İsrail işgal devletinin Filistinlilere uyguladığı soykırım hakkında dokuz tane yazı yazdık. Bu onuncusu ve inşallah sonuncusu...
Atımızı ne kamuya ne de birinin çayırına bağlamadığımız için; yazılarımızı chat yapar gibi değil, cihat ruhuyla yazıyoruz. Bu ruhun, ara sıra gazetecilik diliyle çeliştiğini biliyorum. Olsun, varsın çelişsin.
Başbakan Erdoğan, milletten gelen taleplere "Bekâra karı boşamak kolay" diye cevap verdikten sonra; devamında şunu söyledi: "Hesabımızı iyi yapmak zorundayız."
Biz de bu yazıları, hesabımızı iyi yapmak zorunda olduğumuz için yazdık, yazıyoruz. Öyle ya, filden büyük fil avcısı var.
***
Suriye ve Filistin'de yapılan bazı gösterilerde Türkiye lehine slogan atılırken, bizlerin hükümetin tutumunu eleştirmesi, ilk bakışta tuhaf gibi görünebilir.* Bundan dolayı, bu partiye gönül vermiş kimseleri de kızdırabilir. Nitekim söz konusu partinin mensuplarından hoş olmayan e-mailler geliyor.
İçimizdeki Musevilerden de öyle... Mesela, yazılarıma sıklıkla "yorum" gönderen Musevi "vatandaşlarımızdan" biri olan Rina Eskenazi, bu kez şöyle yazmış:
"Sayın İbrahim Tenekeci,
Gayrimeşru, sağlığa zararlı, kafalara zararlı, beyni yıkanmış biri varsa, o da sensin. Kaç para alıyorsun sattığın kaleminden?
Bir okur
Rina Esnenazi"
'Bunların hepsi böyle' diye boşuna demiyoruz. Ya da "bunların dini-imanı para..."
İsrail işgal devleti, üç haftalık saldırı sonucunda; 410'u çocuk, 200'ü kadın, bir o kadarı da yaşlı olmak üzere, 1200'den fazla sivili katletmiş.
Kullandığı dehşetengiz silahlarla, çocukların etini kemiğinden ayırmış. Avuç içi kadar bir toprak parçasına sıkıştırdığı insanların üzerine tonlarca bomba atmış. Seçimle işbaşına gelenleri "terörist" ilan edip bakanlarını şehit etmiş ya da tutuklamış. Tutukladığı masum sivilleri "esir" diye bilinmeyen yerlere götürmüş ve onlara kim bilir ne yapmış? Buna benzer yüzlerce acı şey...
İşte bunlara itiraz edip karşı çıkıyoruz diye, Türk milletinin ekmeğini yiyip suyunu içen birinden gelen eleştiriye bakın! Irkından utanması gerekirken, şu yaptığı arsızlığa bir bakın!
Bakmamız gereken, sadece bu değil elbette.
Demeçlerine çoğu kez karşı çıktığımız, hatta kendisine kızdığımız Orhan Pamuk bile sonunda gerçekleri görmüş ve "Medeniyetler çatışması yok, düpedüz Müslümanları öldürüyorlar" diyerek, tepkisini ifade etmiş.
Her şey bu kadar kesin ve gözler önündeyken, Türkiye'yi yönetenlerin sürekli topu taca atması, "Müslümanlar kardeştir" diyenlerin kabul edebileceği bir şey değil.
Birleşmiş Milletler denilen zararlı ya da faydasız kuruluşun genel sekreteri ile İsrail işgal devletinin sözde başbakanının kadeh tokuşturduğu saatlerde iki şey oldu. Bir: İsrail işgal güçleri, Gazze'deki Birleşmiş Milletler okulunu vurdu. İki: "Başbakan Erdoğan, Birleşmiş Milletlere yüklendi."
