Gerçeklikleri bir hayli tartışmalı, muğlak, bulanık ve karanlık olayların ve kurguların dünyasında yaşadığı için İsrail, gerçek dünyayla ilişkilerinde hep ruhsal bir sapma içinde olagelmiştir. Mesela "Babil Sürgünü"nü II. Dünya Savaşı'nın "Jenosid"iyle eleştirme saplantısı, onun ruhsal dünyasında zaman ve mekanı, tarihi yok hükmüne getirmiş gibidir. Yahudi inanışından, aynı zamanda mevsukiyeti muğlak tarihinden çıkartılmaya zorlanılmış "siyonizm" kültü, İsrail'i adeta "bakar kör" hale dönüştürmüştür. "İsrail"in devlet olup olmama durumu onda bir takıntı ve aynı zamanda bir "kompleks" (complex) niteliğinde devinip durmuştur.
Devletlerin varlıkları gibi hak ve menfaatleri de zaman ve mekana, eşdeyişle dünya şartlarına bağlıdır. Bu basit, yalın gerçeği tam olarak algılamış ve anlamış olabilseydi İsrail, Filistin coğrafyasının sadece kendine münhasır olmadığını, olamayacağını, hele Yahudilikle özdeşleştirme sakilliğinin kaçınılmaz acıları, trajedileri beraberinde getireceğini bir nebze olsun görübilir, en azından sezebilirdi. Daha önemlisi Avrupa'nın, özellikle İngiltere'nin yönlendirmesi, isteklendirmesi, cesaretlendirmesi ve desteklemesiyle Filistin'de "İsrail"in kurulmasının nasıl bir ketenpere olduğunu farkedebilirdi.
Aslında İsrail, Filistin'e ait olmadığını bilinçaltı depremleriyle yaşamaktadır. Avrupa, ABD ve BM karar ve politikalarının lehinde ve aleyhinde görünür olmasına bakmaksızın hareket etmesi, bir yönüyle, İsrail'in bilinçaltındaki depremlerin ne kadar sarsıcı olduğunu işaret eder. İnançlarına içtenlikle bağlı ve sağduyulu Yahudilerin İsrail'in karar, uygulama ve politikalarını genel olarak tasvip etmemeleri bu bakımdan önemlidir. Belirtilmelidir ki, Filistin'de sürüp gelen savaş Yahudiler ile Müslümanlar arasında değil, Müslüman Filistinliler ile "Siyonist" İsrail arasındadır. Öncelikle içten ve sağduyulu Yahudilerin "Siyonist" İsrail'in savaşında taraf olmadıklarını ilan etmeleri gerekiyor.
Mavi Marmara gemisine yapılan baskın, Gazze ablukası ve sürüp giden İsrail zulüm ve vahşeti, artık İsrail'in "devlet" görüntüsü altında yapageldiği "haydutluk"u örtmeye yetmediği gibi, açık bir şekilde gözler önüne sermiştir.BM'nin Palmer Raporu, bir başka açıdan İsrail'in cürümlerini ifşa etmektedir.
Öte yandan İsrail, içinde bulunduğu ve yaşadığı kompleksler dolayısıyla, gerçekten kendisi için büyük bir imkan sunan Mısır ve Türkiye'nin diplomatik ilişkilerinin anlamını idrak edememiştir. Sanagelmiştir ki, özellikle Türkiye,İsrail ile diplomatik ilişkiye mecburdur ve bu mecburiyet İsrail'in gücünün bir sonucudur. Farkında değil ki, Türkiye'nin (yanlışlığı, doğruluğu ayrı bir tartışma konusudur) İsrail'i tanıması ve dipomatik ilişkide bulunması, ona, en azından bir meşruiyet sağlamış, meşruiyet sınırları içinde devlet olma imkanının kapısını aralamıştı. Ama bunu yeterince algılayamadığı gelinen bu noktada daha açık anlaşılmaktadır.
Eğer İsrail'de, birazcık idrak duygusu kalmışsa, başta Filistin devletinin tanınması olmak üzere 1967 öncesi sınırlara çekilmesi, Golan Tepeleri'nin işgalini sonlandırması, Mavi Marmara olayı dolayısıyla özür dilemesi ve tazminat ödemesinin kendi varlığı için bir fırsat olduğunu takdir edebilmelidir. "Gazze Ablukası" hem uluslararası hukuk, hem deniz hukuku konferansları ilkeleri bakımıdan bir "cürm-ü meşhut", suçüstü halidir.Bunu kabul etmemek, gerçeği, haksızlığı ortadan kaldırmaz. Gerçek yürür, eninde sonunda sözünü söyler.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



