Nesnelerle boğuşurum zaman zaman. İlla beni yaz diyen dünya kadar maddi cisim...
Hemen her an içli dışlı olduğumuz bu emrimize amade şeyler, eğer isteklerine cevap vermezsem, sanki canlanıp, bana gönül koyacaklar zannederim.
Bu yüzden, ama iyi ama kötü, fakat teferruatı atlamadan, haklarında bir şeyler yazar çizer, hem o yazıyı, hem de canımın içi nesneyi bir kenara koyarım.
Hassas bir yüreğin görüntüsü olarak tavsif edeceğim bu yazılarımı kolay kolay yayınlamak da istemem.
Sanırım kıskanıyorum nesne yazılarımı. Herhalde kimselerle paylaşmaya kıyamıyorum. Biliyorum, bu iyi bir durum değil...
Konu nesnelerle boğuşmaktan açıldığına göre, şunu merak edebilirsiniz: Sizi şimdiye kadar en çok zorlayan nesne hangisidir?
Benden itiraf beklediğinizi tahmin ediyorum. Naza çekmeyeceğim, buyurun, söyleyeyim:
İngiliz anahtarı!
Bunun sebebini bilmiyorum, fakat ne zaman İngiliz anahtarıyla ilgili birkaç satır yazı yazmaya otursam, ne kalemim ne de klavyem, ilerlesin! Deyim yerindeyse, hem zihnim hem de elim, çakılıp kalıverir öylece...
Bu çakılıp kalma işi, sanki biraz da bu nesneyi ele almaya nereden başlayacağıma karar verememek şeklindeki zihni akıştan -akışsızlıktan- kaynaklanıyor.
Ciddi bir sıkıntı!
Böylesi durumlarda, bir çare olarak, İngiliz anahtarını tanımlasam diyorum, nasıl olur?!
Uzun ince bir sapı, ağız açıklığı ayarlanabilen bir düzenekle tertip edilmiş bir başı var!
Olmuyor, dört başı mamur bir tanım değil bu. Şunları da eklemeli:
Kullanışlı bir alet. Vidaları, somunları, muslukları ve musluk başlıklarını vb. takıp sökmeye yarayan bir alet! Ağız açıklığının ayarlanabilmesi, kullanılırlık alanını genişletiyor.
Bu arada, istediğiniz yerde tutup taşıyabilirsiniz onu. Ama en çok iş tulumunuzun arka cebinde!
İngiliz anahtarı kötü talihli bir nesne. Niçin mi? Çünkü kendisini yazarken beni zorluyor!
Şaka bir yana, onun bahtsızlığı kullanıldığı yerlerle ilgilidir. Her ne kadar biz onun kullanıldığı sahaya sıhhi tesisat adını münasip görsek de, bu saha daha çok banyo, tuvalet gibi kir pas yuvası mekânlara tekabül eder. Onun, sözgelimi mutfak gibi, ortak yaşanılan ortamlarda kullanılabilir oluşu bile, söz konusu pis ortamlardan ötürü, kaale alınmaz.
Bir de, ayarlanabilen ağız sisteminin zamanla dejenere olması, onu rezil rüsva bir hayatı müebbeden yaşamaya itebilir. İyi ama olur olmadık yerde her işe (her vidaya, somuna, musluğa, boruya!) burnunu sokmuş olması değil midir onu bu hallere getiren? Öyleyse cezasını çekecek...
İngiliz anahtarını, hem adındaki meymenetsiz İngiliz'den, hem de şu her şeye burnunu sokuşundaki ukalaca tutumundan ötürü nadan insanlara teşbih edesim gelir.
Bu benzetme biraz da benim ince eleyip sık dokuyuşumdan, teferruata hassasiyetle yaklaşıyor oluşumdan kaynaklanan bir benzetmedir.
Fakat malum olduğu üzere, her şeyin en iyisini bildiğini iddia edenlerin denîyane halleriyle, sözgelimi, "Efendim ben her vidaya somun takarım" der gibi kurum kurum kurulan İngiliz anahtarı -teşbihte hata olabilir!- sanki birbirinin yerine ikame olunabilecek halleri içermektedirler.
Bu ikame olma halinin kesişim noktası, dikkat edilirse ağızlarındaki bozulmadan kaynaklanır. Bu sapmayla birlikte, işi suiistimale yöneltirler...
İşte bu suiistimal affedilir bir suç değildir. Zira kastî -bile isteye- yapılan bir fikir ve eylem birliğinin sonucuna tekabül eder. İngiliz anahtarının suiistimali başından büyük işlere karışmasıdır. Mesela, sökemeyeceği ortadayken, küften kaynamış bir musluğu tesisatla birlikte sistemden söküp çıkarması yahut her yuvarlak şeyi boru olarak algılayıp üstüne atılması böyle bir şeydir.
Bu vaziyetteki bir hamakat sahibinin (ahmaklığa düşmüşün) suçu da emsaldeki gibidir.
Peki, bu suçun cezai bir müeyyidesi var mıdır?
Vardır. Fakat tafsilatlı olduğundan, cevap anahtarını ayrıca açıklayalım.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