Bu kuruluşun ne olduğu ve kimlere hizmet ettiği belli. Oradan bugüne kadar Müslümanlar lehine bir tane karar çıkmış mı? Hatırlayan varsa, lütfen bana da bildirsin.
Yine aynı saatlerde, Dışişleri Bakanımız da köpürdü ve "Bazı ülkelerin İsrail'e dur deme vakti gelmiştir" dedi.
Bunlar elbette "çok güzel hareketler..." Alkış da alabilir.
Ama bizden değil!
Önce Sayın Babacan'a bir soru: O 'bazı ülkelere' Türkiye niye dâhil değil?
Sonra da Sayın Erdoğan'a: Birleşmiş Milletlere yüklenmenin sizce bir anlamı var mı? Ama İsrail ile diplomatik ve ticari ilişkileri kesmenin çok anlamı var!
***
İsrail işgal devletinin sözde başbakanı Olmert, tek taraflı ateşkes kararını açıklarken öyle şeyler söyledi ki, herhalde insan olan herkesin kanı donmuştur. "Sözde ateşkesten" sonra, hükümetin denetimindeki Anadolu Ajansı'ndan da kanımızı donduran haberler geçiyor.
İsrail birlikleri Gazze topraklarından çekilmemişken, ambargo tüm acımasızlığıyla devam ederken, sokaklarda insan avı sürerken; işte devletimizin ajansından geçen haberlerden bir haber: "Ateşkesten sonra, Gazze'den İsrail'e roket saldırısı..."
Ne diyelim şimdi? Şunu mu: HAMAS mensupları, iyilikten ve barıştan ne anlar!?
***
Dokuz yazımızdan birinde, "Allah, böyle barışın belasını versin" demiştik. Buna da bir parantez açalım: İsrail işgal kuvvetleri, geçtiğimiz yıl, günlerce Güney Lübnan'ı vurdu. Sonuç: Yüzün üstünde şehit ve yerle bir olan yerleşim yerleri... Yıkılan köprüler, resmi binalar ve evler, trafolar, içme suyu ve haberleşme şebekesi, tamamen kullanılamaz hale gelen altyapı... Zararın kaç milyar dolar olduğu hâlâ hesaplanamadı.
Aynı tablo Gazze için de geçerli. İsrail, sadece çocukları ve kadınları değil, altyapıyı da kasıtlı olarak yok ediyor. Gazze'de yerle bir olmayan okul, cami, hastane ve resmi bina kalmadı. Evlerin de yarısına yakını oturulamaz hale geldi.
Böyle bir faciaya ve yıkıma yol açanların, hiçbir bedel ödemeden, zerre kadar hesap vermeden barış masasına oturması, doğrusu, canımı acıtıyor.
Utanmasalar, "savaş tazminatı" adı altında, bombaların parasını ve diğer masraflarını da mağdurlardan, o fakir fukaradan alacaklar!
İşte buna itiraz ediyorum.
* Başbakan Erdoğan'ın İsrail karşısındaki tutumunu eleştiriyoruz diye bize kızanlar, bazı Arap liderlerinin pasifliğini ortaya sürüyorlar. Doğrudur, mesela Hüsnü Mübarek'e göre, Erdoğan çok daha iyi bir performans sergilemiştir. Hüsnü Mübarek konuşmayarak; Sayın Erdoğan ise konuşarak hiçbir şey yapmamıştır.
Dipnotu biraz daha uzatalım. Mesela Adalet ve Kalkınma Partisi'nin İstanbul İl Teşkilatı, Gazze konusundaki duyarlılığını ortaya koymak için yol kenarlarına pankartlar asmış. Pankartta, vatandaşa hitaben, "Feryadı duyun" yazıyor. Sanki iktidar partisi konuyla ilgili her türlü girişimi yapıyor, cesareti gösteriyor, fakat vatandaş meseleye duyarsız kalıyor. Oysa yirmi gündür bunun tam tersi yaşanıyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




