Filistin'de savaş makineleriyle ölüm kusan İsrail, küresel medya organları ve yandaşlarının ifadeleriyle de insanlığı kirletmeye devam ediyor.
Soykırımı tescillenen İsrail şu anda iki yönlü harekât yapıyor.
Biri askeri, diğeri psikolojik.
İsrail ordusu tarafından üç haftadan bu yana Gazze'de insanlık tarihinin en korkunç katliamlarından biri daha gerçekleşiyor.
Her yerde ard arda bombalar patlıyor, füzeler yağıyor, açlık ve sefaletin kol gezdiği şehirler bu kez enkaz yığını haline dönüyor.
Evler, okullar, hastaneler, camiler bombalanıyor...
Ana kucağında, beşikte olan bitenden habersiz uyuyan bebeklerin vücutları Siyonist bombalarıyla parçalanıyor.
Okullarında ders gören küçük yavruların üzerine füzeler yağıyor.
Tıpkı sokakta oynayan kardeşleri gibi onların da küçük bedenleri paramparça oluyor.
Filistinli analar, babalar, ablalar, kardeşler, şarapnel parçalarıyla can veriyor.
Kan gölünün içinde çığlıklar yükseliyor, her taraftan.
Bir millet yok ediliyor, Filistin'de...
İsrail kamuoyunun gözü önünde yasak silahlar kullanıyor.
Yardım görevlilerinin üzerine bile bombalar yağdırıyor.
Birleşmiş Milletler görevlilerini vuruyor.
Ama bu kuruluş; bırakın bu vahşeti durdurmak için caydırıcı bir adım atmayı, gözü dönmüş, eli kanlı katilleri masum göstermek için çabalıyor. Siyonizmin katliamlarla eş zamanlı olarak başlattığı psikolojik harekâtın bu ayağını tamamlıyor.
"Öldürmeye hakkınız var, vurun, bombalayın, her türlü silahı kullanmaya hakkınız var, siz sadece kendinizi savunuyorsunuz. Öldürün onları, çünkü onlar size saldırıyor. Camileri de hastaneleri de, okulları da vurabilirsiniz, çünkü Hamas oradan füzelerle saldırıyor sizlere. Sivillerin canlarını tehlikeye atan onlar..."
Utanmadan, sıkılmadan, arsızca bu şekilde beyanat veren Almanya Başbakanı Angela Merkel, Çek Cumhuriyeti'nin Dışişleri Bakanı Karel Schwarzenberg, ABD Başkanı Bush, Dışişleri Bakanı Rice ve Kanada Dışişleri Bakan Yardımcısı Peter Kent'e dün BM'nin en üst düzey yetkilisi de katıldı.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-muun, "İsrail ve Hamas saldırılarını sona erdirmeli" şeklinde bir beyanat verdi.
O da bu açıklamasıyla, dünya kamuoyunu çatışmanın Hamas'ın roketleri yüzünden çıktığına ve Hamas'ın roket saldırılarını sürdürdüğü için katliamların devam ettiğine inandırmaya çalışıyor, İsrail'i kurbanmış gibi göstermeye çalışanlar kervanına katılıyor.
Ağız birliği etmişler...
Türk medyası Siyonist ağzıyla konuştular
Türkiye'deki bazı medya organları, 19 Haziran 2008'de Mısır'ın arabuluculuğuyla imzalanan ateşkese göre, "İsrail'in 10 gün içinde kapıları açması şartından, Gazze üzerindeki ablukayı kaldıracak olması koşulundan" hiç söz etmiyor. Aynı zamanda "İsrail'in ateşkes süresince Gazze'ye 132 kez saldırı düzenlediğinden, 22 Filistinli'yi öldürdüğünden" de söz etmiyor.
Ve hala Olmert'in, Livni'nin savunamadığı katliamları müdafaa etmeye çalışarak , "Evet, İsrail şiddet uyguluyor ama Hamas da niye füze saldırılarında bulunuyor, kardeşim" diyor, Siyonistleri masum göstermeye çalışıyorlar.
Haberlerinde, İsrail'in dağıttığı görüntüleri kullanarak, "Bakın! İnsansız uçaklar camilerin, hastanelerin üzerindeki havanları tespit ediyor. Aynı anda buralara ateş ediliyor. Ve böylece Hamas sivillerin can vermesine neden oluyor" ifadesini kullanıyorlar.
Kısacası, İsrail televizyonu ile aynı metodu kullanıyorlar.
