Türk siyasi tarihi, siyasal yaşamda, değişmeyen dinamiklerin daha belirleyici olduğunu gösteriyor. Din-devlet ilişkileri ve inandığı gibi yaşama isteği bağlamında İslamcılık, dini ya da kültürel talepler kapsamında Alevilik, Etnik-kültürel-siyasi talepleriyle de Kürt meselesi ya da 30 yıllık geçmişiyle PKK terörü, değişmeyen -belirleyici-- dinamiklerin başında geliyor. Türkiye'nin ekonomik ve kültürel yapısındaki gelişmeleri veya kırılmaları bir kenara not edersek AK Parti iktidarının yüzleştiği siyasi sorunları da bu çerçevede ele alabiliriz. AK Parti'nin kurucu elitlerinin kültürel-ideolojik arka planı "İslamcılık" başlığı altında sıralanabilecek taleplerin dile getiriliş biçimini bir ölçüde yeniden şekillendirdi. Bir boyutuyla da pasifize etti. 28 Şubat sürecinin ardından 'eylem' şeklinde meydanlarda yankı bulan talepler artık Sivil Toplum Kuruluşları veya kanaat önderleri aracılığıyla ilgili makamlara ulaştırılmaya başlandı. Meydanların "Filistin meselesi hariç tutulursa" İslamcılar tarafından boşaltıldığı bir dönem olarak bakılabilir AK Parti iktidarına. Örneğin geçtiğimiz günlerde İslami Sivil Toplum Kuruluşları tarafından "Silahlar Sussun" sloganıyla Taksim'de düzenlenen yürüyüşe katılım beklenenin çok altındaydı. Kürt sorunu ve PKK terörüne dikkat çekmeyi hedefleyen yürüyüşe katılımın az olmasının arka planında 'yaz sıcağı, duyarsızlık' gibi çeşitli nedenler aranabilir. Fakat derinlemesine yapılacak analizlerin İslami hassasiyetleri bakımından önde sayılan bir bölgede Maocu bir örgütün taban bulmasının nedenlerine de işaret ediyor gibi görünüyor. Dolayısıyla İslamcıların "Kürt sorunu"nu besleyen nedenlerin çözümünde yeterli politika üretemediğinin altını çizmek gerekiyor.
PKK terörü ve Kürt sorunu farklı
AK Parti'nin iktidarda bulunduğu sekiz yıllık süre içerisinde, hükümetin, PKK terörü ile Kürt sorunu arasına mesafe koymaya çalıştığı söylenebilir. Avrupa Birliği sürecinin gerektirdiği demokratikleşme reformları, kültürel-siyasi haklar, Doğu ve Güneydoğu bölgesine yönelik yatırımlar, boş olan kamu kadrolarına yapılan atamalar gibi somut adımlar merkezle bölge arasında yeni bir diyalogun kapısını araladı. Sosyal-kültürel haklar konusundaki açılımların PKK saldırılarını durdurmaması ise PKK'nın ne istediği ve neye hizmet ettiği noktasındaki şüpheleri derinleştirdi. Çünkü Avrupa Birliği'ne uyum yasaları kapsamında gerçekleştirilen reformlar Kürtlere yönelik baskı ve yasakçı politikaların kaldırılmasında önemli bir işlev görüyordu. Hasan Bülent kahraman'ın ifadesiyle; "Her şeye rağmen Kürtlerin, Türkiye'de var olmak için 1983'ten beri ileri sürdükleri şartların önemli bir bölümü AK Parti döneminde gerçekleştirildi. Mesela Kürtçe televizyon, anadilde konuşmak, Kürtçe isim koymak, Kürt meselesinin kabulü ve Kürt açılımı tartışmaları..." bunların arasında sayılabilir. İnsan hakları ve demokratikleşme alanlarında gerçekleştirilen iyileştirmelere ve sürecin ağır aksak da olsa devam etmesine rağmen BDP'nın geri çekilerek PKK'yı öne çıkartması ise şiddeti tırmandırdı ve çözümsüzlüğü pekiştirdi. Yine de PKK terörünün çözülebilmesi için siyaset sahnesindeki "ortak akıl" arayışı geçen hafta bir yankı buldu. Başbakan Erdoğan liderler turu kapsamda CHP, SP, BBP ve DSP liderlerini makamlarında ziyaret ederek Kürt sorunu ve PKK terörü hakkında hem bilgi verdi, hem de çözüme yönelik tavsiye aldı. Başbakan, Kürt milliyetçilerinin partisi BDP ve Türk Milliyetçilerinin partisi MHP ile, terör olaylarından nemalandıkları gerekçesiyle görüşmedi. İki partinin diyalog sürecinin dışında bırakılması bile siyaseti sürekli gerilim hattında yaşayan Türkiye'ye rahatlama getirdi. Medyanın büyük çoğunluğu tarafından olumlu karşılanan Başbakan'ın liderler turu en muhalif başyazarından en yandaş yazarına kadar derin bir memnuniyet uyandırdı. Hürriyet'ten Oktay Ekşi, Milliyet'ten Derya Sazak ve Zaman'dan Mümtazer Türköne örneklerden sadece birkaçını oluşturuyor. Başbakan Erdoğan'ın SP, CHP, BBP ve DSP liderleriyle yaptığı görüşmeler medyada heyecan uyandırmasının yanında "siyasette yeni dönem, diyalog, ılımlı üslup" başlıklarıyla ele alındı ve görüşmelerin sonuçları ise "ekonomik öneriler, sınıra özel birlik" başlıklarıyla aktarıldı. Üzerinde en fazla tartışılan konuysa 'sınıra özel birlik' meselesi oldu. Medya, siyasette yaşanan ılımlı atmosfere ek olarak en fazla özel birlik konusu üzerinde durdu.
