İkindi vakti birkaç kadın Eyüp Sultan hazretlerinin türbesine doğru yürüyorlar. Gündelik hayatlarında İslami hayat tarzıyla pek alakası olmadığı anlaşılan kadınların ellerinde birer liste var. Burada bu listeye göre dua edip, büyük bir sevinçle geri evlerine dönecekler. Aralarından biri, elindeki kağıdı açıyor ve oğlu için yapacağı duayı gözden geçiriyor. Burada yazılanlara göre, kadın oğlunun okulu başarıyla bitirmesi ve iyi bir işe girmesi için dua edecek... Diğer kadının sorunu da aynı şekilde kızıyla ilgili... O da kızının zengin biriyle evlenmesi ve kendisine de bir ev alması için duada bulunacak. Üçüncü kadının meramı ise daha farklı. O, bir ay sonra gireceği estetik ameliyattan sonra şimdikinden çok daha güzel bir kadın olarak hayata başlamak istiyor. Kadınlardan en yaşlıları da ellerini açmış, buradaki kadınların dualarına eşlik ediyor ve oğlunun hiç anlaşamadığı gelininden boşanmasını diliyor...
Eyüp Sultan'da karşılaştığımız bu manzarayı düşündüğümde gözümde, beş yaşındaki çocuğun hayattan beklentileri canlanıyor. Hani o zamanlar çocuğun en büyük hayali, bir bisiklete sahip olmak, oyunlarda arkadaşına galip gelmek, öğretmenin gözdesi olmak, dondurma ve elma şekeri almak... şeklinde tezahür eder ya, buradaki insanların hayattan beklentileri de bundan pek farklı değil... Elbette, çocuklarımızın hayalleri için de dua ederiz ama bunu ahiret hayatından bağımsız düşünemeyiz. Yani dualarımızı dünya ve ahiret saadeti için yaparız...
Türbelerin önünde ellerindeki dua listeleriyle bekleyen kadınları gördüğümde dualarımızın ne kadar dünyevileştiğini ve hayattan beklentilerimizin ne kadar sığ, basitleştiğini düşünüyorum. Anlayacağımız, günümüz insanının hayattan beklediği sadece, maddi olarak iyi bir hayat yaşamak ve karnını doyurmak bu çok acı!
Dua, en ilkel toplumlardan en gelişmişine kadar bütün insanlık aleminin ortak dilidir. Küçüklüğümüzde, okuma yazma dahi bilmezken, isteklerimizi çocukca dile getirir dua ederiz. O zamanlar dualarımız duygularımız kadar masum ve temizdir. Kızım, "anne ben küçükken, bebeğimin küpeleri düşmesin diye çok dua etmiştim" diye anlatmıştı da gülmüştük. O zamanlar dualarımız kendimize yönelik olurken büyüdükçe bu alanın genişlediğini görürüz. Artık sorumluluklarımızın bilincindeyizdir ve duanın sorumluluklarımızla ilişkili olduğunu kavrar ve dualarımıza insanların müşterek sorunlarını da dahil ederiz. Her şeyden önemlisi de, nasıl dua edeceğimiz konusunda yeterli bilgi ve bilince ulaşırız.
Efendimiz dualarımızda, hem dünya hem de ahiret için hayırlı olanı istemeyi tavsiye ederek bizleri bilgilendiriyor " Allah'tan af ve mağfiret dileyin, çünkü bir kimseye imandan sonra, sağlıktan daha hayırlı bir şey verilmemiştir" sözüyle insanlara nasıl ve ne için dua edeceğimiz hususunda yol gösteriyor.
Rahmetli büyükannem, "kızım iki şeyi korumaya çalışın iki şey için dua edin, bunlardan biri iman diğeri sağlık" derdi. Her ne kadar günümüz insanı, sağlığıyla, imanıyla ilgili sorunlarını dikkate almasa da, varlığımızın mahiyeti olan bu iki unsurdan yoksun kaldığımızda, sahip olduğumuz hiçbir şeyin anlamı olmadığını görürüz. Bir eğitim seminerimde tanıştığım kas hastası zengin bir kadın "eğer sağlığıma kavuşabileceğime inansam, bütün servetimi verirdim" demişti... Bu söz çok anlamlıydı, çünkü sağlığımızda sorun varsa, sorumluluklarımızı yerine getirmekte zorlanır ve vaktimizi acılarımızın peşinde harcamak zorunda kalabiliriz. Bu nedenle dualarımızda her şeyden önce iman ve sağlık istememiz uygun olur diye düşünüyorum. Duamız aynı zamanda dualarımız olmalıdır. Allah'ın hazinesi sonsuz ve bizler sorunlarımız ve ihtiyaçlarımız ölçüsünde ondan isteriz. Dünyada olup biten haksızlıklar, yaşanan zorluklar, hastalıklar, musebetler, çocuklarımızın akibeti, değerlerimizin uğradığı tahribatlar... dualarımızla Allah'a arz ederiz. Üstelik burada hiçbir zaman bireyci değilizdir de. Yani dualarımızda sadece kendimiz ve çocuklarımızın meramını dile getirmeyiz, aksine insanlığın müşterek sorunlarını da buna dahil eder ve onlar için de iyilik isteriz. Modern kültür biz olmakla ben olmak arasındaki ayırdı ortadan kaldırarak insanları gün be gün biraz daha bencilleştiriyor. Bencilleşen insan ise, hayatı sade kendi yörüngesinde tanımlayarak, çalışmalarına da, hayallerine de, dualarına da sırf kendisini katıyor. Oysa her birimiz insanlık okyanusunun bir damlasıyız ve birbirimize kenetlendiğimiz sürece anlamlıyız.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



