Sovyetler Birliği'nin dağılması ile birlikte Kafkasya'da değişen dengeler bölge devletlerinin dış politika önceliklerinin de değişiminde büyük etkiye sahip olmuştur. Bağımsızlığına kavuşan yeni devletlerin birbirleri arasında çıkan sorunları incelerken de komşu devletlerin dış politika açılımlarındaki değişimleri görmemiz mümkündür. Bölgenin çözülemeyen sorunlarından olan Dağlık Karabağ ile ilgili olarak komşu devletler ve uluslararası örgütlerin açılımları, gerçekleşen değişimlerin hangi sonuçları doğurduğunu gözler önüne sermiştir.
Tüm politikalarında olduğu gibi dış politikasında da İslam devrimi çizgisini önemseyen İran'ın Dağlık Karabağ meselesine yaklaşımı, umulduğu gibi Müslüman Azerbaycan'dan yana olmamıştır. Komşuları Azerbaycan ve Türkiye ile ülke sınırları kapalı olan Ermenistan, bölgedeki çıkmaz konumundan dolayı ulaşım ihtiyacını İran üzerinden rahatlıkla karşılayabilmektedir. Özellikle Güney Azerbaycan meselesinden dolayı Ermenistan'a yakınlık gösteren İran'ın, büyük devletler ittifakının değişkenliğinden dolayı da bu durumu sürdürdüğü söylenebilir. Bu konuda ilk olarak 1992 yılında İran Dışişleri Bakanı Bakü'de Azerbaycan yetkililerine arabulucu olabileceklerini belirtmiştir. Bunu takiben, taraflar 15 Mart 1992'de ateşkes imzalamışlardır. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Mahmut Vaezi'nin, ateşkesin ayrıntıları ve savaş esirlerinin mübadele mevzusunu görüşmek üzere Bakü ve Erivan'da temaslarda bulunmasının akabinde Şuşa'nın ve kısa bir süre sonra da Laçin'in işgal edilmesi, İran'ın arabuluculuk girişimlerini boşa çıkarmıştır.
Bölgede etkin bir Rusya ağırlığını hisseden İran, Dağlık Karabağ konusunda da Rusya etkisinde bir yol izlemeye başlamıştır. Bu da Ermenistan'la daha yakın ilişkilerin doğmasına sebep olmuştur. Ayrıca Azerbaycan'ın Türkiye-İsrail-Amerika stratejik ittifakına olan yakınlığı, İran'ın Erivan-Atina-Moskova ittifakına dahil olmasıyla sonuçlanmıştır. 11 Eylül sonrasında bu ittifakın etkinliğini kaybetmesiyle İran, Türkiye ve Azerbaycan'la olan ilişkilerini kuvvetlendirme yoluna gitmiş ve Ermenistan'ın Dağlık Karabağ işgalini zaman zaman kınamıştır.
Dağlık Karabağ meselesinin tanımında dini veya etnik bir terim kullanmayan İran'ın, meseleyle ilgili değişken tutumu farklı noktalarla açıklanabilir. İran uzmanı Arif Keskin'in tespitlerinden yararlanarak İran'ın yanlı tutumunu belirli maddelerle açıklayabiliriz. İlk husus; sorunun çözümünü takiben meydana gelebilecek olan, Güney Azerbaycan'daki Türk topluluğunun Kuzey Azerbaycan'a bağlanma tehlikesi İran milli güvenliğinin en önemli endişelerindendir. İran'da yaşayan otuz milyon Azerbaycan Türk'ünün varlığı, Dağlık Karabağ meselesinde İran'ın ihtiyatlı olmasını gerektirmiştir. Güney Azerbaycan halkı için mezhep birliği vurgusunda bulunan İran, kültürel bağları güçlendirecek açılımlarda bulunmaktadır.
İkinci husus, İran'a göre Ermenistan, Batı'ya karşı Rusya safında desteklenmesi gereken bir ülkedir. Bunun nedeni, bölgede oluşan Batı etkisine karşın İran'ın Rusya ile beraber hareket edebileceği bir meselenin var olması gerekliliğidir. Ermenistan yanlısı tutumu ile İran'ın Rusya safında hareket etmesi bölgede ayrı bir güç dengesinin oluştuğu görünümünü vermekle beraber, milli güvenlik konularında İran'ın daha rahat olmasını sağlamaktadır.
Üçüncü husus; İran'a göre Türkiye'nin Kafkasya'daki etkinliği ancak Ermenistan'la yaşanan sorunlar yoluyla azaltılabilir. Bunlara ek olarak ise, özellikle ABD etkisinde oluşan olumsuz İran imajı, Batı'daki Ermeni diasporasından yararlanılarak düzeltilebilir.
Tüm bu hususlar İran'ın Dağlık Karabağ sorununa yaklaşımını belirleyen temel meseleler olma özelliğindedir. Güney Azerbaycan'daki Türk nüfusun etkisiyle de Ermenistan ağırlıklı politika izleyen İran'ın yine de kolektif barış açılımları konusunda komşu devlet olarak önemi bulunmaktadır. Bölgedeki mevcut sorunlar karşısında Batı karşıtı ve Rusya safında olma eğilimini devam ettirmeyecek olan İran'ın bir komşu devlet olarak sorunun çözümündeki etkisi önemlidir. Bölgeye yönelik politikalarında belirlediği hususların şu ana dek İran'a ne kazandırdığı ise sorulması gereken başka bir meseledir. Buna ek olarak Rusya'nın devamlı surette nükleer konusunda İran'ı yalnız bırakması da yeni açılımların ne olacağı konusunda soru işaretleri oluşturmaktadır. Son dönemlerde sık sık vurguladığı arabuluculuk söylemleri İran'ın orta vadede konuyla ilgili olarak eskisine nazaran daha yumuşak ve uzlaştırıcı bir yol izleyeceği izlenimini vermektedir. Ayrıca uluslararası örgütler haricinde komşu devletlerin birbirleriyle olan tarihi ve çağdaş ortak paydalarından dolayı barış görüşmelerinin daha hızlı ilerlemesi mümkündür.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



