Hukuk ile ahlakı birlikte mütalaa ediyor sıkça ikisinin olmazsa olmazlarını dile getiriyorum. Hukuk olgusunun can suyu olduğuna inanıyorum.
İnsanın varlığı hukukla anlamlı.
Ahlak ise hukuku çerçeveleyen büyük daire. Ahlak alanını sınırsız tutmakta fayda var şimdi hangi ahlak diye bazı itirazlar olabilir. Bahse konu olan İslam ahlakıdır, diğer ahlak ekollerinin neler olduğu ilerleyen yazılarımda dile getirip olumsuz yönlerine işaret edilecektir. Milletlerin dil, ahlak ve hukukunun kendiliğinden doğduğu ileri süren düşünürler olmakla birlikte tarihi tecrübe ve akıl bunun böyle olmadığı şeklinde bilgiler vermektedir. Hiçbir kurum kendi başına önemli olarak anlattığım hukuk ve ahlak mevzunu şekillendiremez burada birliktelik esastır.
İnsanın varoluş sebebi nedir?
Çalışmak, bilgi, irfana ulaşmak, mutluluk, haz, elemlere düçar olmak, fetih duygusu anlamsızlık gibi sıraladığım özelliklerin insana ve topluma neler kazandığına bakarak cevaplar verebilir anlam zenginliği dile getirebiliriz. İnsanlar hayatlarının değişik evrelerinde saydığım bu özelliklerin bazılarıyla kendi varlıklarını ifade ederek hukuk ve ahlak tanımları yapmak durumunda kalıyorlar. Peki, insan bunların neresinde?
Sınırsız özellikleri yaşarken varlığımızın sınırlılığı bizleri ister istemez acı gerçeklerle tanıştırıyor elimizi kolumuzu bağlı kılıyor. Zaman bize sosyal hakların bir hududu olduğu gerçeğine ulaştırıyor. Modern zamanlar bizi bir başkası yani ötekine göre tanımlıyor acaba bu olgu hayat gerçeğine ne kadar uygun. Gelişmiş, ekonomik durumu çok iyi milletler için öteki adı verilen kitleler acaba bir mana ifade ediyor mu?
Hayır, bu nitelemenin esamesi bile okunmuyor çok uzaklara gitmeden yaşadığımız toplumda oluşan sınıflar için bu tanım ne kadar da abes oluyor.
İnsan tanımın değiştirilmesi şart!
Kendini ötekine göre ifadelendirmeyi olumlu bulmuyor dahası bunun yaşadığımız dünyanın en büyük tehdidi olarak anlaşılmasını istiyorum. Zenginleşen, tahakkümü artan insan, kibir, azamet ve ihtiraslarının esiri olarak bütün kadim değerleri bir çırpıda silip atmakta demokrasi geleneği adına bir anda on binlerce cana kıyıp çevreyi tahrip etmekten geri durmamaktadır.
Zalimin tanımladığı demokrasi insanlığın cehennemidir!
Tabii olan, yüreklere kök salan varlığı ezelden ebede bir armağan olarak gören bir anlayışın bütün kurumlarımıza yol göstermesi en büyük temennimdir!
Hukuku eşiğe taşımak
Hukuku çerçeveleyen ona anlam katan temel özelliklerin bilinmesi bir zorunluluktur. Tesadüflerin olmadığı bu alan bazı dengelerin gözetildiği değerlendirmelerin onlara göre yapıldığı bir yerdir.
Tabi hukuk, menfaat, his ve akıl olarak tespitlerini yaptığım hukuk dünyasının olumlu ve olumsuz dalgalanmalarının potası işte bu nirengi noktasıdır. Tabi bir hukuk vardır dünyanın her yerinde temel alanın tabi hukuka göre şekillendiğini görüyorum ama toplum halinde yaşayan fertlerin istismar ettikleri tabi hukuk belirli bir aşamadan sonra yerini bir başka sosyal olguya bırakıp gidebilmektedir. Tabi hukuk her zaman egemen olamamaktadır.
Menfaatin hukuk için direnç oluşturduğunu görebiliyoruz fertlerin menfaatleri gibi milletlerin de menfaatlerinin olduğu anlaşılmakta bu durum kavga ve savaşların kapısını aralamaktadır. Menfaatleri nerede durdurmalıyız? Bu sorunun cevabı her insan göre değişir ortak menfaat denilen olgu ile kendi içinde çelişkiler içerir.
Vicdanda yaşayan hislere gelince o büyük bir değer olmakla birlikte irfanla tanışmayan vicdanların yaptıkları zulümlerin örnekleri hafızalarda hâlâ canlıdır. Yaşadığımız bu yüzyılın iki büyük dünya savaşı milyonlarca insanın ölümü tabiatta meydana gelen ekolojik tahribatın sonuçları ortada değil mi? O insanları vicdansız olarak tanımlamak akıl kârı değildir peki vicdanları olduğu halde ortada olan bu vahşeti nasıl izah edeceğiz.? Akıl olgusuna gelince o hususta büyük filozof Kant'ın değerlendirmeleri yeni oluşumlar için önümüzü aydınlatmaya devam ediyor. Meraklısı Kant'ın üç formülle ifade ettiği büyük anlam yüklü düşüncelerine felsefe tarihinden ulaşabilir.
Akıl mihenktir.
Varlığımızda bulunan bu ilahi armağanın çileyle yoğrulup gönül haline getirilmesi en büyük arzumdur. Akıl terbiye edilirse kendi sorumluluk alanında ezelden ebede var oluş neşesiyle som sütun haline gelecek insan da tecelli eden kutsal esmanın tezahürleri her türlü kiri pası yıkayıp insan oluşumunu Zülcelalin eşiğine bırakacaktır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



