Her şey, yaptığı ahlâksız çıkışlarla tanınan, terörist İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman'ın Makedonya Başbakanı Nikola Gruevski ile görüşmesi esnasında yaptığı açıklamalarla başladı. Geçtiğimiz günlerde patlak veren "alçak koltuk" krizinin mimarı olan küstah İsrailli, Filistin topraklarında gerçekleştirdikleri terörü görmezden gelerek, Balkanlarda her an büyük çapta bir eylemin olabileceğini ileri sürmüş ve Müslüman kuruluşlar tarafından Balkanlara yaptığı yardımlara dikkat etmeleri gerektiğini söylemişti.
Lieberman'ın, Boşnak ve Arnavutların çoğunlukta olduğu bölgeleri işaret ederek, yaptığı açıklamalarına ilk tepki Bosna-Hersek Dışişleri Bakanlığı'ndan geldi. Bosna-Hersek Dışişleri Bakanı Sven Alkalaj, İsrailli mevkidaşı Avigdor Lieberman'ı telefonla arayarak, Bosna'nın teröristler için bir kaynak olabileceği yönündeki iddialarını protesto etti ve bu tür iddiaların Bosna-Hersek'in uluslararası itibarına zarar vereceğini vurguladı. Ancak, terörist İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman'ın bu açıklamaları AB'den serbest dolaşım vizesi alamayan, siyasi ve ekonomik anlamda zor bir dönemden geçen Bosna-Hersek'in üzerindeki "aşağılık kompleksini" bir kat daha da artırdı.
AB'ye karşı yasaların uygulandığı bir ülke imajını yerleştirmeye çabalayan Bosna-Hersek güvenlik güçleri, Lieberman'ın açıklamalarından birkaç gün sonra 2 Şubat 2010 günü sabah saat 4 sularında, ülkenin kuzeyindeki Brcko bölgesine bağlı Gornja Maoca isimli Müslüman köyüne büyük bir operasyon gerçekleştirdi. Aralarında BH Başsavcılığı ve Organize Suçlarla Mücadele, Ekonomik Suç ve Yolsuzlukla Mücadele Özel Savcıları, Güvenlik Bakanlığı İstihbarat ve Güvenlik Teşkilatı OSA-BIH, Sınır Polis Teşkilatı, Yabancı Hizmet Bürosu, Devlet Soruşturma ve Koruma Dairesi, Sırp Cumhuriyeti Polis Teşkilatı MUP-a RS, Brcko Polis Teşkilatı, Bosna-Hersek Federasyonu Polis Teşkilatı-FUP ve AB Polis Misyonu-EUPM temsilcilerinin bulunduğu "Işık" [Svjetlost] adlı operasyonu başlattılar. 1992-1995 Bosna Savaşı'nın ardından yapılan bu en büyük operasyona, BH Adliye ve Savcılığı'nın emriyle, 240 civarında araç ve 600'den fazla görevli katıldı. Operasyon neticesinde, evleri didik didik edilen, yüz kişilik köyde yaşayan sekiz kişi tutuklandı. Tutuklananlardan Nusret Imamovic, Senad Midzic, Safet Barcic, Hajrudin Ribic, Dzevad Hodzic, Edis Bosnic ve Hırvatistan uyruklu Adnan Rustemi isimli yedi kişi Bosna-Hersek Mahkemesi'nce yapılan yargılamanın ardından bir ay süreyle gözaltına alındı.
Bosna-Hersek Başsavcılığı'nın açıklamasına bakarsanız, Gornja Maoca'daki operasyonun gerekçesi "ülkenin toprak bütünlüğünü ve anayasal düzenini zayıflatmayı; etnik, ırksal ve dini nefreti ve hoşgörüsüzlüğü kışkırtmayı amaçlayan unsurların tespit edilmesiydi." Ancak operasyonun, Lieberman'ın Balkan ülkelerini hedef alan açıklamalarının ardından gerçekleştirilmesi ve köy halkının çoğunluğunun Bosna Savaşı'nda Sırplara ve Hırvatlara karşı Boşnaklarla omuz omuza savaşan mücahitlerden olması oldukça dikkat çekici bir durum. Hatırlayacağınız üzere, 1992-1995 yılları arasındaki savaşta direnişe destek veren ve savaş sonrasında Bosna-Hersek'te yaşamlarını sürdüren yabancı uyruklu mücahitlerden çoğunun vatandaşlığı ABD'nin yoğun baskısı neticesinde ellerinden alınmış ve sınır dışı edilmişlerdi. Son operasyonun da ülkedeki İslami hareketleri sindirmeye yönelik olduğu çok açık.
