Milli Görüş ve Siyonizm-2
'Vaad Edilmiş Topraklar', Ortak Pazar (AB) Ve Siyonizm
Milli Görüş Hareketi'nin üzerinde en çok durduğu konulardan biri de, Ortak Pazarın (AB) bir Siyonist organizasyonu oluşudur. Milli Görüş'e göre Türkiye'yi ortak pazara sokmak istemelerinin üç sebebi vardır (1-3):
"1-İslam aleminin başı olan Türkiye'yi AB içine sokarak eritmek.
2- Ortak Pazar (AB'nin bir önceki aşamasındaki ismi) üç katlı bir ev olup en üst katında Siyonist sermayedarlar oturmaktadır. Orta katında Avrupalılar memur olarak çalışmaktadırlar. Alt kat uşak ve işçiler içindir. Türkiye alt kata uşak ve işçi olarak alınmak isteniyor.
3- Serbest ticaret esaslarına göre üye ülkelerin birbirinden mülk edinme hakları vardır. Bu yolla Türkiye savaşla değil parayla satın alınmak isteniyor."
Burada dikkat çekilmek istenen en önemli konu, AB ile birlikte Türkiye'nin topraklarının parayla satın alınarak işgal edileceğidir.
Milli Görüş Hareketi, Türkiye'yi ilgilendirdiği için 'Vaad edilmiş topraklar' varsayımı üzerinde aşırı bir şekilde durmaktadır. Büyük İsrail projesini ısrarla gündemde tutmaya çalışmaktadır (2,3). Milli Görüş Hareketi, Ortak Pazarla Büyük İsrail Projesi arasında 'Vaad edilmiş topraklar' varsayımından dolayı bir bağ olduğu inancındadır:
"Tahrif edilmiş İncil'de de Kayseri'ye kadar uzanan Asurilerin ülkesinin İsrail'e ait olduğu zikredilmektedir. Batı gerektiğinde İsrail'in bu projesine göz yumabilir. Ortak Pazarın iktisadi maksatlarının çok ötesindeki gayeleri ve maksatları mevcuttur. Bilhassa üye devletler arazilerini yabancıların satın almalarına açık tutmaları maddesi, Türkiye'nin birçok topraklarının art ve ileri maksatlı kapitalist dünya Siyonistleri tarafından rahatça ve çok ucuz fiyatla satın alınmasını da imkan dahiline sokabilir. Bu durum, Türkiye'nin İsrail'e bir vilayet olarak hazırlanması neticesini intac edebilir. Bu bakımdan bir sömürge olarak faydalanmak için Batı, Türkiye'nin müşterek pazara girmesini istemekte, dünya Siyonistleri bu girişi arkadan arkaya desteklemektedirler. İşte Ortak Pazar meselesine bu açıdan bakmak zarureti vardır." (1)
Abdülhamit'in düşürülmesi, Osmanlı'nın parçalanması ve Siyonizm
Milli Görüş Hareketi'nin üzerinde ısrarla durduğu konulardan biri de, Abdülhamit'in tahtan düşürülmesi ve Osmanlı Devleti'nin parçalanmasıdır. Milli Görüş'e göre bu iki olay Siyonizm'in operasyonları sonucu gerçekleşmiştir:
"Erbakan: Biliyorsunuz kapitalist nizam kurulduktan sonra para gücünü Syonistler ele geçirince, Teodor Herzel, Osmanlı'ya geldi. "Rusya ile harp ediyorsun. Sana para lazım. Al sana istediğin kadar para. Geri ödemeyeceksin. Sadece Filistin'de toprak satacaksın." dediğinde, Sultan Abdülhamit Han, Herzl'i kovdu. "Şehit kanı ile alınan vatan toprağı, para ile satılmaz" dedi.
O ne yaptı? Gitti kendini gönderenlere hesap verdi. Dedi ki "Bak ben gittim. Adam beni kovdu. Bu adam hayattayken sakın ha gitmeyin." Bu iş üzerine Herzel'e,"Git şuradan korkak herif. Senin yüzünden dinimizden mi vazgeçeceğiz?" dediler. "Ne diyorsun sen be! Sultan Hamit'i tahttan indiririz." Eee! Yerine bir başka Osmanlı çıkacak. O da müsaade etmez." Bu sefer, "Osmanlı Devleti'ni yıkarız." dediler. "Eee, Osmanlı Devleti'ni yıksan da İslam dini var. Müslümanlar İsrail'i kursak bile etrafımızı sararlar. Bizi denize dökerler" deyince de "100 yılda İslam'ı ortadan kaldırırız." dediler."
"Bundan dolayıdır ki önce bir defa Basel de bu 3 maddelik kararı aldılar.
