Hak ve batılın beraber bulundukları bir âlemde hakkı temsil eden İslam, insan tipinden ibadet şekline kadar her şeyde bir farkın adıdır. Farkın fark edilmesi için İslam, şahıslarda ve toplumlarda ilan edilerek yaşanmaktadır. İslam'ın bir din olarak şahısların kalplerine gömülmüş, mabetlerine sindirilmiş hali istenen hali değildir şüphesiz. Her bir Müslüman'ın üzerinde nefes nefes izlenebilen, meskenlerden, fabrikalara kadar her yerde elle tutulup, gözle görülebilen bir İslam, Medine'den bütün coğrafyaya sevk edilen İslam'dır.
'Herkesin İslam'ı kendine' mantığıyla Allah'a kulluk edilebilir mi? Her Müslüman kendini, diğer Müslümanlar ve meleklerle beraber bir bütün olarak bilir. Hatta 'diğer Müslümanlar' kendi döneminde yaşayanların da ötesine giderek, Adem aleyhisselamdan itibaren yaşamış bütün Kelimeyi Tevhid erbabını kuşatmış bir deyimdir. Zira Müslümanlığımız, öldükten sonrasındaki kurtuluşumuz için yaptığımız bir yatırım olduğu kadar, yaşadığımız âlemi imar etmemiz açısından da bir hayat programımızdır. Varlık nedenimiz de o programın yürütülmesinden ibarettir. Bu hakikat, Müslüman olarak bulunulan her yerde kendi ilkeleri ve ölçüleriyle bulunma zorunluluğunu beraberinde getirmektedir. İnsan olarak bulunduğumuz her hangi bir konum, Müslümanlığımızın bizden istediklerini yok sayamayacağımız konumdur. Hayatın renkleri kadar, ahkâm getiren, günü güneşin doğumuyla ve secde halinde başlatan, alın teriyle kazanılana, helal kalması için zekât tayin eden, bedenlerin sahiplerine ateş getirmemesi için oruç tayin eden bir dinin mantığı budur. Her yerde kendi kuralıyla kalmak, kendi yağıyla kavrulmak!
Helâdan başlanabilir
İslam'ın Müslüman'ı nasıl kendi renginde tutmak istediğinin örneği olarak tuvalet kuralları ele alınabilir. Tuvalete giriş çıkış için bir ayak düzeninden söz edilmiştir. Tuvaletin yapısına yön konmuştur; namazın kıblesinin tuvalete etki ettiğini görüyoruz. Orada oturmaya adap tayin edilmiştir. Oradaki temizliğe standart belirlenmiştir. Tuvalet, en ücra köşe olduğu halde, hadis kitapları, fıkıh kitapları Müslüman'ı eğitmeye tuvaletten başlıyor. Tuvalet bile bir renktir, kimlik göstergesidir. Ayakta bevl eden bir insanla, bevletmek için çömelmeyi zorunlu gören bir insan arasında konuşulabilecek en belirgin fark sünnet terbiyesi bilmek veya bilmemek farkıdır. Sünnet bilmek veya bilmemek ise Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme ittiba etmek veya yan çizmek farkıdır ki, bunun adı renktir. Muhammedî rengi diyebiliriz bu renk için. Tuvalette bile kendine mahsus rengini kullanması İslam'ın hayata vermeye muktedir olduğu boyasındaki hâkimiyetten kaynaklanmaktadır.
Yemekten devam edilebilir
Helal yemek üzerindeki yoğunluğa bakıldığında ne yiyip ne yiyemeyeceğimizin ziyadesiyle önemli olduğu anlaşılır. Ne kadar yiyeceğimiz de kurallı. Midemize kota konmuş durumdadır. Helalden bile olsa doyasıya yemek helal sayılmamıştır. Yemeği besmele ile başlamak, sağ elle yemek, yemeğe üflemeden yemek gibi kurallar sünnete ittibanın eseridir. Sünnet ise başlı başına bir renktir, kimliktir.
Giyim tam bir renktir
İslam ve Müslüman denince, filmlerde sarıklıların öne çıkarılmasına bakarak İslam'ın giyim standardını sarıkla sınırlı görmek yanlıştır. Sarıktan önce giyime getirilmiş ilkeler vardır. Erkek ve kadın açısından cinselliği öne çıkaracak kıyafetlerin nehyedilmesi ve giyinen şeylerde ehli küfre simge olmuş kıyafetlerin yasaklanması oldukça düşündürücüdür. İslam'a mal olduktan sonra şu kadar bir kumaş parçası, şöyle bir örgü diye küçümsenebilecek bir kıyafet olmadığı gibi, kâfirlere mal olmuş bir giyisinin de aynı kumaştan örülmüş, bizde de bir benzeri var, bizim filanca bezimize benziyor gibi bir savunma ile mubahlaştırılması mümkün değildir. Kesinlikle İslam, beyne, bedene ve kumaşa rengini vermek istemektedir.