Mazlum gösterilen katiller sürüsü
İsrail televizyonunun kendi kamuoyunu kandırmak için nasıl yayın yaptığını Yahudi yazar Neve Gordon şöyle anlatıyor:
"İsrail devlet televizyonunun (Channel 1) izlemesi bugünlerde çok sıkıcı; son günlerde iyice sakınır oldum. 72 saattir iki küçük çocuğumuzla apartman dairesinde sıkışıp kaldığımız için eşimle birlikte daha kuzeyde yaşayan annemi ziyaret edelim dedik. Böylece roket saldırısı korkusu olmadan çocuklarımız da dışarıda oynayabilirlerdi. İsraillilerin çoğu gibi annem de bol bol haber dinler; geçen akşam televizyon önünde ona eşlik etmeye karar verdim.
Yayın her zamanki gibiydi. Acı çeken İsrail Yahudilerinin, hiper ulusçu değerlerin de eşlik ettiği bilindik görüntüleri ve sesleri vardı. Hikayelerden biri de iki yıl önce oğlunu Gazze'de kaybeden Yahudi anneye aitti. Dinleyicilere oğlunun Golani piyade tugayında asker olduğu, kaçırılan Gilad Şalit adlı askeri kurtarmak için Gazze Şeridi'ne gönderilen bölükte yer aldığı anlatılıyordu.
"Bölükteki arkadaşları sivillere zarar vermek istemediklerinden dolayı her yöne ateş açmaktan imtina etmişlerdi ki bu durum, Filistinli milis güçlerin ateş ederek oğlumu öldürmesine imkan vermişti" diyor anne.
Söyleşiyi yapan kişi bugün Gazze'ye yapılan saldırı hakkında ne düşündüğünü sorduğunda "Hepsini ezmeli, hava ve deniz yollarını kesmeliyiz" diye cevap verdi ama, bir de ilavesi vardı: "Sivilleri öldürmemeliyiz, sadece Hamas'ı" Anneye, oğlunu özlediğinde ne yaptığı sorularak haber sona erdi; kamera annenin yüzüne zoom yaparken şöyle diyordu: 'Odasına gidiyorum ve yatağına sarılıyorum, ona sarılma fırsatım yok artık.'
Gazze Şeridi'nde tavan yapan ölümlere rağmen İsrail ebedi kurban olmayı bu suretle sürdürüyor. Hakikat, annenin kameraya baktığı son kare, ben dâhil, müşfik ortalama izleyicinin nutkunun tutulmasına yol açıyor. Ne ki son birkaç yıldır İsrail haberlerini eleştirel bir gözle dinler oldum ve böylelikle İsrail ve onun Yahudi çoğunluğunun kurban görüntüsü altında takdim edildiğini ve her ne olursa olsun bu çatışmada ahlâki oyuncu olarak sunulduğumuzu görebiliyorum. Bundan dolayı da Gazze'de ölümler çığ gibi artarken Yahudilerin çektiği acıya yoğunlaşan bu tür haberler beni artık sarsmıyor."
Haber ajanslarımız da hassas değil
Öte yandan, Anadolu Haber Ajansı da İhlas Haber Ajansı da, Filistin'de yaşanan vahşet konusunda hassas davranmıyor. Bilinçli veya bilinçsiz bir biçimde çoğu zaman "Soykırımcı İsrail'in ağzıyla" konuşuyor.
Nasıl mı?
Örneğin İHA şöyle bir haber geçiyor: İsrail'in Gazze'de sürdürdüğü kara ve hava operasyonlarını kınamak için Londra'da artık rutin hale gelen protesto gösterileri devam ederken, İşçi Partili İngiliz Milletvekili Jeremy Corbyn ve ünlü gazeteci Yvonne Ridley, İsrail'in Gazze'de devam eden operasyonu ilgili inanılmaz iddialarda bulundu.
İHA, "protesto gösterileri rutin hale geldi" ifadesi kullanarak insanların tepkisini basite indirgiyor. İddialar kelimesi ise yine şık durmuyor.
Anadolu Ajansı (AA) ise, Hamas'ın açıklamalarında sürekli olarak "iddia etti", İsrail'in beyanatlarında "dedi", ifadelerini kullanıyor. Bu da basın dilinde açıkça taraf olmaktır. Zira medyada, görüşlere katılmadığını belirttiğinde "iddia etti" kelimesi kullanılır.
Yaşanan bu durum, İslam dünyasının acil olarak uluslar arası düzeyde haber akışını sağlayan ajanslar kurma zaruretini bir kez daha ortaya koymuştur. Küresel medyanın kamuoyunu yalan haberlerle bombardıman altına alması yanlış yönlendirmesi ancak bu şekilde önlenebilir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



