2009 yılı "Darwin yılı" olarak ilân edildi. Dolayısıyla bu yıl "insan" üzerinde epey söz söyleneceğe benziyor. Din karşıtlığının yanı sıra inançsızlığı kendilerine "inanç" olarak seçenler tarafından, inanç ile bilim karşı karşıya getirilip, bilim "kutsanmaya" çalışılacaktır hiç kuşkusuz...
Daha, elle tutup gözle gördüğümüz "biyolojik insan"ı tanımakta sorunlar yaşarken, "niçin" ve "nasıl" merkezli "insanın kökeni"ni elle tutulur gözle görülür bir şekilde tespite çalışanlar, bilime cinayet işletmeye devam etmektedirler.
Elbette bilimsel alanda birtakım teorilerden söz edilecektir. Bundan daha doğal bir şey olamaz. Fakat teorileri, din karşıtlığı yapacağız diyerek kesin bilgi şeklinde sunmanın kimseye faydası olmadığı gibi en azından insan aklına, bilgisine de saygısızlıktır.
İnsan var oluşundan önce "evrenin varlığı" söz konusudur. Önce evren var olacak ki insan var olabilsin. Evren nasıl oldu? Bunun için de bilimin verilerinden hareket ederek "bilim felsefesi"ne yönelmek gerekecektir. Bilim felsefesi de bize evrenin "yoktan var edildiği" bilgisine götürmektedir. Yoktan var etme de "yaratma"dan başka bir şey değildir.
Allah, Kur'an'da maddî ve mânevî alanda insana somut bilgiler vermenin yerine ipuçları vermektedir. İnsan bu ipuçlarıyla aklını ve gönlünü kullanarak birtakım bulgulara ulaşacaktır. İnsan buldukça, fark ettikçe kendini bilecektir. Bu sebeple öncelikle Kur'an'da verilen ipuçlarına bakmak gerekir.
Meselâ Kur'an'da Havvâ adı geçmez, ancak Hz. Âdem'le (=Adam) ilgili âyetlerde onun eşi olarak bahsedilir (Bakara 2/35; A'râf 7/19; Tâhâ 20/117). Hz. Havvâ'nın nasıl yaratıldığına da değinilmez, eşi Âdem ile birlikte cennete yerleştirildikleri ve daha sonra cennetten çıkarıldıkları belirtilir (Bakara 2/35-38; A'râf 7/19-25; Tâhâ 20/117-123).
Kur'an'da Hz. Âdem'in topraktan yaratıldığı anlatılır (Âl-i İmrân 3/59). Diğer taraftan, "Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan Rabbinizden sakınınız" (Nisâ 4/1; A'râf 7/189; Zümer 39/6) âyetiyle insanın ve eşinin bir tek nefisten var edildiği anlatılır.
Burada geçen nefis kelimesiyle Hz. Âdem'in kastedildiği kanaatini paylaşan müfessirler, delil olarak da şu hadisi gösterirler: "Kadınlar hakkında hayır tavsiye ediniz (onlara iyi davranınız). Çünkü kadın eğri kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiğinin en eğrisi baş tarafıdır. Onu doğrultmaya çalışırsanız kırarsınız, hali üzere bırakırsan öyle eğri kalır. Kadınlar hakkında hayır tavsiye ediniz" (Buhârî, "Nikâh", 80; İbn Mâce, "Tahâret", 77).
Bu hadiste Havvâ'nın, Âdem'in kaburga kemiğinden yaratıldığı mânası anlaşılmıştır ki, Tevrat'a uygun düşen bu açıklama, İslâm bilginlerince kabul edilmemektedir (Münâvî, Feyzü'l-Kadîr, Beyrut, ts., I, 503). Hadiste verilen bilginin, kadınların hassas ruhî durumunu belirten mecazi bir ifade olabileceğine kani olanlar, bu hadisin yaratılışın kaynağından ziyade kadınlara karşı dikkatli ve nazik davranılması gerektiğini vurgulamaktadır.
Bazı müfessirler âyetteki nefis kelimesinin Hz. Âdem'i değil de, insanın aslı olan ilk canlıyı ifade ettiğini, bu canlının eşeysiz üreme ile tekâmül edip eşeyli üreme merhalesine geldiğini, sonra da ilk defa kendisinden üremiş olan dişisiyle birleşerek insanlığı meydana getirdiğini ileri sürerler (Süleyman Ateş, Yüce Kur'an'ın Çağdaş Tefsiri, İstanbul 1989, II, 189-193) (Ömer Faruk Harman, "Havvâ", DİA).
Elmalılı Muhammed Hamdi, "Doğrusu biz insanı en güzel biçimde yarattık" (Tîn 95 / 4) âyetinin tefsirinde, buradaki "en güzel biçim" (ahsen-i takvim) ifadesinin, insanın dik duran bir varlık oluşundan ahlâk, akıl ve irfan ile ilâhî hüsne erişmesine kadar, bütün güzelliklerden bir "kinaye" olduğunu söyler ve dış güzelliklere takılıp kalmamak, iç güzelliklerini yakalamak, zihnî, hissî ve ruhî kabiliyetlerle zeminden semaya yükselerek "güzeller güzeli"ni tanımak ve O'nun ahlâkıyla ahlâklanmak gerektiğini anlatır (Hak Dini Kur'an Dili, VIII, 5935 - 5937).
"Güzel" ve "güzellik"i birbirinden ayıran Elmalılı, "Şüphe yok ki, bu güzelliği yalnız maddî şekil ve kıyafette arayan hata etmiş olur. Yüzler ne kadar yaldızlansa da onda bir mehtap parıltısı olmaz; fakat mehtabı gören bir göz, hüsnü aşkı sezen bir göz vardır ki, güzellik ondadır. O güzellik sadece toprağa gömülmeye mahkûm maddî suretin değil, gönüllerde kaynayan ruhanî bir tecellinin cilvesidir. Hüsnü aşk zâhire dikilen bir suret değil, gönülde kaynayan bir mânadır" (Hak Dini Kur'an Dili, VIII, 5935-37).
Dik durmak, iki ayak üzerinde yürümek "insanlaşma"yı sağlamıyor. İnsanlar ahlâkî tabiatları ve eğitime yatkınlıkları bakımından beş kısma ayrılırlar: 1. Tabiatları tamamıyla iyi olup iyiliği yaşatma kudretinde olanlar. 2. İyi tabiatlı olmakla birlikte tesir gücü olmayanlar. 3. İyilik ve kötülüğü eşit derecede müsait tabiatlılar. 4. Kötü olmakla birlikte başkalarına kötü tesiri olmayanlar. 5. Kötü ve kötü tesirli olanlar. Haftaya devam edelim.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



