İsraf haramlardandır, bunu böyle biliyor ve böyle de inanıyoruz. Muhtelif vesilelerle de, bunu dile getirmekten, hatta muhataplarımızı müsriflikle suçlayarak eleştirmekten de geri duramıyoruz.
Hakikatte ise, bunun gereğini tam manasıyla yerine getirebiliyor muyuz? Maalesef, buna olumlu cevap vermek pek de mümkün gözükmemektedir.
Hemen şöyle bir düşünelim!
Sağlığımızı israf ediyoruz. Zamanımızı, servetimizi, ömrümüzü israf ederiz; "bu dünyaya bir daha mı geleceğim" yanlışı içerisinde!
Dahası devletin kaynakları, sorumlularınca ve sorumsuzca israf edilir "bir günün beyliği beyliktir" diyerekten!
"Kıyamet gününde, insan, ömrünü nerede tükettiğinden, bildiği ve öğrendiği ile neler yaptığından, servetini nereden kazanıp, nerelere ve nelere harcadığından, vücudunu hangi yollarda yıprattığından sorulup, bunların cevabını vermedikçe, adım dahi atamaz" hadis-i şerifinde işaret olunan manayı, ikazı aklımıza bile getirmeyiz çoğu zaman!
Bazen de aklımıza gelir de işimize gelmez, bu ikaz!
İsrafın sağlık ve servet gibi şahsımızla ilgili yönü ayrı bir konudur, elbette ve inşallah bunun hesabını verebilmek nasip olur!
Ama bunun bir de toplumsal, milleti ilgilendiren kısmı var ki, bu yönü, çok daha önemlidir.
Çünkü burada, bizlere emanet edilen ve aslında millete ait olan kaynakların heba edilmesi, yanlış kullanılması, şahsi dünyalık nimetler için istismar edilmesi söz konusudur.
Kanımca da asıl hesabı zor olan da budur!
"Devletin malı deniz" ya da "arkadaş, bu memleketi sen mi kurtaracaksın" gibi yanlış bir düşüncenin getirdiği esaretle, kimileri, kimi idareciler, hesabını zor verecekleri bir sorumsuzluğa imza atmakta, milletin malı üzerinde, sorumsuzca tasarrufta bulunmakta, zenginlikleri, kendi heva ve hevesleri doğrultusunda israf etmektedirler.
Sadece bir misal verelim, sanıyorum, meramımızı anlatmaya yetecektir!
Bugün, bahsettiğimiz yönde, en büyük israf kaynaklarından biri ve kesinlikle de en önde geleni, kamu yöneticilerinin makam saltanatı değil midir?
Şimdi bir düşünelim!
Bir tarafta, özel işini görürken, devletin kandilini söndürüp, kendi kandilini yakan Hz. Ömer (R.A); diğer tarafta ise, devletin imkânlarını kendilerine ve yakınlarına peşkeş çeken kimileri!
Bir tarafta, kölesiyle nöbetleşe olarak deveye binen idareci örnekleri, diğer tarafta ise, tatillerde bile makam araçlarını terk etmeyen ve konvoyla makam aracı sahibi olan, her gün makam aracı değiştiren, yeni yeni makam araçları alınan kimileri!
Sözü uzatmaya gerek yok, netice şudur!
Haramları, helalleri ayırt edemeyen ya da ayırt etmek işine gelmeyen, bu gibi konularda emrindekilere iyi örnek olmayan ya da iyi örnek oluşturamayan idarecilerle de, millet olarak, bundan daha iyi bir noktada olmamız mümkün olamamaktadır.
Burada da, her şey gelip yine, insan unsurunda düğümlenmektedir.
İyi, doğru, güzel, faydalı olanı bilen ve bunu hayatının her safhasında, hem şahsi işlerinde, hem de cemiyetle olan işlerinde uygulayabilen insan!
Affınıza sığınarak yazıyorum, devletin malı deniz, yemeyen domuz yanlışını reddederek "devletin malı deniz, yiyenler domuz" deyip, bu milletin hakkını hukukunu koruma iradesini gösterebilen insan!
İşte geleceğimizin teminatı da iman-ı kâmil'e sahip olan bu insandır!
Sağlık ve huzurla kalın!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