H Sultan Abdülhamit tahtan indirilecek.
H Osmanlı yıkılacak.
H İslam ortadan kaldırılacak." (4)
Lozan ve Siyonizm
Lozan'da Türkiye'nin, Kürt ve Türk halkının kaderi gizli anlaşmalarla farklı bir şekilde çizildiği, daha sonraki uygulamalardan anlaşılmaktadır. Cumhuriyetin ilk başbakanlarından Rauf Orbay, hatıratında Lozan'da gizli bir anlaşmanın varlığına dikkat çekmektedir:
"İsmet Paşa anlaşıldığına göre, Lozan'da İngilizlerle gizli arabuluculuk rolü oynayan İstanbul Yahudi Hahambaşı Haim Naum Efendi'nin telkinleriyle, hilafetin artık ne şekilde olursa olsun, Türkiye'de devamına müsaade edilmeyip, derhal kaldırılması fikrini tamamen benimsemiş bulunuyordu... Daha önce Said Halim Paşa'ya halifeliği satması teklif edilmiş, o bu teklifi reddetmişti." (5)
Hahambaşı Haym Nahum'un Lozan'da yaptığı çalışmaya Büyük Doğu'nun yirmi dokuzuncu sayısında; (Bediuzzaman'ın Emirdağ Lâhikası (2) - Mektup no: 26 - s.1820 atfen) "Lozan'ın içyüzü" adlı makalede de dikkat çekilmektedir:
"Hayim Nahum müthiş plânının zeminini Amerika'da hazırladıktan sonra İngiltere'ye geçmiş ve hâlis yahudi olan Lord Gurzon ile temas ederek şu teklifte bulunmuştur:
"Siz Türkiye'nin mülkî tamamiyetini kabul ediniz. Onlara ben İslâmiyeti ve İslâmî temsilciliklerini ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum."
Haym Nahum'un Lozan'da İsmet İnönü ile Lord Gurzon arasında Hilafetin kaldırılması ve yapılacak devrimler konusunda özel, gizli bir diplomasi yürüttüğüne ilişkin bazı bilgiler Mısırlıoğlu'nun Lozan'la ilgili kitabında yer almaktadır (6).
Muhtemeldir ki Haym Nahum'la mutabakattan sonra İngiliz murahhas heyeti reisi Lord Gurzon, Türk delegasyonuna yeni bir teklif yapmıştır:
"Türkiye İslâmî alâkasını ve İslami temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulûs birliği etmiş olur ve Hıristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz."(6)
Türk murahhas heyeti başkanı İsmet Paşa bu konuda teminat vererek gizli anlaşmanın gereğini yerine getirmiştir:
"Eskiden beri kökleşmiş ve köhne engellerden, yani an'ane-i İslâmiyetten kurtulmak hususunda besledikleri azmin, inkâr edilmez delilidir." (6)
Lozan anlaşmasından sonra, İngiltere Avam Kamarasında, "Türklerin istiklâlini niçin tanıdınız?" diye yükselen itirazlara, Lord Gürzon'un verdiği cevap bu günkü sıkıntılarımızın nereden kaynaklandığını ve nasıl şekillendirildiğini göstermesi açısından önemlidir:
"İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları, mâneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz. Yani Mustafa Kemal ve İsmet'in verdikleri karar, Türk milletini İslâmiyet ve din cihetinden öldürmek kararıdır." (6)
Parlamento dışında geçmişte tartışılmış olan bu konuyu, 2000 yılından sonra Milli Görüş Hareketi tartışmaya açmıştır. Siyonizm'in Hayim Nahum aracılığıyla kurulacak devletin felsefi alt yapısını şekillendirdiği noktasından hareketle Lozan'ı yeniden gündem yapmıştır. Ayrıca Lozan'ı, İslam'ı yıkmak ve bu milleti parçalamak için yapılmış gizli yönleri olan bir anlaşma olarak kabul etmektedir:
"Erbakan: İslam'ı ortadan kaldırmak için ne yapacak? Bütün gücüyle çalışıyor. Üç türlü ortadan kaldırır İslam'ı Allah muhafaza buyurusun.
H Bir tanesi, yasaklamak suretiyle ortadan kaldırılır.
H İkincisi değiştirilmek sureti ile ortadan kaldırılır.
H Üçüncüsü ise ılımlı İslam diyerek aldatmak suretiyle ortadan kaldırılır.
Bunların hepsini de gerçekleştirmek için canla başla çalışıyorlar.
Bu plan Hayim Nahum Doktrini'dir. Lozan imzalanırken yalancıktan imzalandı. Asıl olanın Sevr olması planlandı.
