İran'daki gelişmeleri kendi iç dinamikleriyle izah etmek bir dereceye kadar aydınlatıcıdır. Aslında bu İran'ın, aynı zamanda Müslümanların düşünce dünyasını genişletir ve zenginleştirir. En önemlisi de Müslüman aydın ve yöneticilerin kendi sorunlarıyla doğrudan yüzleşmelerini, sorumluluk bilincinin pekişmesini, durağan enerjinin kinetiğe evrilmesini, çözüm hazzını tatmasını getirir. Ne yazık ki Müslüman aydınlar bakımından geçişli ve iletken bir düşünce dünyasının etkililiğinden yoksunuz. Bölen duvarların gerçekte kendi başlarına dayanıksız olduklarını tecrübe konusu yapma isteksizliği gibi bir tatsız durum söz konusudur, denebilir. Ancak, bu durumun sağlanmasında ve sürdürülmesinde ısrarlı bir yapının, gücün varlığı da hesaba katılmalıdır.
Benzer şekilde İran'daki gelişmeleri izah etmeye yönelindiğinde dış etkenlerin gözetilmesi bir noktadan sonra, iç dinamiklerin işleyişini etkileyebildiği, en azından etkileyebilme ihtimali taşıdığı için şarttır.
"Emperyalizm" sözünü daha duyar duymaz böğelek tutmuş danalar gibi oradan oraya saldıran bazı köşe yazarları ve akademisyenlerin hoyrat iddialarına rağmen, dış dinamiklerin vurgulanması, İran'daki gelişmeleri anlamlandırmada açıklayıcı nitelik taşırlar.
Emperyalizmi "paranoya" olarak tanımlamaya çalışmak, aslında emperyalizmin varlığının açık ve kesin bir kanıtıdır. Dünyayı tek merkezli bir gücün hegemonyası altına alma ve tutma hırsının delilleri ortadadır. Dünyanın bütün denizlerinde savaş gemileri, ülkelerde askerî birlikleri, orduları hareket halinde olan bir güç elbette "emperyal" bir iddia içindedir. Emperyalizmin söylemi tek değil, değişken ve çoğuldur. 18. ve 19. yy.larda "barbar", "vahşi", "uygar" kavramlarının simge anlamları emperyal gücü işaret ederdi. Daniel Defoe'nun Robinson Crusoe'sundaki "Cuma"nın terbiyeye tabi tutulan "vahşi"liği elbette bir anlamı simgeler. Obama'nın "bizim İslâm ile savaşımız yok" mealindeki sözü, aynı zamanda bir söylemdir, ama Irak ve Afganistan'daki fiili durumun diğer yandan tahkim edilmesi maksadını da içerir.
İran, Devrim ile birlikte tam da yeni zamanların emperyal gücünü somutlaştırmış ve ona karşı İslâm uygarlığının ve Müslümanların direnme bilincini hatırlatmıştır. Bu bilinci ışıldatmaya uğraşan Müslüman aydınların, itikat ve amel bakımından farklılığı koruyarak Devrim'i desteklemelerinin temelinde emperyalizme karşı tavır alış düşüncesi gözardı edilmemelidir. Benzer şekilde, Erbakan'ın 54.Hükümetinin D-8 projesi nedeniyle düşürülmesi emperyal gücün bir icraatı olarak değerlendirilmek durumundadır.
Kuşkusuz İran yönetimi bir özeleştiri yapma seçeneğiyle karşı karşıyadır. Otuz yıla yaklaşan uygulama ve deneyimleriyle, sadece kendi iç dinamiklerini gözden geçirmekle kalmamalıdır. Emperyalizmin kendi içinde gerçekleştirdiği dönüşümleri yeniden irdeleyerek Müslüman halklar başta olmak üzere, ezilen halkların hak ve hukukunu koruyucu bir yükümlülüğe yönelebilmelidir. Bunun için ülke ve amel farklılığını sorun etmeksizin Müslüman aydınların görüş ve öngörülerini harmanlayıcı zeminlerin oluşmasına öncelik veren bir politikayı hayata geçirmeye çaba harcamalıdır. Yerli olmak ve kalmak duyarlığı İslâm uygarlığının evrensel rekabetinde hazırlayıcı bir işleve koşulurken evrensel değerlerin üretilmesinde de katkı sağlayıcı hale getirilebilmelidir. Onun için Müslüman aydının konum ve işlevi yeniden anlaşılmak durumundadır, hatta zorunludur.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



