Değerli bir dostumuz sohbet esnasında, "zaman ilerledikçe, insan da değerini kaybediyor" demişti. Bu söz üzerine bir süredir düşünüyorum ve yaklaşık yirmi yılda geldiğimiz noktayı, hayatımızda nelerin değiştiğini, önceliklerimizin şimdi neler olduğunu anlamaya çalışıyorum. Sonuçta toplum olarak geldiğimiz noktanın pek de iç açıcı olmadığı, kazançlı gibi gözüktüğümüz bir noktada kaybettiklerimizin telafisinin bugün fazla mümkün olmadığı ortada. İlk gençlik yıllarımızda bütün meselemiz ümmetti. Ümmetin dertlerini kendimize dert edinmek ve bir çözüm yolu bulmak için kafa yormaktan başka düşüncemiz yoktu. Sadece hayata yeni atılmış biz gençler değil, takip ettiğimiz büyüklerimiz de aynı derdin etrafında düğümlenmişti. Yirmi yıl önce duyulan heyecanla şimdiki heyecanın aynı kapıya çıkmadığı, aynı atmosferi yansıtmadığı bir gerçek. Geçmişte eserlerini okuduğumuz, takip ettiğimiz şahsiyetlerin bugünkü çizgilerine şahit olunca, "meğer hepsi yalanmış" demek geliyor insanın içinden. Böylece, "insan değerini kaybediyor" sözünün de karşılığı ortaya çıkmış oluyor. Yaşanan süreç içinde insanlar, dünya hayatını önceleyen her şeyi yücelttiler. Buna karşılık ahireti olmayan bir hayat insanlara aşılanmaya başlandı. İnsanlar "değerli" olmak yerine "önemli" olmayı tercih etti. Derin bir kirlenme yaşanıyor; siyasette, ekonomide, sanatta, edebiyatta ve daha birçok alanda. Yaşananlar tamamen önceliklerin değişmesiyle açıklanabilir. İyiliklerin üstünü örten, kötülükleri cilalayarak meşrulaştıran bir hayatı topluma aşılayanlar, şimdilik başarılı olmuş gibi gözüküyor.
Geçmişte iki kişi biraya gelince, çok kıt imkânlara rağmen edebiyata meyilli iseler hemen bir dergi çıkarırdı. Böylece o dergi etrafında bir hale oluşur ve birçok gencin yetişmesinde okul vazifesi görürdü. Şimdi durum değişti. Artık bu işlerle uğraşmanın bir getirisi yok. Dergi çıkarmak mı? Ümmetin sorunlarına eğilmek mi? Geçin onları. Çünkü yapılacak daha "mühim işler" var. Şimdi bir araya gelenler önce bir ajans kuruyorlar, sonra da neler yaptıklarını gözlerimiz fal taşı gibi açılarak izliyoruz. İnsanın parayla imtihanı, makamla imtihanı, başka şeylerle imtihanı can yakarak devam ediyor. Bu yolda dökülenlerin fazlalığı, işimizin hiç de kolay olmadığını ortaya koyuyor. Modern hayatın konforuna alışan günümüz insanı, öncelik listesini farklılaştırmış gözüküyor. Bu listede kültür, sanat, edebiyat ve düşünceye rastlamak pek mümkün değil. Çünkü bir tüketim kültürüne sahip toplumlarda böyle kıymete değer işlerin olmasını beklemek hayal gibi bir şey. Türk toplumu özellikle son on yılda hızlı bir değişim ve başkalaşım geçirdi. Edep ve ahlaka dayalı işlerin toplumun gündeminden düşmesi, buna karşılık batının, toplumu rotasından çıkaran değerlerinin baş tacı edilmesi ve bütün bunların mütedeyyin camiaya ait isimler eliyle yapılmış olması işin vahametini ortaya koymaktadır. Ahlakı önceleyen ve ümmetin derdiyle dertlenen insanların parayla, makamla tanışması, aynı zamanda bir imtihanın da başlamasını sağladı. Ama görüldü ki, para ve makam yokken işin lafını yapmak çok kolaydı. İşin rengi, ateşten gömleği giyince belli oldu. Bu yolda her şeye rağmen istikametini bozmadan yürüyenler oldu. Buna karşılık bu yolda sürünenler, dökülenler, istikametini değiştirenler; kendileriyle birlikte toplumu da dönüştürdüler. Onca kötülüğe ortak edilen insanların çokluğu, imtihanın zayıf halkalarının fazlalığını ortaya koyuyor.
Geçmişte takip ettiğimiz ve altını çizdiğimiz birçok ismin bugün üstünü çiziyorsak, toplum olarak karşı karşıya olduğumuz sorunun büyüklüğü kendiliğinden ortaya çıkıyor. Ortaya şahsiyet koymak yerine başka şeyler koyanların ön sıraları paylaştığı bir ortamda, temiz kalmanın neye karşılık geldiği, toplum için neler ifade ettiği kelimelerle anlatılmayacak kadar önemli. Bunca olumsuzluğun ortasında bir çıkış noktası bulunacaksa sanatta, edebiyatta, siyasette "ortaya sadece eser değil, aynı zamanda bir şahsiyet koyan" kayda değer isimlerin önemsenmesiyle, takip edilmesiyle mümkün olacaktır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




