İşsizler kafilesine şimdi de işine son verilenler dâhil oldu. Bırakın işsizliğe çare bulunmasını da, hazır işinden olanları ne yapacaklar şimdi? Daha vahimi, bunun ülke içine (topluma) nasıl sirayet edeceği...
Haddizatında, pek meşhur üçüncü sayfa haberleri (cinnet vak'aları), hâl-i pür melâlimizi teşhir etmeye kâfi ve vâfi! Ne idüğümüzün izahı orada saklı; ne olduğumuz ve ne olacağımız...
Denensin ve görülsün meselâ: Genel itibariyle, "neyin var" sualine ne cevap veriliyor bu ülkede? Bir Yeşilçam filminde işitmiştim: "Ne oldum değil, ne olacağım demeli." Bu işler bu ülkede nasıl işliyor cidden? İşin tuhafı, işine son verilenlerde alıştırıldı duruma: "Kriz var, mecburen çıkarıldık!" Ve krizin global boyutta olduğu, krizi normalleştirmekte bir nevi. Topu taca atmak! En azından şimdilik böyle algılanıyor.
Biz de zaten ciddi ciddi tahlil edilmesi gereken en mühim şey, algılardır, yâni idrakler. Neyi, ne biçim algıladığımız, idrak ettiğimiz?
Pişkin kapitalistlerin "başarı öyküleri" bir tarafa; bu ülkede, işine son verilen binlerce insan var şu an. Kim onlar? İnsanlarımız. Vatandaşlarımız. Müşterek vatanı paylaştıklarımız... Bizim olanlar.
Hâl böyleyken; şirket raporu hazırlar gibi yazılar yazan, azınlık olduğu hâlde sesi çok çıkan, çoğunluk gibi gözüken ve çoğunluğa hükmettiğini zanneden tiplerin diyeceği bir şeyler olmalı mutlaka!
Krizi bahane ederek, işçisinin işine son verenleri bir tarafa koyup düşünmeliyiz; spor olsun diye, çalıştığı işyerinden çıkartılmadı bunca insan. Ve ayrıyeten, üretimini durdurmak zorunda kalan orta ölçekli firmalar, Türkiye'de orta hâlliliğin mümkün olamayacağını anlamış olmalılar kanaatimce. Yanisi şu: Çok büyükler ile çok küçüklerin ortası yok, yani vasatı. Bu ülke böyle bir ülke hâline geldi ne yazık ki! Şehir ruhu, mahalle ruhu, yerini "kentsel dönüşüm"lere bıraktığında beridir bu böyle.
Devasa beton yığınlarının içinde pusuya yatan iki ayaklılar... Kâr ve kariyer manyakları! O malûm büyüklerin derdi de malûm: Krizden kârlı çıkmak... Moda tabirle; krizi fırsata dönüştürmek... Hangi fırsat, neyin fırsatı? Öyle ya, kriz, kapitalist için vazgeçilmez nitelikte. Biriktirecek çünkü. Daha çok, hep daha çok...
Haa, bu ülkede her daim kriz olduğunu işitenler de haksız olmasa gerek! Birbirimize karşı dürüst değiliz evvelâ. Özümüzü yitiriyoruz. Özümüzü, tasavvufi tabirle lüppümüzü kaybetmişiz! Özünü yitirenlerden özgüven veyahut özgürlük; tükenen ve tüketilen bir dünyadan da hakiki insan temenni edilebilir mi?
Sözün özü: İşsizlik, iş ve kimsesizlik... Yalnızca bu.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



