üzerinde durdular. Ankara'da, bu ana fikirden hareketle, bir fetva yayınlanması çalışmalarına başlandı. Neticede, Ankara Müftüsü ve aynı zamanda Ankara Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi de olan Mehmet Rifat Efendi (Rıfat Börekçi) başkanlığında, Ankara'da bulunan beş müftü, dokuz müderris ve medrese müdürü ile altı kişilik ilmiye sınıfından müteşekkil toplam yirmi kişilik bir grup da bir fetva hazırladı.
Anadolu'daki Milli Hareketin meşru olduğu, Padişah ve Halife'nin dahi esir bulunduğu, düşman elinde esir olan Halife'ye zor ve baskı kullanılarak fetva yayınlattığı, haliyle bu fetvadaki hükümlerin geçersiz olduğu hususlarının dile getirildiği bu fetva da 19-22 Nisan 1920 tarihlerinde, Öğüt, İrade-i Milliye, Açıksöz gibi Milli Mücadele yanlısı gazetelerde yayınlandı. Bu fetva, sadeleştirilmiş şekliyle şöyledir:
"1- Dünyanın nizâmının sebebi olan İslâm Halifesi Hazretlerinin halifelik makamı ve saltanat yeri olan İstanbul, mü'minlerin emirinin (Padişahın) varlığının sebebine aykırı olarak, İslâmların düşmanı olan düşman devletler tarafından fiilen işgal edilerek, İslâm askerleri silahlarından uzaklaştırılıp, bazıları haksız olarak şehit edilmiş, Halifelik merkezini koruyan bütün istihkâmlar, kaleler, savaş aletleri zapt edilmiş ve resmî işleri yürüten ve İslâm Ordusunu donatmakla görevli Bab-ı Ali'ye (Başbakanlık) ve Harbiye Nezâretine el konmuştur.
Bu suretle Halife, milletin gerçek menfaatleri uğrunda tedbir almaktan men edilmiştir.
Sıkıyönetim ilân edilip harp divanları kurulmuş, İngiliz kanunları uygulanarak kararlar verilmek suretiyle Halife'nin yargı hakkına müdahale edilmiştir.
Yine Halife'nin rızası olmadığı halde, Osmanlı toprakları olan İzmir, Adana, Maraş, Antep ve Urfa taraflarına düşmanlar saldırıp oradakileri Müslüman olmayan uyruklarımızla elele vererek İslâmları toptan yok etmeye, mallarını yağmalamaya ve kadınlarına tecavüze, Müslüman halkın bütün kutsal inançlarına hakarete kalkışmışlardır.
Anlatılan şekilde hakarete ve esirliğe uğrayan Halifelerini kurtarmak için, ellerinden geleni yapmaları bütün Müslümanlara farz olur mu?
Cevap: Allah en iyi bilir ki, olur.
2- Bu suretle, Halifeliğin meşru hakkını elinden alanlardan kurtarmak ve fiilen saldırıya uğrayan vatan topraklarını düşmandan temizlemek için uğraşan ve çalışan İslâm halkı Şeriatça Allah yolundan ayrılmış olurlar mı?
Cevap: Allah en iyi bilir ki, olmazlar.
3- Halifeliğin gasbedilen haklarını geri almak için düşmanlara karşı açılan mücadelede ölenler "Şehid", kalanlar "gazi" olurlar mı?
Cevap: Allah en iyi bilir ki, olurlar.
4- Bu suretle din uğrunda savaşan ve görevini yapan halka karşı düşman tarafını iltizâm ederek İslâmlar arasında silâh kullananlar ve adam öldürenler Şeriat bakımından en büyük günahı işlemiş ve fesatçılık işlemiş olurlar mı?
Cevap: Allah en iyi bilir ki, olurlar.
5- Bu suretle aslında istemediği halde düşman devletlerinin zoru ve kandırması ile, olaylara ve gerçeğe uymayarak çıkarılan fetvalar; Müslümanlar için Şeriatça dinlenir mi ve ona uyulur mu?
Cevap: Allah en iyi bilir ki, uyulmaz."(Sabahattin Selek, Millî Mücadele,c. II, İstanbul 1982, s. 768-769; ayrıca bkz. Millî Mücadele'de Öncüler, c.I, İzmir 1991, s. 164-165.)
Bu fetva, 16 Nisan 1920'de Heyet-i Temsiliye Riyaseti'nce Anadolu'ya gönderilerek bütün müftülüklere tebliğ edileli ve bunu, her müftünün tasdiki talep edildi. Ayrıca bu konuda mülki ve askerî yetkililerden yardımcı olunması istenilmiştir.
Mustafa Kemal Paşa'nın çağrısıyla bu fetva, Anadolu'nun değişik yerlerindeki 153 müftü ve din âlimi tarafından tasdik edildi.
Böylece İstanbul fetvasının millî hareket için arz ettiği büyük tehlike önemli ölçüde bertaraf edilmiş ve isyanlar bastırılmıştır. Müftü ve ulemanın "... Bervechi bâlâ (yukarıdaki) Fetva-yı Şerife, Şer'i Şerife muvafıktır" sözleri, Şeyhülislâm'ın fetvasını hükümsüz kılmış ve Anadolu'daki birliği pekiştirmiştir.*
Hâsılı, bu ülkeyi fetvasıyla, mücahedelesiyle "din adamları" kurmuş ve kurtarmıştır...
* Ali Sarıkoyuncu, Millî Mücadelede Din Adamları, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2007, s. 150- 153,159.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



