Deprem haberleri adeta, hayatın fotokopisi gibi. Hırslar, tamahkârlık, haksız para kazanma tutkusu; en acı olayda bile törpülenmemiş.
İnsanlığın kazanıp, kaybettiği sınavla; deprem başa baş gitmekte.
"Van'da ev kiraları ikiye katlandı".
Komşunun ölüsü var, yasta.
Ya da uzak akrabadan birinin evi yıkılmış.
Şehrin üzerindeki matem havası, ağır.
Soğukta, su alan çadırda, yaşamaya uğraşanlar bir de.
Çocuklarının üşüyüp hastalanmasından korkan aileler, hızla kiralık ev arayıp, yeniden eski yaşam standartlarına kavuşmak istemekte.
Çocukların okulları açılacak.
Baba işe gidecek.
Anne, çadırda depresyona girecek.
Ama kiralar ikiye katlanmış.
Yöre için normal bir ev üç yüz lira ise, altı yüze fırlamış.
Aynı şeyi, insafsızlar Marmara depreminde de yapmıştı.
Şişe suyunun, ihtiyaç maddelerinin fiyatları bire üç zamlanmıştı.
Organize olamamak da, ayrı bir noksanlığımız.
Van vali yardımcısı, artık bir şey göndermeyin diye ikaz etmekte.
Göndereceklerinizi taahhüt edin, sonra gönderin demekte.
Zira dağ gibi yığılan kolilerin içinde ne olduğu meçhul.
O kolilere bakacak görevlinin de dağ gibi olması gerekli.
İnsanların paketlere ayıracak vakti yok.
Ya da elleri kolları acıdan kalkmamakta.
Yardım malzemelerini getiren tırlar, kuyruk olmuşlar; şoförler şikâyetçi, "üç gündür yükleri boşaltıp geri dönememekten" muzdaripler.
Olmayınca olmuyor.
Şarka has bir miskinlik midir?
Beceriksizlik mi?
Belki batılıdan daha yardımseveriz ama yardımları depremzedenin eline vermekten aciziz.
Önümüzde bayram.
Eminim bu merhametli halk, kuruluşlar aracılığıyla kurbanlarını Van'a gönderecekler.
Sıcak yemek dağıtan göstermelik bir iki aşevimiz bulunmakta orada; onlar kolları sıvayacak.
Ne ki pek çok insan yine yemek yiyemeyecek.
Yardım kamyonlarının yağmalanıp pek çok depremzedenin çadır alamaması karşısında, devlet şaşıp kalmıştı.
Çadır almak için sıraya giren insanların meydana getirdiği kilometrelerce kuyruğa karşın, hiç ihtiyacı olmayanlar çadır aldılar.
Daha korkuncu, Van'ın gece buz kesen karlı havasına karşın, o çadırları yüksek fiyatlarla sattılar.
Parası olmayansa dondurucu soğukla baş başa kaldı.
Öyle ki yirmi kişiye mezar olan apartmanın müteahhidi bile; havuzlu lüks villası bahçesine iki tane birden Kızılay çadırı kurabildi.
Utanma, ar etme, vicdan sızısı gibi bir duygusu olmadığını, göğsünü gererek gösterebildi.
Bu haksızlık, acıdan kar etme, talan; imtihanın kaybedildiğini belgeliyordu.
Acı fotoğrafları yanında, insanlık sınavının hiç de iyi verilmediğini anlatıyordu.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



