Ahdi olmayan insan yoktur, ahdini unutan insan vardır. Bu sebeple vefa, ahdi olanın bir sorumluluğudur. Vefalı olmak, ahdini hatırlamakla başlar. "Evet, sen bizim Rabbimizsin" dediğimiz bir ahdimiz var. Bu ahdi unutmak, insanlığı unutmaktır. Hz. Ali bunun önemini, "insanlık vefadır" sözüyle ispatlamaktadır. İnsanlık ne haldeyse vefa da o halde demektir. Ama biz böyle sormayalım, şöyle soralım: vefa ne halde ise insanlık o halde...
Vefa, sadakatin insanda müşahhaslaşmasıdır. Hangi konuda sadık kalabiliyorsak o konuda vefalıyız demektir. İşine sadık olan işine vefalı, eşine sadık olan eşine vefalı, dostuna sadık olan dostuna vefalıdır. Hepsine birden sadık olan ise ahdine vefalıdır. Çünkü, hepsine birden sadakat ancak bir ahdin, bir sözün peşinden gelebilir. Nasıl ki, işi işin iş sözleşmesi, evlilik için nikah akdi varsa, hayatın da bir ahdi var. Hayat bütünlüğü, bu ahde gösterilen sadakat bütünlüğüdür. Hayatta olmak, bu bütünlük oranında gerçekleşebilir. Bütünlük bozulduğunda hayatta olmayan ama nefes alan bir canlıya dönüşürüz.
Her insan, hayatının başında bu bütünlük ideali içinde bulunur. Daha sonra şartlar ve durumlar bu bütünlükten kopmaya iter insanı. Bu kopmanın olmaması için gerçekleştirilen direnç, hayat ilerledikçe azalmaya yüz tutar. En son geline noktada, hasbi olmakla hesabi olmak arasında kalır insan. Aslında bu, hayatın başında da böyle idi ama "değerlendirme" hep sonraya bırakılmıştı. Çünkü, hasbilik paha biçilemez bir değer olarak yerini korumakta idi. Bu koruma duvarı zamanla şartlar ve durumlar neticesinde aşındırılmaya yüz tutmuştu. İşte bu noktada hasbi olmak, aşınmanın ölümle bitmesinin bir adı olmaktaydı. Ölümü uzaklaştıranlar ise, yanlış bir değerlendirme sonucu hesap yapmaya başlamış oluyordu ve yanlış hesap, ancak ölümden dönebilirdi. Halbuki önemli olan ölmeden dönebilmektir.
İşte burada, vefasızlık, ölümü ötelemenin bir diğer adı oluyor, sadakat yerini profesyonelliğe bırakıyordu. En kötüsü ise "hayatın gerçeği bu" olarak kabul ediliyordu. Halbuki, hayatın en büyük yalanı buydu. Bu yalana önce kendimizi, sonra da başkalarını inandırıyorduk. Hep aynı yerden düşürülüyorduk: önce güçlü olmalıyız! Üstelik bunu ayakta kalmak için yapıyorduk ne yazık ki... Ve ne yazık ki, insanlığımızdan uzaklaşmaya başlıyorduk, çünkü insanlık vefadan başka bir şey değildir.
Ölümün belirsizliği, vefanın sigortasıdır. Ölümü öteleyerek yapılan işler vefasız, hatta pervasızdır. Çünkü verilen ahd unutulmuştur. Bu unutmadan dönülmezse adı nankörlük olur. nankörlük ise küfre giden yolun başlangıcıdır. Verilen nimeti hatırlayarak bu yanlış yoldan dönebiliriz. Nimet: sadakattir. Gerektiğinde kaşıkla alınmalı, damla damla da olsa onsuz kalınmamalıdır. En önemlisi ise; aç karnına alınmasıdır. Ruhlar yaratılmadan önce rızıkların yaratılması başka ne ile anlaşılabilir ki... Bunu anlayanlar, şartlar ve durumlar ne olursa olsun nasıl vefasız olabilir ki... Bu maariften şikayetçiyiz: çünkü bizi vefasız bıraktı. Ama olsun, mefkureci ve şuurlu öğretmenler var olduğu sürece vefa da var olacak. Çünkü onlar, önce ahde vefayı öğretiyorlar. İnsan olduğumuzu hatırlatanlara binlerce teşekkür, binlerce dua...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



