Amerika'nın "Irak Savaşı" olarak ilan ettiği işgal eylemi kısa bir zaman önce son buldu ve Amerika Irak'tan geri çekildiğini açıkladı. Bu durum şüphesiz ülkenin ve bölgenin geleceği açısından yeni bir dönemin başlangıcını ifade etmiş olsa da, ülkedeki siyasal belirsizlik ve artan şiddet eylemleri büyük bir şaşkınlık yaşatarak kafaları karıştırmaya yetti.
ABD'nin 2003 yılından beri gerçekleştirmiş olduğu katliamlardan sonra akla ilk gelen soru, Amerikan ordusunun gerçekten çekilip çekilmediğidir. Birçok Iraklıya göre silahlı güçler çekilmiştir, ancak Amerika hâlâ siyasal ve ekonomik gücünü korumanın yanında güvenlik kontrolünü de elinde bulundurmaktadır. Amerika'nın Irak hükümetiyle imzalamış olduğu "Stratejik Çerçeve Anlaşması" ve kamuoyuna duyurulmayan diğer anlaşmalarla birlikte, 15.000 personeli bünyesinde bulunduran dünyanın en büyük devasa büyükelçiliğinin varlığı Iraklıların şüphelerinde ne kadar haklı olduklarını kanıtlamaya yetmektedir.
Öte yandan Amerika'nın Irak'tan geri çekilmesi, İran'ın ilk bakışta stratejik körfez bölgesindeki mücadelenin galibi olduğunu ilan etmesi gibi görünse de, aslında Arap Baharı sonrasında büyük bir kargaşa içerisine giren bölgede İran ve Amerikan müttefikleri arasında bir rekabet ihtimalini de güçlendirmektedir. Bu kapsamda Irak'ın geleceği için bundan sonraki süreçte 3 ihtimal bulunmaktadır. Birincisi Irak'ın tam bağımsızlığını yeniden kazanarak ve demokratik bir şekilde yönetilerek bölgenin önemli ülkelerinden biri konumuna yeniden yükselmesidir. İkincisi Amerika sonrası Irak'ta zaten İran yanlısı Şii grupların yönetimde söz sahibi olması nedeniyle İran'ın önce ülkede sonra tüm bölgede var olan etkisini arttırmasıdır. Son olarak ise ülkede yaşanan son gelişmelerde olduğu gibi farklı etnik ve dini gruplardan oluşan ülkenin bir iç savaşa sürüklenmesidir. Bu üçüncü ihtimal bölgeyi istikrarsız haline getirmenin ve İsrail güvenliğini sağlamanın Amerika açısından en desteklenebilir yolu olarak görünmektedir.
Amerika'nın şu anki Başkan Yardımcısı olan Joe Biden'ın yıllardan beri Irak'ın Şiilerden, Sünnilerden ve Kürtlerden oluşan federal bir yapıya sahip olmasını desteklediğini göz önünde bulundurursak, Biden'ın Ortadoğu ziyareti sonrasında Şii kentlerindeki patlamaların ve artan Sünni-Şii geriliminin tesadüf olmadığı kanaatine varabiliriz. Amerika'nın desteklemiş olduğu Sünni-Şii gerilimi, İslami mezhepçilik fikrinden ziyade, modern kimlik çatışmalarının merkezinde yer alan azgelişmişlik, eşitsizlik ve adaletsizlik gibi unsurlardan beslenmektedir. Dolayısıyla Amerika'nın yapmak istediği, mezhepler üzerinden sosyal ve ideolojik çatışmalar çıkararak ve mezhep kimliklerini siyasallaştırarak ülkenin içerisinde bulunduğu durumu büyük bir çıkmaz içerisine sokmaktır.
Özünde İslam dünyasının parçalanması amacını taşıyan bu girişimlerden Türkiye de nasibini almaktadır. Büyük bir Sünni geleneğe sahip olan Türkiye'de azınlık konumunda bulunan Şiiler üzerinden de bazı oyunların oynanmaya çalışıldığı son bir hafta içerisinde medyaya yansıyan haberler ile netlik kazanmıştır. Prof. Dr. Sedat Laçiner'in kurban olarak seçildiği olayda olduğu gibi, ülkedeki önemli kanaat önderlerinin isimleri üzerinden Şii kimlikli insanların galeyana getirilerek bir kaosun çıkarılması hedeflenmiştir. Daha önce benzer bir karalama kampanyası sosyal medya üzerinden Cübbeli Ahmet Hoca için de düzenlenmişti. Bütün bu girişimlerin amacı, Türkiye'de bir Sünni-Şii çatışması ortaya çıkarmak ve Ortadoğu'da ortaya çıkan kutuplaşmaya Türkiye'yi de dâhil etmektir.
Burada bir özeleştiri yapmak gerekirse, özellikle Güneydoğu'da yaşayan Şii geleneğinden gelen vatandaşlarımız maalesef kendilerini Türkiye'den çok günümüzde Şii dünyasına kucak açan İran'a ait hissetmektedirler. Türkiye'nin eskiden var olan ihmal politikalarının ürünü olan bu durum, İran'ın bölgedeki gücünü göstermesinin yanında, kültür politikalarının dış politikada büyük önem arz ettiği günümüzde Batı müttefiki olmanın pek fazla işe yaramadığını Türkiye'ye göstermektedir. Dolayısıyla Türkiye'nin burada yapması gereken, kendi medeniyet havzasındaki yaşanan karışıklıkların sebeplerini iyi analiz ederek yıllarca aynı coğrafyada kardeşçe yaşamış olan milletleri çatışmadan ziyade diyaloğa teşvik etmek ve barışa zemin hazırlamaktır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