Özel bir ümmetiz
Kitabımız özeldir; öncekilerini ihtiva ettiği için onları neshetmiş özel bir kitaptır. Kıblemiz özeldir. Kâbe'miz özeldir. Peygamberimiz aleyhisselam özeldir. Ezanımız özeldir. Orucumuz özeldir. Haccımız bambaşkadır. Namazımız özeldir. Selamımız özeldir. Nikâhımız özeldir. Düğünümüz özeldir. Cenazemiz özeldir. Eğitimimiz özeldir. Eğlencemiz özeldir. Takvimimiz özeldir. Yılımız özeldir. Bayramlarımız dâhil, bize özel tahsis edilmemiş neyimiz vardır ki? Özel bir Peygamber'in özelleştirilmiş ümmetiyiz.
Mukallitlik zillettir
Şehre yeni geldiği, üzerindeki pahalı kıyafete rağmen sırıtan bir insanın düştüğü üstte zannettiklerini taklit zilleti Müslüman için tasavvur bile edilemez. Elindeki İslam nimetine karşı nankörlük olarak yorumlanabilecek hatalar Müslüman için, bedelini dinine ödettiği hatalar olduğu sürece en ağır cürümlerden biri olarak işlenmiştir. Minarelerdeki ezanı -küçümsemekten veya gafletten, her neden olursa olsun- kiliselerdeki çanlarla değiştirmeye yeltenmek nasıl ürpertici ise küfür ehlinden taklit edilen, aslı din kaynaklı bütün uygulamalar aynı ürpertiyi vermek zorundadır. Müslüman'ın, din adına başkalarından alabileceği hiçbir uygulama yoktur.
İslam kendi başına bir renktir. Bu rengin adı ne olursa olsun iki şeye dikkat edilmesi İslamî bir hassasiyettir gereği olarak önümüzde durur: Rengimizin kökten değişmesine karşı imanımız bizi uykusuz bırakacak bir hareketliliğe sevk etmelidir. İslam rengimizin kaybolması maazallah yok olmaktır. Bu noktada her Müslüman'ın bir hassasiyetinin bulunduğunu söylememizde aşırılık yoktur.
Kimliğimiz özeldir
Camiye cemaate yetişmek isteyen bir Müslüman'ın koşmasının yasaklanması, Müslüman kimliğindeki vakarı zedelememesi içindir. Müslüman Allah'ın halifesidir, Muhammed aleyhisselamın ümmetidir. Yürüyüşünde, konuşmasında, yemesinde, yazısında, işinde ve meskeninde o kimliği korumak mecburiyetindedir. Miraç görmüş bir Peygamber'in ümmetinin yeri süründüğü yer değil yükseldiği yerdir. İslam'ın rengi heybet ve vakar rengidir. O rengin tonları arasında asırdan asra bazı farklar olsa da renk aynı renktir.
Asıl sorun ikinci noktadır. O nokta da şudur
İslam'ın renginin kaldırılmasına karşı gösterilen hassasiyet, o renge başka bir rengin karıştırılmasına karşı neden gösterilmez?
A renginin yerine B renginin getirilmesine karşı gösterilen tepkinin nedeni, A renginin bize ait bir renk olması ise ki, öyledir.
B renginden A rengine her yıl cüzi de olsa bir miktar katılmasının, A açısından bir ton kaybı olacağını ve bu ton kaybının zamanla renk kaybına dönüşeceğini neden düşünemeyiz? B renginden ne kadar az olursa olsun katılmış bir A asla, katıksız A değildir. Ton farklılıkları bu katıkların etkisinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. İslam kendi rengiyle İslam'dır. Topraklarımızın işgali kadar rengimizin işgali de ilgi ve tepki alanımızda olmalıdır.
Yılbaşı ne renktir?
Hıristiyanlık kökenli olduğunda tereddüdümüz olmayan bir teamülün sözlüğümüzde yer alabilmesi esef vericidir. Onlara ait bir şeyin taklidi abestir.
Hatta onlara ait olana karşı alternatif diye ürettiklerimiz bile onlara karşı kompleksten kaynaklanan bir zillet sonucudur. Onlar İsa'yı ilahlaştırdı diye, bizim kendi peygamberimizi ilahlaştırmamız makul müdür? Yanlış aynı yanlış olur, isimlerin değişmesi neyi değiştirecek?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



