İnsanları birbirine bağlayan kalbi dostlukların bir takım temel nedenleri ve gerekçeleri var. İnsanların birbirlerini sevmelerinin temelinde en başta din ile kan kardeşliği, komşuluk, yol arkadaşlığı, ülke birlikteliği gibi nedenler var. Din kardeşliği bunların başında gelir. Aynı dine mensup kimselerin sevgisi kan kardeşliğinden önce gelir. Bunu tarihi birçok olaydan biliyoruz. Kan kardeşi oldukları halde ayrı dinlere mensup olan kimseler arasındaki sıkı bağ daha kuvvetlidir. Ancak dini farklılıklardan ötürü kan kardeşi oldukları halde birbirini sevmeyen ve hatta birbirinden uzak duran kardeşler var. Bunun en somut örneklerinden biri, tarihte Bedir savaşında ortaya çıktı. Müslümanlarla müşrikler karşı karşıya geldiklerinde, baba oğul birbirine karşı, kardeş kardeşe karşı savaştılar. Bu, tarihin gerçeklerindendir.
Yahudilerde kan ve din kardeşliği her şeyin üzerindedir. Ama kendi ırkları dışındakileri kesinlikle kendilerinin birer kölesi olarak görürler. Bütün insanlık onlara hizmet etmek için yaratılmışlardır. Kendilerini üstün kavim olarak görürler.
Bir de Yahudilerin dolaylı kardeşleri vardır: Masonlar. Onlar diğer milletlerden ve dinlerden onlara hizmet eden yan unsurlardır.
Türkiye'de Yahudi dostları kimi köşe yazarları vardır ki, onlar özellikle Mavi Marmara olayından sonra müthiş bir tedirginlik ve üzüntü içerisindedirler. Biz, elbette kimsenin kimseye düşman ve hasım kesilmesini istemeyiz. İnsan değerli bir varlıktır. Birbirine düşmanlık beslesin diye yaratılmamıştır. İslâm tarihinde düşmanlık körükleyecek hiçbir eyleme fırsat verilmez. Bir belde fethedilirken, Müslümanlara yapılan uyarıların başında şu gelir. Dinlerini değiştirerek baskıda kesinlikle bulunmayınız diye. Amr b. As Mısır, İskenderiye fetihlerinde bulunduğunda Hz. Ömer Efendimiz mektuplarında kumandanlarını sıkı tembihliyor. Tebliğle İslâm'ı kabul ediyorlarsa; bu, kabul ediliyor. Kimse zorla Müslüman edilemez. Müslüman olmayanlar cizye vermek durumundadırlar.
Milliyet gazetesi yazarlarından Semih İdiz 19. 10. 2011 tarihli Şalom'a bir makale ile katılıyor. Orada üzüntü ve endişelerini açıkça dile getiriyor. Türkiye İsrail ilişkilerinin temellerini irdeliyor, bunun doğuracağı sonuçlar ve bunlardan kaynaklanan kaygılarını dile getiriyor. Şöyle ki: "...diplomatik alandaki tahribatı giderebilecek bir faktör olarak görmek yanlış. Ticaret, yapısı itibariyle öyle bir şey ki, karşı tarafı bunun üzerinden "cezalandırmaya" kalktığınızda, kendi çıkarlarınıza da zarar verebiliyorsunuz." Ortada ciddi bir sorun bulunmakta. Şakaya gelir bir tarafı yok bunun. Diplomatik ilişkilerin zayıflamasıyla zaman içerisinde ticari ilişkiler zarar görür kaygısındadır. Peki buna neden olan gerekçeler nelerdir? Geri dönülmesi imkânsız bir süreç yaşanıyor. Bu süreç nasıl başladı?: "Kanlı dökme kurşun", "gazze ablukası", "Davos'taki one minitue"ye öldürücü darbeyi vuran"Mavi Marmara" olayı. Tabii süreci hızlandıran nedenlerden biri de elçimize uygulanan "alçak koltuk" sorununu da buna eklemek gerekir. Bütün bunları sorarken şunu söylemekten kendin alamıyor Sayın İdiz: "Türk-İsrail ilişkilerinin bu noktaya gelmesinde hangi şeytanın parmağı..." İlişkileri bozan şeytan parmağının ne olduğunu soruyor. Bu kazaların varacağı sonuçları siyasiler "öngörememek"le suçluyor. İsrail cephesinden bakıyor sayın İdiz. Türkiye'de dinci bir AKP iktidarı, Filistin'de seçimleri kazanan dinci ve milliyetçi bir Hamas var. Söz konusu olan: "Kültürel ve ideolojik zıtlık"tır. Bundan iki yıl öncesine kadar Başbakan Eroğan'ın İsrail ile olan ilişkilerini iki yıl öncesine kadar pragmatik nedenlerle iyi sürdürüyor iken birden bu durum değişiyor. Başbakan Olmert'in Türkiye ziyaretinin ardından İsrail'e varır varmaz Gazze'ye operasyon yapması, Erdoğan'ın Arap ülkelerinde itibarını yükseltecek olan çıkışı dengeleri bozuyor. Erdoğan'ın çıkışı İsrail'e olan nefreti arttırıyor. "Erdoğan ile dinci destekçilerine verilen kabul edilmez tavizler" durumu içinden çıkılmaz hâle getiriyor. İsrail Türkiye ilişkileri "içinden çıkılamaz bur kuyuya" düşmüş bunuyor. Bu ilişkilerin bozulma sürecini şu cümlelerle dile getiriyor ve yazısını bitiriyor: "Hal böyle olunca, eski duruma dönmek mümkün olmasa dahi, bu ilişkileri "karşılıklı yarar" esasına dayanan ve "işlevsel" olan asgari bir noktaya taşımak bile, öyle anlaşılıyor ki, daha bilge siyasetçilere bakacak. Buradaki tehlike ise o zamana kadar işin işten geçmiş olmasıdır."
İsrail dostu olarak bir cepheden bakılınca ne kadar da umutsuzluk oluyor, değil mi Sayın İdiz? Tabii Müslümanların cephesinden bakmak akıllara pek de gelmiyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



