Türkiye’nin 2007–2013 yıllarını kapsayan 9. Kalkınma Planı’nda akıllara durgunluk veren hedefler var. Bunlardan birisi de şu anda resmi olarak yüzde 12’ye ulaşan işsizlik oranı ile ilgili.
Plana göre, 2013’te işsizlik oranı, tarımda 670 bin, tarım dışı sektörlerde ise yaklaşık 835 bin kişiye iş bulanarak yüzde 7,7’ye indirilecek. İstihdamın yıllık yüzde 2,7 oranında artması hedeflenen planda artışın temel belirleyicisi ise kadınlar olacak.
Devlet Planlama Teşkilatı’nın hazırladığı bu ‘rüya’ gibi plan karşısında açıkçası içimden ‘şapka çıkarmak’ geliyor. Ne var ki, son bir ayda yüzde 35’lere varan devalüasyon, zamlarla tırmanan enflasyon ve tırmanan cari açık rakamlarını görünce şapkayı nereye koyacağımı bilemiyorum. Zira 2013 yılına dair yapılan planların hepsinin boş olduğunu maalesef görüyorum.
Ama yine de planda işsizlikle ilgili hedefin nasıl konulduğuna bakmakta fayda var. Öncelikle şunun altını çizelim ki, AKP iktidarı, Türkiye’deki işsiz sayısını düşük göstermek için her türlü yöntemi deniyor. Bunun içinde Türkiye İstatistik Kurumu’nu (TÜİK) kendine paravan olarak kullanıyor.
Peki, TÜİK hesabı nasıl yapıyor? İstihdam hesaplarına temel oluşturan verilerle nasıl oynuyor? Çeşitli uluslararası standartlara göre sınıflama yaptığını iddia eden TÜİK, bugün yaklaşık sayıları 2,5 milyona ulaşan ‘işbaşı yapmaya hazır olduğu halde iş aramayanlar’ ile ‘mevsimlik çalışanları’ işgücü ve işsizlik rakamlarına ilave etmiyor. Gerçek bilinmediği içinde kimse işsizlik meselesinin derinlerindeki asıl sorunu irdeleme zahmetine katlanmıyor. Bu nedenlede fiili işsizlik oranı ve işsiz sayısı yaklaşık yüzde 50 düşük gösteriliyor.
Yine, 9. Kalkınma Planı’nda istihdam artışında temel belirleyici olacağı belirtilen kadınlarla ilgili de TÜİK’in garip bir hesaplama yöntemi bulunuyor. Türkiye’de 13 milyon civarında ‘ev kadını’ olmasına karşın, TÜİK’in yaptığı hane halkı işgücü anket sonuçlarında, 15 yaşın üstünde çalışmayan kadın nüfusun yüzde 69’u iş aramayan ve ev işleriyle uğraşan kadın kategorisinden oluşuyor. Yani, kadınların evde ürettiği değer, değer olarak kabul edilmiyor, emeği ücretlendirilmiyor. Kadınların yoğun olarak, mevcut istihdam alanları arasında yüzde 49,7’lik oranla başı çeken hizmet sektöründe çalışmaları, ama buna rağmen istihdam edilen nüfusun yalnızca yüzde 25,1’ini oluşturmaları da dikkati çeken bir diğer nokta.
TÜİK, koca bir yılın yarısından fazlasını çalışmadan geçirmek zorunda kalan ve ekmeğini hiçbir pazarlık şansı olmadan bir tek yaz aylarında kazanan mevsimlik işçileri de işgücünün bir parçası olarak kabul etmiyor. Böylece yaklaşık bir milyon insan da işsizlikten kurtarılarak, ‘işsizler ordusuna’ dâhil edilmiyor.
Her açıdan toplumun dışına itilen, açlık sınırında maaşa talim ettirilen yaklaşık 3 milyon emekli vatandaşta TÜİK’in verilerinde ‘işsiz’ statüsünde görülmüyor. TÜİK, işgücü piyasasında istihdam edilen, ancak ücret düşüklüğü ve mesleki memnuniyetsizlik nedeniyle iş değiştirmek isteyenleri de ‘eksik istihdam’ sınıfında değerlendirerek işsiz kategorisine sokmuyor.
TÜİK, 15 yaş ve üstü çalışabilir nüfusun yüzde kaçının aktif işgücü piyasasında olduğunu gösteren bir değer olan “İşgücüne Katılım Oranı” ile de oynuyor. Bu oran, 2004 yılında OECD ülkelerinde ortalama olarak yüzde 70,1 iken, Türkiye’de hükümetin ilan ettiği değer yüzde 48,3’dür. Bunun anlamı, OECD ülkelerinde 15–64 yaş arası nüfusun yüzde 70’i iş gücü piyasasında iken bu oranın bizde yüzde 50’nin bile altına düşmesidir. TÜİK rakamlarına göre ise, 2002 yılında yüzde 49,8 düzeyinde bulunan işgücüne katılım oranı, 2006 yılı üç aylık dönemde yüzde 45,5’e gerilemiştir. 2006 yılının ilk üç aylık döneminde, TUİK verileri kullanılarak elde edilen “Düzeltilmiş İşgücü” rakamlarına göre hesaplanan daha gerçekçi “İşgücüne Katılım Oranı” ise, yüzde 52,3 olarak çıkmaktadır. Aynı oranın 2002 yılı ortalama değeri ise yüzde 53,4 olarak gözükmektedir. Ancak, AB ülkelerinde bu oranın ortalama yüzde 70 olduğu dikkate alındığında, TÜİK’in istihdam hesaplarına temel oluşturan verilerle de oynadığı, onları tahrif ettiği şüphesi doğmaktadır. Diğer taraftan TÜİK, küçük aile işletmelerinde hiçbir ücret almadıkları halde çalışan olarak görülenlerde işgücüne dâhil etmemektedir.
Görüldüğü gibi, Türkiye’de işsizlik rakamlarıyla böyle oynanıyor, gelecek hedefleri bu şekilde tanzim ediliyor. Oysa gerçekler çok farklı. Eğer, TÜİK bu saydığımız verileri kullansa, hesabı bu genişlikte tutsa, işsiz, işbaşı etmeye hazır işsiz ve mevsimliklerin toplamı 24 milyonu bulacak.Velhasıl, bir tarafta avutulan işsizler ordusu, diğer tarafta gerçeklerle alakası olmayan hesaplamalar. Aslında dün durum farklı değildi, yarında olmayacak. AKP’nin bu yılın çeyreğinde yüzde 6,3 büyüyen ekonomisinde de, 2007–2013 arasında yıllık ortalama yüzde 7 büyüyeceğini iddia ettiği ekonomisinde de işsizlik sadece ve sadece kâğıt üzerinde azalacak. Ve bu tablodan kimler karlı çıkacak? Sadece 2005 yılı itibariyle yüzde 50’yi geçen faiz, kar ve rant gibi gelirlerden pay sahibi olanlar yine günlerini gün edecek.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