Bosna-Hersek Federasyonu'nda bunlar yaşanırken, uluslararası toplumun uyarılarına hiçbir zaman kulak asmayan Sırp Cumhuriyeti Parlamentosu, Bosna-Hersek'te istikrarın bozulması adına bir adım daha attı. Sırp Cumhuriyeti Başkanı Milorad Dodik'in Bağımsız Sosyal Demokratlar İttifakı-SNSD tarafından masaya konan ve Sırp Cumhuriyeti Parlamentosu'nda 10 Şubat 2010 tarihinde kabul edilen yeni referandum yasasıyla, Dayton Anlaşması ve olası bir bağımsızlık kararı dâhil birçok tartışmalı konunun oylamaya sunulmasını sağlayacak düzenlemelerin önünü açılmış oldu.
Sırp Cumhuriyeti Parlamentosu'nun Boşnak üyeleri, tasarının hem Dayton Anlaşması ve Bosna-Hersek Anayasası'nı ihlal ettiğinde ısrar ederek oylamayı boykot ettiler. Ancak ne Boşnakların bu boykotu, ne de Bosna-Hersek Yüksek Temsilcisi Valentin Inzko'nun "referandum yasasının parlamentodan geçirilmesinin Sırp Cumhuriyeti'ni Avrupa ve dünya toplumlarından daha da izole edecektir" uyarısı oylamanın yapılmasına mani olamadı. 83 sandalyeli Sırp Cumhuriyeti Parlamentosu'nda iki gün süren ateşli tartışmalar sonrasında oylamaya sunulan yeni referandum yasası; altı çekimser ve 16 ret oyuna karşı 46 kabul oyuyla kabul edildi.
Sırp Cumhuriyeti vatandaşlarının ulusal konularda referandum düzenlemesine olanak sağlayan yeni yasa, referandum için izlenecek prosedür ve referandumun düzenleme şekli gibi birkaç teknik konuyu kapsamasına karşın, referanduma kimin karar vereceğini, kimlerin oy kullanacağını, referandumun ne zaman düzenlenebileceğini ve hangi soruların sorulacağını açıklamıyor. Önceki yasa ile Sırp Cumhuriyeti Parlamentosu'ndaki Müslüman ve Hırvat vekiller, referandumu engellemek için oyalama taktikleri kullanarak yasal sürenin dolmasını sağlıyorlardı. Ancak yeni yasa ile referandum kararı için zaman kısıtlaması kaldırıldı.
Aslında Sırp Cumhuriyeti Parlamentosu'nda kabul edilen referandum yasası Bosnalılar için hiç de sürpriz olmadı. Çünkü Milorad Dodik, Dayton Anlaşması uyarınca geniş kapsamlı yetkilere sahip Yüksek Temsilci Valentin Inzko'nun otoritesine sık sık meydan okuyor ve Sırp Cumhuriyeti'ne tanınan özerkliğin tehlikeye girmesi halinde bağımsızlık referandumu düzenleme tehdidinde bulunuyordu. Yüksek Temsilci Valentin Inzko'nun Bosna-Hersek mahkemelerinde çalışan yabancı hâkim ve savcıların görev sürelerini uzatma kararının Sırp Cumhuriyeti Parlamentosu'nda reddedildiği Aralık 2009'dan itibaren de, bu tehdidini resmi olarak gündeme getirdi. Dodik'in bu tavrının en önemli sebebi, yolsuzluğa bulaştığı iddiasıyla, yabancı savcılar tarafından soruşturma altında bulunuyor olması.
Evet, Sırp Cumhuriyeti Parlamentosu'nun kabul ettiği yasayla, referandumlar yalnızca Sırp Cumhuriyeti sınırları içerisinde düzenlenebilecek ve Bosna-Hersek genelinde bir hukuki ağırlığı olmayacak. Ancak muhtemel sonuçlar, Bosna-Hersek ve Balkanlarda yeni etnik, siyasi ve sosyal krizlere yol açacaktır. Bu sebeple uluslararası toplum, üzerinde durduğumuz gelişmeleri göz önünde bulundurarak, başlarını iki ellerinin arasında almaları gerekiyor. Bunu yaptıklarında Bosna-Hersek'in "toprak bütünlüğünü ve anayasal düzenini zayıflatmayı; etnik, ırksal ve dini nefreti ve hoşgörüsüzlüğü kışkırtmayı amaçlayanın" Milorad Dodik liderliğindeki Sırp tarafı olduğu çok net bir şekilde görülebilir. Tabii ki asıl istedikleri gerçekleri görmezden gelmek ve Müslüman Boşnakları tarih sahnesinden silmek değilse...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