Nedir bu doktrin;
H Anadolu insanını aç bırakacaksın bir,
H İşsiz bırakacaksın iki,
H Borca esir edeceksin üç,
H Dininden uzaklaştıracaksın dört.
H Böylece yumuşak lokma yapıp yutacaksın, bu kadar telafiyat vermeyeceksin, kolayca yutacaksın.
Hayim Nahum Doktrini bu. İşte 90 senedir üzerimizde bu doktrin uygulanıyor. Bu doktrini uygulamak için bildiğiniz gibi her türlü gayreti gösterdiler, bugüne kadar. Ama bu millet buna direndi." (4)
Ve bu millet bu tezgahı bozup parçalayacaktır.
Sonuç: Allah basiret, feraset ve nurumuzu artırsın
Milli Görüş Hareketi, büyük bir basiret, feraset ve cesaretle Siyonizm meselesini Türkiye'de Parlamento içi siyasetin gündemine sokmuştur. Bu yolla halkın bilinçlenmesine büyük bir katkıda bulunmuştur. Ancak meselenin felsefi boyutları üzerinde durmamış, meseleyi akademik bir üslupla ele almamıştır. Son derece sade bir şekilde mesele halk lisanına indirgenmiştir. Her şey konuşma lisanı ile aktarılınca ve belgeler zikredilmeyince akademik dünyada ve aydınlar arasında yeterli etki meydana getirilememiştir. Siyonizm'in faaliyetlerine ilişkin tüm iddiaların belgelendirilmesi inandırıcılık için zorunluluktur.
Her faaliyette Siyonist parmağı aranması, Milli Görüş Hareketi'nin propagandasında abartı olarak görülmektedir. İddia edilenlerin doğru olmasına karşılık propagandanın "dozaj yasasından" dolayı inandırıcılık meselesi ortaya çıkmaktadır. Propagandadaki dozaj kanununun ihlal edilmesinden kaynaklanan bir sorun söz konusudur.
Milli Görüş Hareketi, Siyonizm'i her türlü kötülüğün kaynağı görüp gösterirken; muhataplarının hatalarını, eksikliklerini, zaaflarını da dile getirmesi gerekmektedir.
Siyonizm'in gücünün kaynağı, örgütsel yapısıdır. Uzun vadeli bir stratejiye bağlı olarak mücadele etmektedir. Mücadelesinde süreklilik vardır. Dünya hâkimiyet hedefini öngören bir yapı, örgütsel yapısını, stratejisini buna göre kurmakta ve planlamasını buna göre yapmaktadır.
Siyonizm'in karşısında olan hareketlerin bu yönlerden değerlendirilmeye tabi tutulması, eksikliklerini giderip konumlanmalarına dikkat çekilmelidir. Bütün suçun Siyonizm'e yıkılması yanlış değil sadece eksiktir. Kuyu derin değil ip kısadır. Yapılması gereken ipi uzatmaktır. Kadroların, aydınların ve halkın dikkatleri bu noktalara yoğunlaştırılmalıdır.
İsrail'le Mavi Marmara olayı ile birlikte yaşananlar, Milli Görüş Hareketi'nin Siyonizm konusundaki tespit ve teşhislerinin ne kadar isabetli olduğunun bir göstergesidir. Türkiye'de herkesin bu noktada daha dikkatli olması, olaylara daha derinlemesine bakması, tefekkür etmesi tarihi bir sorumluluktur.
Allah basiret, feraset ve nurumuzu artırsın:
"Ey iman edenler, Allah'tan sakınıp-korkun ve O'nun Resulüne iman edin, size kendi rahmetinden iki kat (güzel karşılık) versin. Size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur kılsın ve size mağfiret etsin."(57 Hadid 28).
"Allah, kimin göğsünü İslam'a yarıp-açmışsa, artık o, Rabbinden olan bir nur üzerindedir, (öyle) değil mi? Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış olanların vay hallerine. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler."(39 Zümer 22)
Kaynaklar
1- Erbakan N., Milli Görüş, Dergah Yayınları, İstanbul,1975, S:235-270.
2- Erbakan'ın BasınToplantı Özetleri, İstanbul İl Teşkilatı Yayın No 3, 1990
3- Erbakan N., Türkiye'nin Temel Meseleleri, Rehber Yayıncılı, Ankara, 1991, S: 52,80-96,199
4- Erbakan N., Milli Kurtuluş Konferansları 1-4
5- Tan A., Kürt Sorunu, Timaş Yayınları, İstanbul, 2009, S: 180-210.
6- Mısırlıoğlu, K., Lozan Zafer mi, Hezimet mi?, İstanbul, Sebil Yayınları, Cilt 1,1971, S:268-277.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