Medyanın askeri yaklaşımı
Görüşmelerde gündeme gelen "Özel hudut birliği" üzerine medyada yer alan haber, köşe yazısı ve fotoğraflarda genellikle diğer ülkelerdeki örnekleriyle karşılaştırma yapıldı. Özel Harekâtın 90'lı yıllarda PKK'ya karşı verdiği mücadele yeniden gündeme getirildi. Ayrıca özel birliklerin içersinden zamanla JİTEM türü hukuk dışı örgütlenmelerin çıkabileceği konusuna dikkat çekildi. Detaylandırmalara ek olarak "Sınıra özel birlik" haberlerinde dikkat çekici yönlerden birisi de tercih edilen fotoğraflarda ve haberin yazılmasında ortaya çıkan yöntemdi. Sorunun çözümünde askeri stratejiyi ve askeri mücadeleyi öne çıkartacak şekilde, aynı zamanda, onu kutsar bir algıyla şekillendirilen fotoğraflar askeri ideolojiyi mitselleştirici bir yapıyı içeriyordu. Televizyon haberleri ise 'haberde ideoloji' kavramsallaştırmasının haber vermeyi arka planda bırakacak şekilde kurgulanmış görsel şovların örnekleriyle doluydu. Başbakan'ın muhalefet liderleriyle yaptığı görüşmelerde gündeme gelen ekonomik veya siyasi çözüm önerileri değil de askeri çözüm önerisinin haber ve yorum olarak öne çıkartılmasının açıklamasını yaparken, örneğin, neden bölgede et ve balık kurumu geliştirilsin önerisinin yeterince gündeme getirilmediği sorusu sorulabilir. Özel birlik hakkında olduğu gibi bu öneri hakkında da grafikler hazırlanabilir, şu kadar zamanda şu kadar kişiye istihdam oluşturacağı ve ne kadar gelir sağlayacağı üzerinde durulabilirdi. Bu önerinin toplumsal kabulü ve yapılabilirliği daha cazip hale getirilebilirdi. Fakat medya, ekonomik öneri yerine askeri stratejiyi öne çıkartarak bilerek veya bilmeyerek çözümsüzlüğe giden yola yeni bir taş döşemiş oluyor. Sorunun çözümü için gündeme getirilen "siyasi" öneriler ise muamma olarak kalmayı sürdürüyor. Ne siyasiler bunun içeriği hakkında açıklama yapıyor ne de köşe yazarları siyasi önerilerin içeriğini irdeliyor. Başbakan Erdoğan'ın muhalefet liderleriyle yaptığı görüşmede gündeme gelen siyasi-askeri ve ekonomik çözüm önerilerinden ağırlıklı olarak askeri çözüm önerisinin medyada işlenmesi, sadece, PKK'nın kanlı saldırılarının toplumda oluşturduğu nefretin yansıması olarak değil de, Türk medyasının bilinçaltındaki militarist yapıyla açıklanabilir. Yıllardır, resmi ideolojinin bakış açısının dışına çıkamayarak Kürt sorunu ve PKK terörünü benzer algılarla gündeme getiren medya bir kez daha aynı yönteme başvurarak aslında ipe un sermeye devam etmektedir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



