ABD'de Başkan seçilen Barack Obama'nın kabinesinde dışişleri bakanlığına seçilen Hillary Clinton, Hamas'a " şiddete son verme" çağrısı yapıyor.
Yanlış okumadınız, evet bayan Clinton "İsrail'e katliamları durdur" demiyor, Hamas'a "şiddete son ver" diye çağrı yapıyor.
ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi'nin oturumunda yaptığı konuşmada Hillary Clinton, ayrıca, "ABD'nin İsrail'in kendini savunma hakkını anladığı" ifadesini kullanıyor.
Bu beyanatı okuduğunuzda ne düşündüğünüzü, nasıl bir tepki vereceğinizi çok iyi biliyorum.
Zira ben de aynı şeyleri düşündüm. Aynı tepkiyi verdim.
Sizin aklınızdan hangi kelimeler geçtiyse benimde aklımdan aynı kelimeler geçti.
Tıpa tıp aynı...
Haklısınız; bu sözleri normal bir insan söyleyemez.
Bu tür görüş ortaya koyan sadece Hillary değil.
Bunların yerli versiyonları da var.
Filistin'de akan kana, eşikteki beşikteki masum günahsız bebeklerin can vermesine, vücutları paramparça olmuş masum sivillere, gömecek mezarın bulunamadığı, açlık, sefalet ve hastalıkların kol gezdiği, İsrail savaş makinelerinin ölüm kustuğu, Gazze'de yaşanan insanlık dramına, soykırıma rağmen utanmadan, sıkılmadan arsızca şu görüşleri ortaya atmaktan çekinmeyenler de var.
(14 Ocak Haluk Şahin-Radikal)
"Dün Milli Eğitim tarihimizde daha önce benzerini gördüğümüzü hatırlamadığım bir olay gerçekleşti.
Yurdun dört bir yanındaki ilköğretim okullarında İsrail'in Gazze'ye saldırısı protesto edildi ve özellikle bombardımanlarda ölen Filistinli çocuklar için saygı duruşu yapıldı.
Ben, bunun, körpe dimağlara nefret tohumları ekebilecek ciddi bir yanlış olduğunu düşünüyorum.
Ayrıca bu türden okul düzeyinde 'topluca' protesto ve saygı duruşlarına daha çok totaliter rejimlerde rastlandığını da unutmuyorum. Eminim K. Kore ve İran'da yapılıyordur.
Milli Eğitim Bakanı Ömer Çelik bu işe önayak olarak ne yazık ki kötü bir örnek-olay yarattı. Yarın öbür gün, İsrailli çocukları öldürerek intikam alacaklarını söyleyen Hamaslı kesimden (Evet, maalesef öyleleri de var!) bir intihar bombacısı İsrailli çocukları havaya uçurduğunda, 'Bunun için de saygı duruşu yapacak mısın?' diye soracaklara ne cevap verecek?
Ortadoğu bu, ne olacağı bilinmez!"
Olmert ile Livni ile Netanyahu ile Hillary Clinton ile Rice ile Bush ile yaklaşık aynı dili kullanan Haluk Şahin, İsrail'in katliamlarına karşı dünyada eşine bugüne kadara rastlanmayan bir tepki oluşmasından duyduğu rahatsızlıktan mıdır bilinmez, Milli Eğitim Bakanı'nın adını dahi yanlış yazmış. Hızını alamayan Haluk Şahin, makalesinin devamında,
"O okullardan birinde bir tek Yahudi çocuğunun topluca söylenenleri dinlerken yaşayacağı psikolojik parçalanma duygusunu düşünmek de beni kahrediyor!
O yaştaki arkadaşları İsrailli, Yahudi, Musevi ayrımı yapabilirler mi? Gazzeli çocukları öldürenlere yönelik toplu protesto, ömür boyu sürecek bazı anti-semitik önyargıların başlangıcı olamaz mı?
Hele çevreleri bu ayrımı yapmayan, tam tersine Gazze'de olup bitenleri tamamen Yahudi düşmanlığı zehrine banarak protesto eden öfkeli büyüklerle doluysa.
Milli Eğitim'in gayretkeşliği bu kadarla kalmıyor. Öğrenci velilerine Gazze'ye yardım bağışında bulunmalarını isteyen zarflar gönderilmiş.
Buna ne gerek var? Koskoca Türkiye minicik Gazze'ye yardım etmek için öğrenci velilerine mi muhtaç kaldı? Camilerde, meydanlarda, sokaklarda yardım toplanıyor zaten. Bunu okullara niçin sokuyorsunuz?" diyor.
Yazdıklarının hedefini bulmasından emin olmak için ise son salvosu şöyle:
"İnsan aklına gelenlerden utanıyor!."
Ruhat Mengi'nin Vatan Gazetesi'nde dün yayımlanan makalesi de Haluk Şahin'den geri kalmıyor.
Okullarda Filistin için saygı duruşu
Dün bir veliden, bir anneden aldığım mektup şöyle diyordu: "Bu sabah Milli Eğitim Bakanı'nın yeni bir sürpriziyle karşı karşıya kaldım ve şok oldum. Okullarda Filistin'de ölen çocuklar adına saygı duruşunda bulunulması için genelge yayınlanmış. Bir anne ve insan olarak yaşanan drama çok çok üzülmekle beraber bu yapılanı okulların siyasete karıştırılması olarak görmekteyim. Bu konuyu aynı okulun içinde beraber okuduğu Yahudi arkadaşları ile aralarında sorun yaratmayacak şekilde algılayacak bir yaşta değiller. Oradaki çocuklar doğal afet sonucu ölmüyor. Siyasi ve ekonomik çıkarlar nedeniyle çıkarılmış bir savaşın sonucunda ölen çocuklar için saygı duruşunda bulunmak taraf olmak anlamındadır ve çocuklar bu siyasete alet edilemez, bu yönde bir eyleme zorlanamaz."
Ne kadar haklı olduğunu görebiliyor muyuz acaba? Biz yıllardır PKK terörü altında binlerce gencimizi, çocuğumuzu, aileleri yitirirken herhangi bir ülkede saygı duruşu yapıldığını gördük mü?
Ayrıca BM'nin aldığı ateşkes kararının hem İsrail, hem de Hamas tarafından reddedildiği biliniyor. Yani ölen çocuklardan bizzat Hamas'ın kendisi de sorumlu ve savaşın devamını istiyor. O çocuklara karşı bizim kadar üzüntü duymuyor. Bu durumda bizimki Türkiye'nin aşırı Hamas destekçisi görünerek yaptığı hatanın, "kraldan çok kralcı" olmanın yanında bir de öğrencilerimizi siyasi taraf yapmak değil midir?
Milli Eğitim Bakanı da bakan olduğunu unutup "kişisel insanî kararlarını" okullara mı uygulatıyor?"
Biliyorum yine hepinizin aklından aynı kelimeler geçti.
Birkaç kelime de Oray Eğin ve Semih İdiz'e söylemek isterdim ama makale çok uzadı...
Dünkü makalemde "soykırımı tescillenen İsrail şu anda iki yönlü harekât yapıyor.
Biri askeri, diğeri psikolojik" diyerek dikkat çektiğim Siyonist liderler ile küresel işbirlikçilerinin medya ayağı bu olsa gerek!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




