Adı; irtica ile mücadele eylem planı. Pekiyi, içerik ne? İrticanın tanımı ve mürtecilerin yaptıkları bazı eylemleri etkisiz kılma ve irticai işlere engel olmak mı? Bu belgenin içinde bir kesimin eskiden beri irticai hareketler olarak niteledikleri, bir zamanlar yapıldığı gibi köfteciye kadar inen bir fişleme ile devletin resmi kurumları İmam-Hatip Liseleri'ni, Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı Kur'an kurslarını, Kur'an meallerini, özel yurtları, camileri, başörtülüleri, türbeleri, tarikatları mı saymışlar? Ne gezer! Ortalıkta yeni Müslüm Gündüzleri, Fadime Şahinleri bile yok. Ne olmuş da memlekete irtica gelmiş de bununla mücadele için eylem planı hazırlanmış?
Zaten bu işler başlangıçtan beri hep böyle idi. Kasten tanımlamadıkları bir durumdan vazife çıkardılar ve DP'den beri hoşlanmadıkları her iktidara, her partiye, her bürokrata irticacı saydılar ki tepesine binmek kolay olsun. Türkiye, AB'ye girmek için Avrupa ile nerdeyse pazarlığa oturacak hale geldi, hâlâ aynı terane. Yarın bir gün AB'ye girilirse bu kez bu gerekçe de işe yaramayacak diye son kullanım tarihi geçmiş kavramlarla son bir kez daha sonuç almak istiyorlar. İrtica elden gidiyor, demenin diğer şekli bu. Pekiyi bu mücadele nasıl verilecekmiş? İktidardaki parti bölünecekmiş, Alevi kesimden bazı kişilere suikast düzenlenecekmiş, bir cemaatin silahlanması sağlanacakmış. Herhalde, kazılardan, apartmanların çatı katlarından, denizden, gölden, yol kenarlarından çıkan silahlar kullanılacaktı bu iş için. Ceplerinden para harcayıp silah alarak ilgili yerlere verecekler değiller ya. Onu da bedavaya getirecekler. Bütün bunlardan sonra hükümet istifa etmeye zorlanacak, bu olmazsa, sivil güçler ve iktidar olmayı bekleyen bazı partilerle işbirliği yapılacak ve hükümet istifaya zorlanacak.
Bir yerde irtica ile mücadele lafı mı geçti demek ki o sözden demokrasiyi rafa kaldırmayı anlamamız gerekiyor. Değme edebiyatçılar bile bir dilde bu anlam değişikliğini beceremez.
İşin birinci yönü bu. İkinci yönü; konu ile ilgili tartışmalar. Duyuyor musunuz neler yazıyorlar, neler söylüyorlar? Bu anlayış sahipleri, benzer bir metotla 28 Şubat'ta sonuç aldı, diyorlar, çünkü onun adı da irtica ile mücadele olarak konmuştu, neden şimdi aynı sonucu alamayalım, diye düşünmüşler ve 27 Nisan bildirisi, Sarıkız, Ay Işığı girişimleri, Özden Örnek Günlükleri ve son hazırlanan eylem planı hep bunun için hazırlandı, diyorlar. Çıkmayan candan umut kesilmez, diye düşünüyormuşlar. Can çıkmadığına göre demek ki bundan böyle başka eylem planları olacaktır.
Ben yine esas konuya gelemedim. Böyle bir teşebbüse tekrar niçin geçilmiş ? Çünkü bu anlayış sahipleri aynı metotla 28 Şubat'ta sonuç almış. Şimdi de aynı sonucu niçin alamayalım, düşüncesi varmış.
Ne diyor bu sözler bize? Bazı köşelere kurulmuş bazı muhafazakâr yazarların hâlâ utanmadan yazdıkları, RP'den ayrılarak AKP'yi kuran bazı AKP'lilerin söyledikleri, son eylem planı ile hedef tahtasına oturtulan cemaatin tekrar ettiği gibi; demek ki Erbakan Hoca'nın söz ve fiillerinden dolayı yıkılmamıştır 54. hükümet. Sizin iddia ettiğiniz ve katıldığınız iddialardaki gibi, bazı eski milletvekillerinin kasetleri değil, o hükümeti yıkan. Taksim'e Cami isteği de değilmiş, demek. İHL olmasa da olur, başörtüsü tali bir meseledir, diyerek bir taraftan Refahyol hükümetine yüklenirken; diğer taraftan şimdi şikâyetçi olduğunuz anlayışa o zaman destek vermiştiniz, hatırlıyor musunuz?
28 Şubat sürecinde Erbakan Hoca'nın hükümetini devirme planını uygulayanlar sizin de manevi desteğinizi aldı, bu kumpaslara gelerek elbirliği ile devirdiniz, Erbakan Hoca'nın hükümetini, suç ortağısınız, diyor bu sözler size. Şimdi nasıl irtica bahaneyse o zaman da bahane idi. Ama kedi her zaman bal yemezmiş. Şimdi de yemedi. Pekiyi şimdi niye tutmuyor diye de sormayacak mısınız? Sorun ve cevabınızı alın. Çünkü Demirel, Cumhurbaşkanı değil, bir. İkincisi, durumdan vazife çıkaracak ve hükümet olacak ANAP ve Mesut Yılmaz, Cindoruk ve neydi onun bir tabela partisi vardı, o yok; Anasol-D kuracak Ecevit yok, biraz da işi sivil güçler götürsün canım, diyen bazı generaller yok. Üyesi olduğu hükümeti içeriden vuran Mehmet Ağar, Yıldırım Aktuna, Turhan Tayan yok. Ortama uygun bir Kubilay Uygun yok.
Allah için doğru söylemek lazım, Sincan'da yürüyen tankları da mı görmüyorsunuz diyen Mesut Yılmaz adında bir milletvekili var; ama ona tek milletvekili olarak sen hükümet başkanı olabilirsin diye hükümet kurma görevi verecek Cumhurbaşkanı yok, genelkurmay başkanlığını sivil toplum örgütü olarak gören Deniz Baykal var; ama onun umudu yok. Ne var? Ağzı sütten yanmış, ayranı üfleyerek içen bir siyasi iktidar, yarım da olsa birkaç sivil gazete ve televizyon; AKP'ye bol bol destek veren Avrupa ve Amerika var.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



