İslam dünyasının bugünkü içler acısı halini takip ediyor musunuz? Sömürü, savaş, işgal, işkence, yoksulluk, cehalet, kan, gözyaşı gibi insana acı veren her türlü musibet, halkı müslüman olan ülkelere musallat olmuş durumda. Mehmet Akif, 1918'de yazdığı "Şark" başlıklı şiirinde, İslam aleminin acıklı manzarasını şöyle tasvir ediyordu: "Geçerken, ağladım geçtim; dururken, ağladım durdum; / Duyan yok, ses veren yok, bin perişan yurda başvurdum." İslam dünyası, daha o tarihlerde başlayan problemlerinden hala kurtulabilmiş değil. Osmanlı sonrası, yeni bir kurtarıcı el beklemeye devam ediyor.
Millî Gazetemizin 23. 12. 2010 tarihli nüshasında, 12 yaşındaki Mine Dalal El - Samuni adlı Gazzeli bir çocuğun Şerafettin Mollaoğlu'na gönderdiği bir mektubu yayınlandı. O mektupta savaşın ürpertici yüzünü, anne ve babasızlık acısını, bomba patlamaları arasında geçen hayatın psikolojik yansımasını, ümmetin yetimlerinin feryadını iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
Yetim Mine, 2009 yılında 95 kişinin öğrenim gördüğü bir yatılı okulda gece uyurken İsrail'in bombardımanına maruz kalıyor. Bir bacağı kopan Mine bir ay hastanede yatıyor. Daha sonra öğreniyor ki, aynı bombardımanda annesi, babası, altı kardeşi, dedesi, amcaları, yengeleri ve kuzenleri şehit olmuş. Yakınları içinde bir tek sağ kalan yok. Mektupta kendisini şöyle tanıtıyor: "Şimdi 12 yaşındayım ve hayata tek başıma tutunmaya çalışıyorum. Bir ayağım yok, bastonla yürüyorum. Gazze'de bir yetimhanede kalıyorum. Nasip olursa bu yıl ilkokulu bitireceğim."
Şerafettin Mollaoğlu geçen Kurban Bayramı'nda CANSUYU Derneği'nin organizasyonu ile Gazze'ye gitmiş. O zaman tanışmış yetim Mine'yle. Gazzeli Mine, daha sonra gönderdiği mektubunda "Şefkatli Amcacığım Şerafettin Mollaoğlu!" hitabından sonra şunları yazıyor: "Her ay yardımlarınızı alıyorum. Bu yardımlarla okul ihtiyaçlarımı ve özel ihtiyaçlarımı karşılıyorum. Her namazdan sonra anneme, babama, kardeşlerime, şehit olan diğer akrabalarıma ve size dua ediyorum. Allah sizi korusun ve Peygamberimize komşu eylesin."
Mine, 125 kişilik yetimhanede kalıyor. Cansuyu Derneği'nin "Ümmetin yetimlerine sahip çıkma projesi"nden yararlanıyor. "Yetim olmak zor ama Gazze'de yetim olmak daha zor" diyor. Yetim Mine, tüm dünyaya şöyle sesleniyor: "Tüm vicdan sahiplerine! / Batıya! / Doğuya! / Tüm İslam ülkelerine! / Ve Müslüman kardeşlerime! / Bizi yalnız bıraktınız! / Feryadımızı duymadınız! / Siz ey doğunun ve batının çocukları! / Annesizliğin ve babasızlığın ne olduğunu bilir misiniz? / Siz ey insan haklarından bahseden batı! / Bizden hiç bahsettiniz mi? / Sizin insan hakları Gazze için çalışmaz mı? Gazze'de insan yok mu? / Ve siz ey Müslümanlar! / Ey Allah'a ve Kur'an'a inanan Müslümanlar! / Feryadımızı duymadınız, gözyaşlarımızı silmediniz! / Bizi zalim İsrail'in acımasız saldırılarında yalnız bıraktınız! / Size hakkımı helal etmiyorum."
İslam dünyasının sıkıntısı yalnız Gazze'den ibaret de değil. Her yerde farklı şekil ve dozajda problem var. Oğlum, 3 kere CANSUYU Derneği'nin organizesi ile Afrika ülkelerinde kurban kesim kampanyasına katıldı. Anlattığı üç ayrı anekdotu sizlerle paylaşmak istiyorum:
* Burkina Faso'nun bir yerleşim yerine, oranın maneviyat önderlerinden Süleyman Konfi ile kurban eti dağıtmaya gittik. Et dağıtımından sonra köyün meydanında toplanan çocuklara şeker dağıttık. Hanımlar, "Bize de, bize de..." diye işaret ediyorlardı. Onlara da şeker verdik. Bu sefer erkekler "Bize de, bize de..." diye işaret ettiler. Onlara da birer şeker verdik. Sonra, bir köşede bizi izleyen Süleyman Konfi'nin yanına gittik. Dedi ki: "-Bu insanlar belki hayatlarında ilk defa şeker yediler.!"
* Mali'ye gittiğimizde, kurban kesiminde bize yardım eden kasaplara CANSUYU Derneği'nin iş elbiselerini dağıttık. Fakat, onlar kendi elbiseleriyle kurbanları kestiler. Sonra öğrendik ki, bizim verdiğimiz iş kıyafetlerini bayramlık elbise olarak giymişler.
* Ürdün'de, 8 ayrı yerde 1 milyon kişiye yaklaşan mülteci kampları var. Hayat şartları o kadar kötü ki... Kimlikleri bile yok. Bulundukları yerden dışarı çıkamıyorlar. İlkokuldan sonra öğrenim görme imkanı da verilmiyor. Kamp yetkililerine "Türkiye'den isteklerini" sorduğumuzda şöyle dediler: "Biz, Erbakan'ın başbakalığında rahat bir dönem yaşadık. O, İsrail'den, Filistinlilere dokunulmamasını istedi. Ne olur, Milli Görüş'ü iktidara getirmek için bütün gücünüzle çalışın!"
Evet! Milli Görüş Hareketi 41 senedir İslam Birleşmiş Milletleri, İslam Savunma Paktı, İslam Kültürel İşbirliği, İslam Ortak Pazarı, İslam Ortak Para Birimi oluşturulması için bütün gücü ile çalışıyor. D-8 oluşumu bu sebeple kuruldu. Eğer, D-8'in prensipleri içindeki "Savaş değil,barış", "Sömürü değil, işbirliği" maddelerine uyulsaydı, dünya bambaşka olurdu. D-8 engellenmeseydi, mazlum coğrafyaların çoğu işgal altında olmaz, yüz binlerce insan hayatını kaybetmezdi. İslam dünyası ve mazlum milletlerin maddi kaynakları talan edilmezdi. D-8, yeryüzünü buhranlardan kurtarma, huzur ve barışa ulaştırma mefkuresidir. Mazlum ve mağdurların feryatlarının sona ermesi, D-8 oluşumunun bir an evvel fonksiyonel hale getirilmesine bağlı.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



