Ekranlarda artık ağlayan işçiler görüyoruz. Eskiden işçiler bir talepleri olduğu zaman toplanır grev, yürüyüş, miting yaparlar ve dertlerini anlatırlardı. AKP iktidarının, işçiyle arasına derin mesafeler koyduğu, işçi copladığı, sendika binalarını bastığı, sendika liderlerini tutukladığı bu günlerde işçiler ağlıyorlar.
Adana'da binlerce işçi çalıştıran dev tekstil fabrikalarını, boş binalarını ve önünde toplanmış konuşan işçileri görüyoruz. Bir zamanlar bu tekstil fabrikalarının gürül gürül çalıştığı yerlerde pamuk ekimi de yapılırdı. Romanları vardı Çukurova'nın, hikayeleri vardı. Şimdi pamuğu Yunanistan'dan ithal eden hükümet, bez fabrikalarının kapısına da kilit vurdurdu.
Ağlayan işçiler görüyoruz artık. Yiyecek ekmeğe muhtaç olan, çoluk çocuk sahibi insanlar bunlar ve şunu söylüyorlar:
"Sadaka değil, iş istiyoruz."
Hükümetin veya AKP'nin yaptığı en büyük kötülüklerden biri de islâmî kavramlara, geleneklerimizin en güzel taraflarına verdiği zararlar oldu. Devlet kesesinden, göstere göstere eşya dağıtmakla, seçim gezilerini devlet kesesinden yapmakla, "bu yapılmaz" diye bu işi yasaklayan ve suç duyurusu yapan YSK'ya boş vermekle, hem hayır, sadaka anlayışlarını yıpratıyor hem de yasa delmeyi, çiğnemeyi meşrulaştırıyorlar. Ondan sonra, Ahmet Türk Meclis'te Kürtçe konuşma yapıp yasayı çiğneyince şaşıp kalıyoruz.
"Mahremiyet" kavramını da bozdu Başbakan çocuklarının pırlanta ticareti yapmalarını yazmak, mahremiyeti ihlalmiş. Fesuphanallah! Hani ihracatımızı önleyen Türk parasının suni olarak yükseltilme işini bir övünç meselesi yapıyor ya... Hangi birini sayayıyım... Bütün kavramları, değerleri bozup yozlaştırıyor. Kürsülerden "tuvalet" muhabbeti yapıyor. Tuhaf tuhaf sesler çıkarıyor, gülüyor, alay ediyor ve kar altında bitmiyen, tükenmiyen bir "ateş"le konuşup duruyor. Karşısında da gene kar altında ona dinleyip alkışlıyan bir kalabalık! Bunlar sakın bir avuç partiliyle "3000 kişiyle çıkartma yaptı" dedikleri miting ordusu olmasın!
Erhan Göksel'in gözaltına alınmasına herkes çok şaşırdıydı. Neyse, bu konuda epey bir şeyler yazıldı. Yazılmıyan bir şey var ki, o da bazı konuşmalardan dinlediğim ve bazı yazarlardan okuduğum, ifadesini verirken kendisini ağlatan şu sözlerdi:
"Ben nisan ayında Türkiyemizin başına gelecek olaylara dikkat çekmeye çalıştım. Seçimlerden sonra bölge belediye başkanları bazı bölge milletvekilleriyle birlikte Barzani'nin desteği ile BM'ye müracaat edecekler. ABD ve AB'nin desteğini alarak BM'den barış gücü askeri talep edecekler. Ve ne yazık ki Türkiye aleyhine karar çıkartacaklar. Bunlara dikkat çekmek, ülkemin bölünmesini engellemek için konuşuyorum. Bunun için araştırma yapıp yazıyorum. Ama bana çete (Ergenekon) suçundan gözaltına alınmak reva görüldü. Artık bu işleri bırakıyorum. Evimde sessiz sedasız oturacağım."
İşte, millî değerleri savunanları böyle etkisizleştirmeye çalışıyorlar ama merak etmeyin, bu ülkeyi koruyan maddi ve manevi kuvvetler var. Onları yıldıracak bir iktidar gücü de yok!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



