Ne beyazdı ne zenci Zencilerden de zavallı idi Duygu. Gençliği habis bir ur gibi saran özgürlük illetine fena yakalanmıştı.
Ölüm haberi ile çok az insan hatırladı onu.
İki yıl önce doğum gününde denize çırılçıplak girdiği için medya tarafından özgürlük tacı kondurulmuştu talihsiz başına.
Oysa başının belası, o zorba özgürlük değil miydi, tüm felaketleri kucağına taşıyan.
Pek çok genç gibi ölümüne sıkıcı gelmekte idi, aile; Duygu'ya.
Madem üniversite de okuyordur, evden ayrılıp arkadaşları ile kalacaktır.
Kaldığı arkadaşları da öyle tutucu, çağı bir asır geriden takip edenler olmayacaktır.
Geceleri bile çiğneyip geçecek, eve dönmeyeceklerdir.
Sokaklar evleri olacaktır.
Ne kadar arttı son yıllarda Duygu gibi düşünen gençler.
Muhafazakâr, hatta dindar ailelerin çocukları için bile, hayatlarında yapacakları ilk devrim, bir an önce çevre değişikliğidir.
Evden, muhitten kaçıp; farklı yerlerde değişik insanlar olacaklardır.
Özgürlüğün çıplaklık olduğunu anlamayan ailelerinin geri kafalarına bir kurşun sıkıp, giysilerinden kurtulacaklardır.
İlle de İzmir.
Ne kadar ürkmekteyim ben bu şehirden.
Kesinlikle ne kız, ne de erkek çocuğumu yetiştiremezdim herhalde.
Avrupa'da bile bu kadar açık gezen kadın görmediğim için, acep güneş çok daha yakıcı, ondan mıdır bu insanların çıplaklığı diye şaşmaktayım.
Ama Diyarbakır' da da sıcaklar yarışmakta İzmir' le.
Muş'ta'da, Bitlis'de de, Van'da da.
İyi de bu şehrin insanla alıp veremediği ne.
İnanç ekseninde mi, bir yoksulluğu var.
Bilemiyorum.
Kayınpederimin hastalığı dolayısı ile yaz tatilini İzmir'de onların evinde geçiriyoruz.
Balkonlarda yaşıyor insanlar.
Sıcak dolayısıyla belki biraz eser mi rüzgâr, bulutlardan haber gözlüyorlar.
Ama yatak odası kıyafetinde çoğunluk.
Gençler, yaşlılar yarı çıplak.
Kimse de fazla yadırgamıyor artık.
İmanın elmas rengini yüreğinden çıkarmayan karşı apartmandaki gelin fark ediliyor yine de.
Balkonuna kocaman bir örtü geçirmiş.
İnsanların kendisini izlemesini önlemiş.
Çocuklarına sofrayı balkonda hazırlamakta.
Ama kimselere görünmeden, kimseleri görmeden, soyluluğunu yitirmeden.
Acep İrem gelini görse, imrenir miydi Duygu.
Yine terastan düşüp ölmek için acele eder miydi?
Arkadaşları ile içki içmeyi sürdürür müydü?
Evinin teras balkonundan bacaklarını sarkıtarak sigara içer miydi?
Kahrolasıca o zorba özgürlük esareti ile soyunur denize girer miydi?
İrem gelinler çoğalsa, belki de Duygular ölmeyecek.
Feracesini sırtına takıp sokağa çıkan, çocuğunu gezdiren, komşusuna lokma dağıtan İrem'lerin sayısı artsa, Duygu'lar yitip gitmeden kendilerine gelecek.
Ah İremler, bu çocuklar ölmeden ne olur bir şeyler yapın.
Biliyorum çaresizce boynunuzu büküyorsunuz.
Ne yapabiliriz ki, bizimle konuşmuyorlar bile.
Hatta aynı ailede yaşasak bile bizlere küsmüşler, görmek ve dinlemek, konuşmak istemeyen yarı ölü bu insanlara ulaşamamanın acısını anlatacaksınız.
Yine de bir şeyler olmalı.
Özgürlüğün ölüm olduğu anlatılabilmeli.
Yoksa çok geç olacak, çok üniversiteli Duygu'lar ölecek.
Yazık olacak.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




