Suni oluşumlar
Cemaatleşmenin oluşmasındaki engellerden biri de Müslümanlardan bazılarının, bir nedenle çatısı altında bulundukları grupları asıl cemaat yerine koymalarıdır. Genelde tarikat adı altında ortaya çıkan bu tür cemaatler, yine İslamî duygu ve endişelerden yola çıkılarak oluşmaktadır. Mesela dünyevileşme, ibadetleri ve nafileleri ihmal etme hastalığına karşı tarikatvari yapılan çalışmalar böyle bir mantıktan neşet etmektedir. Benzer bir şekilde gelişen birlikteliklerden bazıları da toplum içinde yaygınlık kazanan sapmalara engel olma ya da iyiliklerden bir iyiliği ihya etme amacını gütmektedir. O veya bu türden yapılan çalışmalar, temelden reddedilmesi gereken çalışmalar değildir. Filan nafile ibadetin ihya edilmesi için bir vakıf da tesis edilebilir, birkaç Müslüman bir araya gelerek kendilerini o işe tahsis de edebilirler. Bu olsa olsa takdir edilir, gıpta edilir bir tutumdur.
Tenkit edilebilecek olan yön şudur: İslam'ın bütününü kuşatmaktan yoksun bir projenin İslam'ın bütünü gibi algılanması şeklinde gelişen anlayışlar sonunda fırkalaşmaya sevk etmektedir. İbadetten siyasete, ekonomiden sosyal ilişkiye varıncaya kadar hayatın her alanında bulunması gereken İslamî projeler yerine, haftanın bir gecesinde ancak beraber olabilen ve çok sınırlı imkânları kullanmak zorunda olan Müslümanların, kendilerini coğrafyayı kuşatacak nitelikte görmeleri bir çeşit basiretsizliktir. İyi bir şeyin üzerinden yanlış yapmaktır. Bir de bunun üstüne, kendi dışındakileri yanlış yolda ya da kurtarılması gereken zavallılar olarak görmeleri hata üstüne hata olur.
Müslümanların, ana cemaat dışında oluşturdukları beraberliklerini, büyük denize akmak zorunda olan derecikler olarak görmelidirler. Tevazu da bunu gerektirir akıl da.
Bir de bunun üstüne, bir araya gelen bu kişilerin siyasi ve fıkhî bilgiden yoksun oldukları düşünülürse artık sonucu takdir etmek zor olmaz.
İslam cemaati
İslam cemaati, ümmeti Muhammed'in büyük birliğinin adıdır.
Sünnette cemaat, akidevî anlamda da kullanılmıştır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ve ashabının yolu üzere olanlar anlamında kullanıldığı görülmektedir. Siyasi anlamı da bu anlamdan etkilenmiş şekle verilen isimdir. Akidevî anlamdaki cemaatte, başında Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin bulunduğu çizgiyi izleyenler kastedilirken siyasi anlamdaki cemaatte ise başında imamının bulunduğu, siyasi ve iktisadi ilkelerinin İslam'ın ruhundan alındığı devlet yapısının adı kastedilmiş olur.
Bu anlamda cemaat ehli olmak, sünnet çizgisini izlemek ve Müslümanların lideriyle beraber olmaktır. Müslüman ne itikatta taviz verebilir ne de imamını terk edebilir.
Yöresel ve sınırlı birliktelikler İslam cemaati olarak adlandırılamaz. Onların iyilik sınırları içinde olmaları veya güzel işler yapmaları, İslam cemaati olmaları değildir. Onların varlığı da kesinlikle gereklidir. Sınırlarını ve sorumluluklarını müdrik olmaları halinde bulunmaları zaruridir. Bu tür birliktelikleri temelden yok saymak da aşırılıktır, onları yegâne maksat haline getirmek de yanlıştır. Yeter ki bu birlikteliktekiler, Kur'an ve sünneti kendilerine rehber edinmiş olsun, istişareyi ihmal etmeden iş yapmış olsunlar. Çünkü bu cemaatler gaye değil vesiledir.
Bu tür cemaatlerden birine katılma mecburiyetimiz var mıdır?
Eğer, bireysel olarak dinimize hizmet edebiliyor ve dünyevileşme sürecinde erimeden yol alabiliyorsak, bir cemaate katılma mecburiyetinden söz edilemez. Bunun dışındaki ihtimallerde ise yalnız kalmanın kurda kapılmaya yol açabileceğini bilmemiz gerekir. Buna göre bir cemaate katılmanın hükmü, farz da olabilir, mekruh da olabilir; bu kişiden kişiye değişen bir durumdur.
Cemaatleri farklı Müslümanlar da birbirlerini, iman kardeşliği çatısı altında hoş görebilmelidirler. Eğer bir cemaat, kendi dışındakileri kabullenemeyecek kadar kapalı ise onun cemaat olarak mecazen bile adlandırılması doğru olmaz.
İslam cemaati, başında halifesi bulunan cemaattir ve ümmetin alt fırkalarını da kuşatacak çaptadır.
İslam'ın, Allah Teâlâ'nın murat ettiği gibi yaşanması ancak, cemaat halinde mümkün olduğu için cemaat, zorunluyu temin edeceğinden zorunludur.
Müslümanların, yaşadıkları asrın şartlarına göre önlerine çıkan alanlarda cihat etmeleri mukadder olduğu gibi, oluşturacakları çalışma grupları da yaşadıkları çağın şartlarından etkilenmiş bir nitelikte olacaktır.
Bütün cemaatler ve fertler, namaza ve oruca, sadakaya sahip çıktıkları gibi İslam'ın siyasi kisvesine ve cemaatle eda edilebilecek emirlerine sahip çıkmalıdırlar. Herkes kudreti kadar bu alanda hizmet etmelidir. Lokal menfaatler ana menfaat için yeri geldiğinde feda edilebilmelidir. Pek çok hadiste cemaat halinde olmak, cemaatten ayrılmamak emredilmiştir. Ayetlerde de beraber olmanın önemi beyan edilmiştir.
Cemaatte ve cemaatleşme yolundaki çalışmaların hemen 'iyi' hale gelmeyeceğini bilmekte yarar vardır. Allah için yapılan bir işin ana gayesi, Allah'ın rızası olmalıdır. Allah'ın rızası da maddi ölçülerle ölçülmemelidir. O'nun şeriatına uygun olduktan sonra sonuçları beklememize hacet yoktur.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




