Yazdığım ve bu köşede yayımlanan son yazımdan sonra, birkaç gündür yazı yazamaz oldum; şiddetli bir gribe yakalandım. Yazı yazamasam bile; birikmiş ve okumam gereken pek çok dosyayı okudum, haftalık seminerlerimizle ilgili hazırlıkları aksatmamaya gayret ettim.
Her şeyin bir bedeli oluyor. Bu karlı ve soğuk havalarda, Çorlu'daki "Ekonomik Sorunlar ve Çözüm Önerileri" konferansımızı, her şeye rağmen tehir etmeyip gerçekleştirince; bedeli üşütmek, hastalanmak ve grip oldu!..
Bunu şikâyet olsun diye yazmıyorum. Kesinlikle şikâyetçi değilim. Çünkü konferans öncesi, konferans zamanı ve konferans sonrasında o kadar güzel, verimli, bereketli gelişmeler oldu ki; ben kendi adıma söylüyorum, hepsine değdi.
Sözü şuraya getirmek istiyorum. Her şeyin bir bedeli var ve o bedeli ödenmedikçe, emek verilmedikçe, çalışılmadıkça hiçbir şey kendiliğinden olmuyor. Bu arada tabiat boşluk kabul etmediği için sizin yapmadığınız şeyi bir başkası başka bir şekilde dolduruveriyor.
Aynen "sömürü sermayesi"nin beş asırdır boşluğu doldurduğu gibi.
Demek istediğim o ki; sermayenin sömürüsünden şikâyet edeceğimize, biz bir şeyler yapmalıyız. Yaptığımızı da öylesine dört dörtlük yapmalıyız ki; biricik alternatif biz olmalıyız. Karanlıktan şikayet edeceğimize, kalkıp biz de bir mum yakmalıyız.
İnsanlık çare ve çözümler arıyorsa, biz de bu çare ve çözüm arayışlarına katılıp katkıda bulunmalıyız.
Eskiden ne oluyordu?
Eskiden "büyük sermaye" vardı.
Dünyanın ham maddelerini alıyordu...
Bunları Avrupa fabrikalarına götürüp işletiyordu...
Sonra ürettirdiklerini dünyaya mamul madde olarak satıyordu...
Bu büyük operasyonu gerçekleştirmek için başlangıçta dünyadaki altın ve gümüşü topladı. Para, insanlığın parası sermayenin eline geçti, piyasada para kalmadı, "kriz" doğdu, "ekonomik kriz" oldu!
İnsanlık ilk ekonomik krizle böyle tanıştı; sömürü sermayesi sayesinde tanıştı.
Sermaye bu yeni durum karşısında ne yaptı?
Sermaye bu sefer halka altınları verdi, işyerlerini satın aldı. Ekonomi yeniden canlandı. Para yine sermayenin eline geçti, ama yine "kriz" başladı, yine "ekonomik kriz" oldu!
Sermaye bunun üzerine "kâğıt para"yı icat etti. Karşılığı olmayan bu kâğıt para sayesinde insanları bedava çalıştırdı...
Kendi bastığı parayı yine kendisi "faiz" olarak geri almak istedi. Parayı geri çekmemek için karşılıksız parayı bastıkça bastı; halkı çalıştırdıkça çalıştırdı...
Bu arada kölelikten beter "işçilik" diye bir şey icat etti.
Ürettiği malı değerinin çok çok üstüne ve pahalı sattı.
Halkın pahalı malları alabilmesi için "faizle borç" verdi.
Bu sefer de yeni bir musibet doğdu, "enflasyon" oldu!
Enflasyon fiyat ve ücret anarşisine sebebiyet verdi.
Keynes anlayışından Fridman anlayışına geçti.
Sonuç: Yine "krizler", yine "ekonomik krizler", yine yeni başarısızlıklar...
Ne zamana kadar?
Çare ve çözümler bulununcaya kadar.
İşte bundan dolayı insanlık çare ve çözüm arıyor...
Bitmedi, aynı konuya devam edeceğim...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



