İbadet, Taabbüdî, Ma’kulu’l Mâ’nâ
İbadet: Allahu Teâlâ’ya kulluk etmek, O’nun emirlerini yapıp yasaklarından kaçınmak O’na tâzim ve saygı göstermek ve bize vermiş olduğu sayısız nimetlere karşı şükran borcunu yerine getirmektir.
Cenab-ı Hak Kâinatı bu kadar muhteşem bir sanat eseri olarak yaratmakla, her insanın yüzüne ehadiyet mührünü vurmakla bizlere kendisini “tanıtmak” istemektedir. İşte Allah’ı tanıdığımızı belirtmenin yolu, O’na “İman” etmektir. Allahü Teâlâ, kendisini tanıttırmanın yanı sıra, hadsiz nimetlerle, güzelim meyvelerle, insanların ihtiyacı için koşturduğu hayvanlarla bizlere hediyeler vermekte ve kendisini sevmemizi istemektedir. İşte “ibadet” Allahu Azimüşşan’ı sevdiğimizin alâmetidir.
Kendisine ufak bir hediye verene karşı bin teşekkür eden ve nimet hissi duyan bir kimse, başta hava, su, gıda, göz, kulak, el, ayak olmak üzere “saymakla bitirilemeyecek” hediyeler, yani nimetler vermiş olan Allah’a teşekkür etmezse ona insan denilebilir mi? İşte Allah’a teşekkürün ifadesi ibadetlerdir. En büyük ibadet ise imandan sonra namazdır.
Yapılış maksadına göre ibadetin üç derecesi vardır: 1. Kullara farz olan ibadeti, “Allah, kullar tarafından mutlaka ibadete layık” olduğu için yapmak. Cennet ümidi ve Cehennem korkusu gibi başka hiçbir şey düşünmemek, ibadetin en yüksek derecesi budur. Allah’a ancak Zâtından dolayı ibadet edilir. 2. Allah emrettiği için, bunun yapılması bir vazife olduğu için ibadet etmek. 3. Cennet ümidi veya Cehennem korkusuyla ibâdet etmek... Bunların hepsi “Allah rızası” için yapılır. Birinci derecesi en üstün, en güzel ve en makbul ibadettir. İkinci derece de buna yaklaşık ve bitişiktir. Üçüncü dereceyle de ibadet vazifesi yapılmış olur; fakat bunun sevabı ötekilerden az olur.
İbadetler üç çeşittir: 1- Beden ile yapılan ibadetler (Namaz kılmak, oruç tutmak gibi.) 2- Mal ile yapılan ibadetler: (Zekat vermek ve kurban kesmek gibi.) 3- Hem mal, hem de beden ile yapılan ibadetler: (Hac ve cihad gibi.)
Taabbüdî: İbadete ait olup emrolunduğu için yapılan, sebebi ve illeti sadece emir olan, aklın muhakemesine bağlı olmayan, ibadete ait ve müteallik. Şeriatın, yani dinin emirlerinin, hükümlerinin yüzde 90’ı “Taabbüdî”dir. Yani sırf Allah’ın emri olduğu için yapılır. Ancak yüzde 10’u “Makul-ül mâ’nâ”dır.
Ma’kûl-ül-mâ’nâ: Bir sebebi, illete ve maslahata dayanan şer’î mesele. (Fakat, hakiki sebep ise emr-i ilâhidir.) Bir hikmete ve bir maslahata binâen tercih edilmiş veya o hükmün teşriine müreccih olmuş olan şer’î mesele.
Dinin hükümlerinin hepsine aklımız ermez. Meselâ sabah namazının farzı niçin iki rekat da öğle namazı dört rekattır? Boşama hususunda niçin ağızdan çıkan söz esas alınmakta da namazda kalbden geçen niyet geçerli olmaktadır? Bu gibi pek çok mesele vardır. Bizler kuluz. Allah emrettiği için yapacağız. Hikmetini bilemeyiz. Domuz etinin, içkinin, faizin, zinanın, kumarın haram oluşu gibi bazı hükümlerde ise zararı artık “kör gözler” dahi görmektedir. Dolayısıyla bu gibi hükümler “Ma’kulu’l Mâ’nâ” dır. En güzeli, Mezhepleri taklit etmektir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



