ABD Başkanı Obama'nın Mısır'da İslâm Dünyası'na yönelik konuşması genellikle müspet karşılandı. Ancak, genel kanaat söz değil eylemin önemli olduğu yönünde. Zaten genel sorun bilmemek ya da doğruyu tespit edememek değil, bilinmesine rağmen sıra eyleme geldiğinde söylenenin aksine bir uygulama sergileniyor olmasıdır. Hangi alanda olursa olsun genellikle insanlar işin doğrusunu bilmelerine rağmen işlerine geldiği gibi hareket etmeyi tercih ediyorlar. Bu genel uygulama dikkate alındığında ve özellikle de başta ABD olmak üzere emperyalist güçlerin geçmişi hatırlandığında ne söylediklerinden çok ne yapacaklarını beklemek uygun olur.
Bu arada özellikle hiçbir ülkenin rejimine müdahale ve nasıl yönetilmeleri gerektiği yönünde sistem dikte etmeyeceklerini söylemiş olması ilk anda memnuniyet verici gelebilir. Ancak, Afganistan ve Irak'ta işgal sürdüğü müddetçe ve dünyanın pek çok ülkesinde ABD üsleri varlığını koruyorken bu sözlerin inandırıcı olması mümkün müdür?
Bu arada Türkiye'deki başörtüsü sorununa Mısır'dan el sallaması ne ifade eder? Bir önceki cümlede söylediklerinin reddi anlamına gelmez mi? Kısacası, temenni ile direktifi birbirinden neye göre ayırmak gerekir?
Bu arada bazı örgütleri radikal olarak nitelendirip bunlarla mücadele edileceğini söyleyen Obama'nın inandırıcı olabilmesi için Taliban'ın kuruluş ve gelişmesi safhasında ABD ve Pakistan'ın ne ölçüde rolü olup olmadığının cevabının vermesi gerekir. Bir yandan bazı örgütlerin kuruluş ve ortaya çıkışında destek olacaksınız, ondan sonra da bu örgütleri radikal ilan ederek mücadele edilmesi gereken örgütler sınıfına sokacaksınız, bunun anlamı eskiden olduğu gibi İslâm Dünyası'na dönük ABD saldırıları sürecek demektir. Böyle olunca da söylenen sözler hiçbir anlam ifade etmez.
Bu arada Obama'nın İslâm Dünyası'nı birkaç tatlı sözle kandırabileceğini düşünüyor olması dikkat çekicidir. Eğer böyle ise danışmanları Obama'yı ciddi olarak yanıltıyor demektir. Danışmanlarının telkinleri ile konuşan ve karar veren bir Obama ise dünya özellikle de İslâm Dünyası için ciddi bir tehlike oluşturabilir.
Bu bakımdan Obama'nın konuşmasına bakarak ne büyük hayallere kapılmanın ne de zıddını düşünerek peşin olarak karşı çıkmanın anlamı yoktur. Tedbiri elden bırakmadan eylemlerini görmek gerekiyor.
Bu arada özellikle İsrail ve Filistin'in iki devlete sahip olmaları gerektiği yönündeki sözleri de ilk bakışta insana güven veriyor. Ancak, önceki Başkanlar döneminde olduğu gibi Obama döneminde de İsrail aleyhine alınmış BM kararları ABD'nin karşı çıkışı ile uygulanmamaya devam edecekse bu sözlerin kandırmacan öte bir alamı olabilir mi? Hâlâ İsrail Filistin topraklarında Yahudi yerleşim merkezleri kurmaya devam ediyor ve ABD buna karşılık bir iki sözün ötesinde bir girişimde bulunmuyor, bulunamıyorsa, bir diğer ifade ile ABD'de hâlâ Yahudi Lobisi etkili olmaya devam ediyor, ABD yönetimin aldığı kararlarda belirleyici olabiliyorsa 'Filistinlilerin de kendi devletlerini kurma hakkı vardır' demek ne ifade eder ki...
İslâm Dünyası'nın bugün parçalanmışlığının ve pek çok iç sorun ile boğuşuyor olmasının arkasında hangi ülkelerin olduğu biline biline Obama'nın İslâm Dünyası'nda barışın hakim olmasından söz etmesi pek fazla inandırıcı olmaz. Barışı dinamitleyenlerin barıştan söz etmesi timsahın gözyaşlarını andırmaktan öte bir anlam ifade etmez.
Kaldı ki Obama Mısır'daki konuşmasının ardından Almanya'ya geçerek burada Naziler tarafından kurulduğu iddia edilen toplama kampını ziyaret ederek burada Yahudi soykırımını reddeden İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'ı da bu kampı ziyaret etmeye çağırıyor olması hangi kampta yer aldığının ifadesi değil mi? Yani Başkan Bush ile Obama'nın dünya olaylarına genel bakışlarında ve kullandıkları gözlükte değişiklik yok. Her ikisi de dünyaya Yahudi gözlüğü ile bakıyorlar. Aradaki tek fark sadece üslupta görülüyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




