Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmeddin Erbakan Hoca'nın heyecan ve performansına hayran olmamak mümkün değil. En son, 15 Haziran Salı günü, D-8'lerin kuruluşunun 13. yılı münasebetiyle düzenlenen Çırağan Sarayı'ndaki toplantıda yaptığı konuşmasını dinledim. Adeta, dünyadaki bütün mazlum ve mağdurların sözcüsü gibiydi. Yeryüzünde huzur ve barışın nasıl sağlanacağı konusunu uzun uzun anlattı. 40 senedir söylediği sözlerin sonuna kadar takipçisi olduğunu bir kere daha gösterdi.
Erbakan Hoca, D-8'lerin, "İnsanlığın bekası bakımından zaruri ve hayati bir kuruluş olduğunu" söyleyerek "Bugün insanlığın düştüğü sefaletin facia noktasına geldiğini" anlattı. BM raporlarına giren "2 milyar insan kötü beslenmekte, açlık çekmektedir. 150 bin insan her gün açlıktan ölmektedir. Bunların 40 bini çocuktur. 1.5 milyar insanın içecek suyu yoktur" gibi sonuçları okuyarak Yeni Bir Dünya'nın kurulması zorunluluğuna işaret etti: "Mevcut global sistem iflas etmiştir. İnsanlar eşit değil. Ezenler ve ezilenler var. Zimbabve'de ortalama ömür 20 sene geriledi. Buna rağmen, Irkçı Emperyalizm, Zimbabve'yi daha nasıl sömürebilirim, hesabını yapmaktadır. Peygamberlerin insanlığa kazandırdığı hak anlayışına ihtiyaç var."
Hoca; açlık, zulüm, sömürü, baskı gibi problemler altında ezilen insanlığın acısını hücrelerine kadar hisseder gibiydi. Dert ehli ve sorumluluğunun şuurunda olduğu her halinden belliydi. Onun sözlerini dinlerken, IGMG Lyon Bölge Başkanı Erhan Özcan'ın söyledikleri aklıma geldi: "Hoca'ya bir toplantıda 'İleri yaşınıza rağmen neden bu kadar çalışma ihtiyacı hissediyorsunuz?' şeklinde yöneltilen bir soruyu 'Beni kurtar' diye uzanan elleri görüyor, daha fazla çalışma ihtiyacını hissediyorum' şeklinde cevaplandırmıştı."
Erbakan Hoca, insanlığın geldiği bugünkü noktayı tarihi perspektif ve ilmi örneklerle gözler önüne serdi. Beni İsrail'in 5767 sene öncesine dayanan ve Kabbala'da açıklanan amentülerindeki "dünya hakimiyeti" mücadelesini anlattı. Ticaret yolunu ele geçirmek için Hindistan'a yola çıkarılan Kristof Kolomb'un yanlışlıkla Amerika'ya gittiğini; orada altın ve mücevherler yerine Kızılderililerle karşılaştığını söyledi. Yahudilerin faiz yoluyla insanlığı sömürdüğünü; 19 Haçlı Seferi ve 2. Dünya Savaşı'nın Siyonizm'in dünya hakimiyeti elde etmek isteyişi sebebiyle yapıldığını ifade etti. 1991'den sonra NATO'nun, İslam'ın ortadan kaldırılması amacıyla görev yaptığını belirtti. D-8'ler bu sömürüye karşı "Hayır! Biz yok olmaya ve sömürüye razı değiliz" şeklinde haykıran bir infilak olarak ortaya çıkmıştır, dedi.
D-8 ülkeleri, her birinin nüfusu 50 milyonun üzerindeki şu ülkelerden oluşuyor: Türkiye, Bangladeş, Endonezya, İran, Mısır, Malezya, Nijerya, Pakistan. Bugünkü toplam nüfusu 1 milyarı geçiyor. Tüm Müslümanların yüzde 66'sı. Nüfus, toprak bütünlüğü ve imkanlar bakımından G-7 ülkelerinin kat kat üstünde. Erbakan Hoca, D-8'lerin fonksiyonunu şöyle anlattı:
"- D-8, huzur ve barışı hedefleyen bir kuruluşun çekirdeğidir. Bütün Müslüman ülkelerin katılımıyla D-60; tüm mazlum milletlerin dahil olmasıyla D-160 haline gelecektir. Bu, 5 milyar insanın zulüm ve sömürüden kurtulması demektir. Biz, 15 Ekim 1996'da D-8'ler için ilk defa bir araya geldikten sonra; 30 Ekim 1996'da Siyonistler "300'ler Meclisi"ni topladılar. "Ne yapıp edip Refah Partisi'ni iktidardan uzaklaştırmalıyız" kararını aldılar. Bugünkü noktaya Yalta Konferansı ile geldik. Yalta, zalimler toplantısıdır. Dünya Batılılar ve Siyonistlerin eline bırakılamaz. İnançları hatalıdır, dünyaya barış getiremezler. 2. Yalta Konferansı'nı Müslümanlar yapacak ve emperyalistlere müeyyide uygulayacak. Müslümanlara "Ne işin var İsrail'in, Batı'nın yanında? Bu, BM'den hayır gelmez. Niçin kendi BM'ni kurmuyorsun? Siyonistler Demokratur -halkın yönetime alet edilmesi- oyununu oynuyorlar. Halkın iradesine müdahale ediyorlar. Biz, halk iradesine sahip çıkacağız, diyeceğiz."
Ancak ince bir ferasetle anlaşılabilecek uluslar arası bir oyun, halkın anlayabileceği şekilde ancak bu kadar güzel anlatılabilir. Erbakan Hoca, Millî Görüş'ün gücünü anlatarak hükümete de seslendi: "Gazze saldırısı sırasında Çağlayan'da milyonluk bir miting yaptık, Davos'ta "One minute" dediler. Son yaptığımız mitingten sonra da "Ten minute"i oynuyorlar. Asıl güç Millî Görüş'tür. Halk sizi Saadet Partisi zannettiği için oy alıyorsunuz. Siz bir hiçsiniz."
"Sadece konuşur, iş yapmazsak sonuç alamayız" diyen Erbakan yürütme kurulu ve komisyonların çalışmasını önerdi. Doç. Dr. Sedat Çelikdoğan'ın verdiği teknik bilgilerden sonra yürütme kurulu ve komisyon çalışmalarına geçildi. Bundan sonraki ilk toplantıda yapılan çalışmaların raporlarının okunmasına karar verildi.
Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş da toplantıda yaptığı konuşmada "Kendi eksenimize, kendi medeniyetimize dönmek zorundayız. Çok büyük potansiyelimiz var" diyerek, "Büyük davalar ütopyalar üzerine gerçekleşir. Vizyonu olmayanlar somut bir adım atamazlar. Adil bir dünyanın oluşturulması bizim ütopyamızdır. Bütün gücümüzü bu iş için kullanacağız. Biz, bildiklerimizi yapacağız, Allah bize bilmediklerimizi öğretecek. AB ilk defa 1665'te telaffuz edildi. Çeşitli evrelerden geçerek bugüne ulaştı" sözleriyle Erbakan Hoca'nın anlattıklarına destek verdi.
ESAM Genel Başkanı Recai Kutan ise "D-8'ler hedefine ulaşsaydı, İslam dünyası bu ölçüde sömürülmeyecek, son yıllardaki işgal olayları yaşanmayacaktı" diyerek D-8'lerin öneminin daha da arttığını anlattı.
İnsanlığın bunaldığı bir dönemde, bir huzur ve barış reçetesi şeklinde uzatılan el olarak ortada görünen D-8'lerin bir an önce hedefine ulaşmasını diliyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




