Bunun adına ne denir, bilmiyorum. Akıl tutulması mı yoksa cehalet mi veya düşünce eksikliği mi?
Ya da yönlendirmeye açık olmak mı, yönlendirmek mi?
Gerçekten de nasıl tanımlayacağımı, hangi kategoride değerlendireceğimi bilemiyorum.
Türk basınının ağız birliği etmişçesine "İsrail'den Türkiye'ye jest!" başlığıyla büyük gürültü kopararak verdiği haberden söz ediyorum.
Neymiş efendim! Siyonist Meclis (Knesset) , parlamento başkanı Haim Oron tarafından verilen "Ermenilerin 1915'e ilişkin iddialarının tartışılmasını öngören önergenin görüşülmesini" reddetmiş.
Dahası Netanyahu hükümetinin görüşlerini aktaran Çevre Bakanı Gilad Erdan, bu konudaki duyguların ne kadar yoğun olduğunun bilincinde olduğunu belirterek, "Ancak İsrail'in tutumu, 'olayların irdelenmesinin Knesset'teki bir siyasi tartışmayla değil, açık görüşmelerle yapılması ve tarihi verilerle desteklenmesi' gerektiği yolundadır. Çekilen acılar konusundaki anlayışımız ve İsrail'in bu konuyla sırf siyasi bir kurum aracılığıyla ilgilenen bir taraf olmasını istemediğimizden, bu konunun Knesset'in gündeminden kaldırılmasını öneriyorum" demiş.
Böylece Türkiye'ye müthiş bir kıyak yapmış.
Ben de İsrail, Türkiye'ye jest yapmış da ben nasıl görmemişim diye kendimi eleştirecek oldum. Merak ederek haberi bir çırpıda okudum. Fakat haberi okuduğumda kendime haksızlık etmek üzere olduğumu anladım. Çünkü bu haberi ajansta gördüğümde içimden "hadi oradan katiller sürüsü, sizin ne haddinize bu konuyu konuşmak" demiş, kullanmaya değer bulmamıştım.
İsrail'in bu manevrası üzerine uzman adı altındaki bazı gazeteciler, akademisyenler ekranlarda saatlerce yorumlar yaptılar.
Davos geriliminin İsrail'in attığı bu adımlar dolayısıyla sona erdiğinden falan söz ettiler...
Onların yaklaşımlarına şaşırmıyor, bunun da ötesinde onları anlıyorum.
Fakat Filistin konusunda hassas olduğunu bildiğim bazı gazete ve haber portallarının attıkları başlıkları okudukça hayretler içerisinde kaldım.
Şaşırdım.
Dahası "Bu haberi Siyonistlerin elinde bulundurduğu küresel haber ajanslarının yorumuyla verebilme gafletine düşmelerine de" üzüldüm.
"Senin ne haddine katliam ya da soykırımı sorgulamak! Bırakın önceki günlerde yaptıklarınızı daha dün Gazze'de döktüğünüz kanlar kuramamışken, utanmadan bunu nasıl konuşabiliyorsunuz!" demeleri gerekmiyor mu?
Diğerleri Türkiye'nin İsrail'e minnet duymasını istiyorlar.
İsrail yönetiminin Davos'ta yedikleri şamarı unuttuğunu, büyük bir devlet gibi davranarak kırgınlığı bitirdiğini söylemeye çalışıyorlar.
Bir noktada haklılar:
İsrail, gerçekten de Türkiye ile kırgınlık istemiyor.
İsrail, Türkiye'nin Arap dünyasına hele de Suriye'ye yakınlaşmasını hiç istemiyor.
Hatta "Ankara kendisinden iyice uzaklaşacak" diye İsrail'in ödü kopuyor.
Dolayısıyla küresel güçlerin Türkiye ayağının, İsrail'in manevrasını bize lütuf gibi sunması çok normal.
Ancak İslamcı olarak nitelendirilen gazetecilerin bu oyuna gelmelerini anlayamıyorum...
Aslında söyleyecek o kadar çok şey var ki...!
SİCİLİ BOZUKLARIN ŞAŞIRTICI KÜSTAHLIĞI!
BU olay üzerine seçtiğimiz yılsonu bir grup gazeteci ve akademisyenle Suriye'ye yaptığımız gezide yaşadığım bir anekdotu aktarayım.
Suriye'deki mihmandarlarımız arasında Rita adlı üniversite öğrencisi bir Ermeni vardı. Kendisiyle, tehcir edilen Ermenilerin bu ülkedeki yaşamları ve soykırım iddialarını konuşuyorduk.
Sohbet sırasında Rita, Amerika'nın, İngiltere'nin, Fransa'nın, Almanya'nın, Rusya'nın ve diğer bazı dünya devletlerinin kendilerine verdiği "soykırım desteği"nin haklı olduklarının bir kanıtı olduğunu iddia etmişti.
Ben de gülerek, " şu saydığın ülkelerin sicillerine bir bak! Bozacının şahitleri, şıracı" demiştim.
Ayrıca, Bosna Savaşı'ndaki Srebrenitsa soykırımını hatırlayalım. BM'ye bağlı Uluslararası Adalet Divanı, soykırım işlendiğini ancak bunda Sırp yönetiminin suçu olmadığına karar vermişti. Batılı zihnin, olayları değerlendirirken kullandığı ölçülerin sağlıklı olmadığını vurgulamıştım.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




